Kendi düşüncelerimle başbaşa kalmıştım. Ne yapabilirdim ki şuanda? Elim kolum bağlıydı,bulunduğum odanın kapısı kilitliydi. Peki ama ben bunlar olmasa yine onu kurtarır mıydım? Bir katili? Buna inanmak istemiyordum ama ya doğruysa? Ya o cidden bir katilse? Ben bir katili mi sevmiştim? Eğer adamlar içeri girmeseydi bir katili mi öpecektim ya da bir katil ile... Aklıma gelenler yüzünden tüm bedenim kasılmıştı. Hadi ama! Ne olursa olsun onu istiyordum! "Belkide birini öldürdüyse bile yanlışlıkla öldürmüş olabilir" Diye kendimi avutmaya çalıştım. Hayır,o bir katil olamazdı. Yani en azından bile isteye yapmamıştı. Sokakta gördüğü hayvanları veterinere götürdükten sonra onlara yemek veren,yaşlılara yardım eden,hayır kurumlarına bağış yapan ve daha bunun gibi birçok iyiliği yapan birinin kötü biri olduğuna beni inandıramazlardı!
Kapı yavaşça açılınca bakışlarımı oraya çevirdim. Az önceki adamlar gelmişti ama yanlarında bu sefer onların patronu olduğunu düşündüğüm yani benimle konuşan aklıma saçma sapan şeyler sokan adam yoktu. "Ne istiyorsunuz?" Diye sorduğumda cevap vermediler. Acaba konuşamıyorlar mıydı? Ağızlarından tek bir kelime çıktığını dahi duymamıştım. Beni çözdüklerinde afalladım. Beni bırakacaklar mıydı?
Malesef sevincim birkaç saniye sürmüştü. Beni çözdükten sonra kollarıma girip zorla bir odaya sokmuşlardı. Kapıyıda ardımdan kilitlemeyi ihmal etmemişlerdi. Kapıyı açmak için uğraştım ama olmayınca pes edip arkama döndüğümde donup kalmıştım. O Minho değildi değil mi? Sadece ona benzeyen biriydi. Hayır,o olamazdı. Hayır!
"Minho!" Diye endişeyle bağırıp onun yanına koştum. Yerdeydi ve üstü başı kan içindeydi,baygındı. Gözlerimdeki yaşlar yüzünden onu bulanık görmeye başlamıştım. Direk nabzına baktığımda neyseki yaşıyordu. Çenesinden tutup kafasını bana doğru çevirdim. "Yalvarırım konuş benimle,lütfen" Diye yalvardım. Daha çok erkendi. Ağzı,burnu ve karnı yara almıştı. Ağzı ile burnundaki o kadar ciddi gözükmediği için karnını ellerim titreyerek açtım. Kahretsin! Onu bıçaklamışlardı! Daha çok ağlamaya başladım. Fakat,bir saniye? Bu da neydi? Karnında dikiş izleri vardı. Ama bayağı eski gibiydiler. Arkamdan birisi "Yoksa o çok sevdiğin Minho'cuğun sana dikişlerini anlatmamış mıydı?" diye alay edince sinirle arkama döndüm. Bu o adamdı! Patronları olduğunu düşündüğüm adam! Ayağa kalkmak istedim. Ama yapamıyordum. Hislerim,onlar gidiyordu... Yavaş yavaş yok oluyorlardı. Tutunup güvendiğim hislerim gidiyordu. Bunu fark ettiğim anda ona Minho'ya döndüm. "Lütfen,lütfen bırakma beni. Çok sonradan fark ettim ama hayatımda herhangi birisini istemiyorum,seni istiyorum." Bana cevap vermedi. Nefes alışları azalıyordu,rengi soluyordu. Hislerim gidiyordu,beni terk ediyordu. "Lee Minho! Yalvarırım bırakma beni!" Arkamdaki adam
"Ay ne kadar dokunaklı. Kalbim çıt,gözyaşım pıt." dediğinde sabrımın sonuna gelmiştim. Sinirle ayağa kalkıp onu yakasından tuttum ve duvara yapıştırdım. "Eğer o ölürse tek ölen o olmayacak! Duydun mu beni?!" Onu indirip bir tane yumruğu yüzüne geçirdim. Artık kendimi kontrol edemiyordum. Tekrar bir yumruk daha atacakken iki adam beni kollarımdan tuttu. Ve bir tane daha adam gelerek başıma bir silah dayadı. Patronları "Sizi aptallar yanlış kişiye silah tutuyorsunuz." deyince hepimizin bakışları ona dönmüştü. "Anlamadım efendim?" Diye sordu bana silah tutan adam. "Silahı bana ver." Diye emredince adam silahı ona verdi. Kurtulmak için çırpınsamda hiçbir işe yaramıyordu. Minho'nun yanına gidip silahı onun başına dayayınca donup kalmıştım. "S-sen! Sen bunu yapamazsın!" Dediğimde kahkaha attı. Komik miydi? "Öyle mi? Nedenmiş?" Dediğinde "Çünkü... Çünkü" demiştimki "Çünkü ne?!" diye bağırdı. Ses tonundan Otel Transilvanya'dan bir sahneyi taklit ettiğini anlayınca onun nasıl bir manyak olduğunu sorguladım. Birinin canını almak nasıl bu kadar kolay gelebilirdi? "O bir katil! Kardeşimi öldürdü! Anlamıyorsun değil mi? Çünkü o bir melek! Melekler insan öldürmez! Değil mi? Ama birşeyi unutuyorsun. Azrail'de bir melektir." Deyip tetiğe parmağını bastırınca. Tüylerim diken diken olmuştu.
