Avustralya'yı hep sevmişimdir,fakat nedense içimden bir ses buradan gitmem gerektiğini söyleyip duruyor. Nedenini bilmiyorum,gerçekten bilmiyorum fakat gitmem gerek. Hislerim her zaman doğru çıkar ve onlara hep güvendim ne olursa olsun ben herkes gittiğindede herkes geldiğindede onlara tutundum. Hislerime...
Buradan gidiyorum ve hiçkimse bana engel olamaz. Zaten gitmem onların işlerine gelir herhalde. Sonuçta akrabalarım annemlerin ölümüne benim sebep olduğumu düşünüyorlar. Onlara hiçbir zaman gerçekleri anlatamayacağım. Belkide hiçkimseye...
Noel'e sadece birkaç gün kaldı ve ben uçağımın kalkmasını bekliyorum ilk defa Avustralya'da yılbaşını kutlamayacağım,bu beni üzüyor ama malesef insan her zaman mutlu olamaz. Bir süre daha bekledim ve evet sonunda uçak kalktı. Şimdiyse önümde büyük bir bilinmezlik vardı.
"Vaay" diyebilmiştim sadece. Kore çok... çok ışıklıymış! Ah gözlerim... Ve dedikleri kadarda güzellik takıntıları varmış,sanırım beni kimse sevmez herhalde yani şu tipime bir bak! Pinokyo kadar bir buruna sahibim. Oram yamuk buram biçimsiz! Tanrım buradaki erkekler niye bu kadar yakışıklı olmak zorunda?! Yönelimimi sorgulamama sebep oluyorlar!!
Sonunda kendimle olan savaşıma son verip önceden kiraladığım evime doğru yürümeye başladım. Evet bir ev kiralamıştım. Avustralya'da iken internetten güzel bir ev kiraladım! Hatta bir işim bile var!! Yani... kısmen daha seçmelere katılmadım... Planım şarkıcı olmak ve umarım yapabilirim. Her neyse şuan bunlar önemsiz şeyler canım. Neyseki Korece biliyorum,küçükken farklı dillere ilgi duymam sonunda bir işime yaradı.
"Hadi ama... Nereye geldim ki ben?" Evet şey.. 2 DAKİKADA İNSAN NASIL KAYBOLUR?! İnanamıyorum kayboldum! Şuan bir ara sokaktayım ve lanet olsunki şuan akşam vakti! HATTA GECE!! Saat gece dokuzu gösteriyor ve biz kıştayız! Banyo yapmış yavru kuş gibi titriyorum... Aslında kolay kolay üşümeyen biriyimdir çünkü vücudum bayağı sıcak fakat hâlâ hava değişimine alışamadım... Avustralya her zaman sıcak bir ülke olmuştur yani Kore ile uzaktan yakından bir alakası yok... Bir saniye? NE DİYORUM YA BEN?! "Bak Chris şuan kayboldun. Kendine gel. Akşam vakti. Her an bir köpek senin üzerine atlayabilir. Ve bu senin Kore'deki ilk ve son günün olur." Dedim kendi kendime.
Etraf karanlık olduğu için yavaşça dümdüz bir süre yürüdüm ve bazı sesler duydum. Hadi ama korkmamam lazım! Sadece bir kedidir yaa...
SADECE BİR KEDİ DEĞİLMİŞ! "Siz kimsiniz?" Diye sordum çaresizce 5 veya 6 kişilerdi pek ışık olmadığı için seçemiyordum. Sadece bir tane sokak lambası vardı ve onlarda lambanın ışık vurmayan tarafındaydı. "Hadi ama Christopher Bang. Bizi hatırlamadın mı? Biz senin 'aile'niz bu yaptığın çok ayıp." Dedi alay ederek. Aile kelimesine özellikle vurgu yapmıştı. Ses çok tanıdıktı. Kimdi bu? Veya bunlar? "Kusura bakmayın ama çıkaramadım. Kimsiniz acaba? Ve eğer tanıdıksanız lütfen yardım edin. Kayboldum da... Hehehe" Dedim çaresizce. "Ah! Tabii ki sana yardım ederiz! O da soru mu??" Dedi pekala ama kimdi ki bunlar? Arkadan birisi "Hadi onu 'gerçek evi'ne götürelim." dedi pis pis gülerek. Gerçek evi kelimesine vurgu yapmıştı. Bir şeye vurgu yapmasalar olmaz mıydı? Zaten aklım karman çormandı!! Ve sonrasında hepsi bir adım öne atarak ışığın altına geçtiklerinde sonunda anladım kim olduklarını.
Yüzüme nefretimi çok iyi yansıtmış olmalıyımki en öndeki ve benimle ilk konuşan adam "Bize öyle sinirli bakma Chris. Biz senin dostunuz." dedi. Benimle dalga mı geçiyordu bunlar?! Tüm ailemi almışlardı! Bir tek onlar vardı! Ve artık sırf bu katiller yüzünden onlarıda kaybetmiştim! İnsan hayatı başkalarının elinde olamazdı,olmamalıydı! "Sizler...katilsiniz! Bir avuç dolusu katilden başka birşey değilsiniz!" Onun karşısına geçip sinirle omuzlarından ittim ve"Evimi,dostlarımı,ailemi herşeyimi aldınız!" diye haykırdım. Yanındaki sakallı ve esmer adam tam karşıma geçti, "Hoop ağır gel delikanlı. Emin ol sonunun o aptal ailen gibi olmasını istemezsin. Hemde hiç." dedi tehtid dolu bir tonla. Tamam şimdi cidden çıldırmıştım. Şiddete asla meyilli biri değildim ama hak edene cezasını vermek gerekirdi. Yüzüne yumruğumu aniden geçirince diğer herkes afallamıştı. Kimse benden böyle birşey beklemiyordu sanırım. Aslında bende beklemiyordum. Bir tane daha vuracaktımki iki tane iri yarı adam beni kollarımdan tuttu. Az önce vurduğum adamda kanayan ağzını tutarak karşıma geçti ve bir yumruğu yüzüme geçirdikten sonra yakamdan tuttu,yüzüne yaklaştırdı ve "Bunun bedelini ödeyeceksin!" diye haykırdı. Daha ben ne olduğunu anlayamadan bana vurmaya başladılar ne kadar sürdü bilmiyorum. Ama bana saatler gibi gelmişti. Sadece birkaç dakikaydı büyük ihtimalle ama bana saatler gibi gelmişti. Sonrasındaysa liderleri olduğunu düşündüğüm adam yakamdan tuttu ve bir çöpmüşüm gibi beni yere fırlattı. Bayılmak üzereydim. Etraf neden bulanıktı? Bunların sayısı mı artmıştı ne? Sonrasındaysa biri daha geldi yani sanırım. Pek seçemiyordum. Pekala sanırım kafama bayağı ağır bir darbe almışım. En son hatırladığım şeyse bir adamın bana doğru eğilip "Merak etme,herşey yoluna girecek." demesiydi.