Ve ondan sonraki herşey saniyeler içinde olmuştu. Bir köpek içeri girip yanımdaki adamlara saldırıp onları ısırınca adamlar beni bırakmak zorunda kalmıştı. Bir saniye bu,bu köpek Berry idi! Kafamı kaldırıp baktığımda üç tane kedinin o patron bozuntusuna saldırdığını görünce kahkaha attım. Bunlarda Soonie Doongie ve Dori idi. Direk Minho'yu kucağıma aldığımda "Hadi çocuklar buradan gidiyoruz!" diye bizimkilere seslendiğimde adamları bırakıp peşimden koşmaya başladılar. Acaba nasıl içeri girmişlerdi? Veya bizi nasıl bulmuşlardı? Galiba bunu asla öğrenemeyecektim.
Neyseki hızlı koşan biriydim ve onlarda yapılarından dolayı hızlıydı. Arkama bakınca Dori'nin olmadığını fark etmek beni tedirgin etmişti ama birkaç saniye sonra ağzında bir boxer ile gelince afalladım. "Bu da nereden geldi?" Diye sorduğum esnada arkadan patronun "Kahretsin gülmeyi kesinde bana bir don verin! Siz nasıl çalışansınız be!?" diye kızan sesini duyduğumda kahkaha attım. Bu kedide cidden iş vardı.
Sonunda oradan bayağı bir uzaklaşmıştık. Ve eve doğru gidiyorduk. Minho ise hâlâ uyanmamıştı. Kucağımda baygın halde yatıyordu.
Bir bank görünce çocuklarla birlikte biraz dinlenmek için oturduk. Yüzümü Minho'ya çevirip "Uyandığında bana olan biten herşeyi anlatacaksın Lee Minho." dedim. Daha iyi görünüyordu. Yolda ona pansuman yapmak iyi fikirdi. Hırkamı yırtıp karnına sarmıştım. Ve neyseki cebimde peçete vardı da onunlada kanayan ağzı ile burnunu silmiştim. Ayağa kalktım ve "Hadi gidiyoruz." dediğimde tekrar yola çıkmıştık.
Eve vardığımızda ilk işim onu yatağına yatırmak olmuştu. Bu beni kurtardığı zamanı hatırlatmıştı. Acaba neden o kadar oda varken beni kendi yatağına yatırmıştıki? Aklıma yine saçma sapan şeyler gelince donup kaldım. Bakışlarımı yavaş yavaş onun bedeninde gezdirdikten sonra yatağa baktım.
"Siktir! Soğuk bir duşa ihtiyacım var! Hemde hemen!" Deyip odadan çıkacağım esnada onun üstünü değiştirmediğimi fark ettiğimde yine bir küfür savurdum. O kanlı kıyafetlerle kalmamalıydı. Hatta vücudu kanla durmamalıydı. Evet onu hastaneye götürmemiştim. Evinde gereken herşey vardı ve benim de bu konuda bilgim vardı. Tıpa hep ilgi duymuştum. Sonunda bi ilgim bilgiye dönüşmüştü. Bıçak çok derine saplanmamıştı. Ama dedikleri gibi teni hassastı bu yüzdende bayılıp kalmıştı. Karnındaki dikiş izi yıllar geçtikçe büyümüş gibi görünüyordu. Önceden daha küçük olmalıydı. Acaba sebebi neydi?
Düşüncelerimden sıyrılıp onu kucağıma aldım. Kası olmasına rağmen bu kadar hafif olması garip geliyordu. Banyoya götürüp üzerini çıkarmaya başladım. Yaptığım pansumanıda açınca üst bedeni tamamen açıktaydı. Tam pantolonunun fermuarını açarken elimi tutunca yerimde sıçradım. "Ne yaptığını sanıyorsun?" Diye sordu zoraki. Hâlâ canı yanıyordu,bu sesinden belliydi. "Duş alman ve bana herşeyi en küçük detayına kadar anlatman gerekiyor." Dediğimde bana boş boş baktı ve "Sadece çık." dedi. "Bak kendi kendine duş alamazsın çok zorlanırsın." Diye ısrar ettim. "Sen mi beni yıkayacaksın?" Diye sorunca yüzü kızarmıştı. "Yani senin kedilerinin birini yıkamayı bildiğini sanmıyorum. Henüz Berry'de bilmiyor. Yani bu durumda evet ben yıkayacağım." Diye cevap verdiğimde gözleri vücudumda dolaştıktan sonra yutkunup "Birlikte mi yıkanacağız?" diye sorunca donup kaldım. Bir ona birde duşakabine bakıp aklıma bazı senaryolar getirince yerimde kaskatı kesildim. "Amacın ne?" Diye sorduğumda "Bilmem onlar gelmeseydi senin amacın neydi?" diye okları bana çevirince susmuştum. "Biliyor musun ben en iyisi çıkayım sen kendin yıkan." Deyip kaçmaya yeltendim. Onunla biraz daha aynı yerde durursam hiç iyi şeyler olmayacaktı. Beni bileğimden tutup kendine çekti ve "Teşekkür ederim." dedi. Gözlerindeki güveni görünce iç çektim ve "Birşey değil" diye cevap verip oradan çıktım. Kapıyı kapattıktan sonra yatağa oturdum ve bir iç daha çektim.
Onunlayken ona odaklanamıyordum bile. Herşeyi beni kendine çekiyordu.