🌺🌺
ŞEHİT
POLİS MEMURU
Altay Demir
D.T. 28 EYLÜL 1973
Ö.T. 17 OCAK 2006
RUHUNA FATİHA
Avucumun içinde ki toprağa bakarken mezar taşındaki yazı üzerinde gözlerim dolaştı. Babamın mezarlığına çoğukez gelirdim. Bazıları için korkulu biryer olan mezarlık benim için yıllar önce korkulacak biryerden çıkmıştı.
Dakikalardır buradaydım ama tek kelime etmemiştim. İzmir'e gitmeden önce onunla vedalaşacaktım. Buraya geldikçe uğrardım ama şimdilik vedaya gelmiştim. Onun aksine benim vedam kısa süreliğineydi.
Sıcak havaya rağmen soğuk toprağa ve mezar taşına dokundum. Belki de bana öyle geliyordu. Sadece bana soğuktu.
Benim babam sıcacıktı ama bu toprakta o sıcaklık yoktu.
"Baba" her konuşmamda olduğu gibi sesim yükseldi. "Ben İzmir'e gidiyorum" dediğimde hızla ekledim "Ama fırsat burdukça buraya gelip yanına geliceğim" dedim üzülecekmiş gibi. "Sen her zaman yanımdasın ama mezarına gelip seninle konuşmak başka" sıcak havaya rağmen mermer soğuktu.
"Kızın Açelya mezun oldu baba"
"Hep ne olacağımı merak etmiştim. Çocukken bunu düşünürdün. Tıp kazandığımı öğrendiğimde ilk sana söylemiştim. Mezarına gelerek" derin bir nefes verdim ama göğsüm sıkışıyor gibiydi. Yıllar geçsede acım geçmemişti.
"Psikiyatrist olmak zormuş. Tıp bitdi ama şimdi 4 yıllık uzmanlık eğitimi için İzmir'deki hastaneye gidiceğim" dedim ona her şeyi anlatırken mahkumların olduğu kısmı söyleyip söylememe arasında kaldım ama benim ondan saklayacak bir şeyim yoktu.
Eğer yaşasaydı ona her şeyimi anlatabilirdim. O her şeyi ona anlatan bunda sakince görmeyen bir kız yetiştirirdi, yetiştirdide.
"Hastanenin bir katında mahkumlar tedavi görücek. Büyük bir güvenlik alındı biz iyi olucağız. Ecrin ve Afra'da bizimle olucak" onları babama bahsetmiştim.
Yüzümü toprağa yaklaştırdım, dudaklarımı kuru toprağın üzerine bastırdım "Seni seviyorum baba" dedim kısık ama hafif bir tebessüm ile.
***
Hayatı hedeflerimizle yaşardık. Her zaman ulaşmak istediğimiz bir hedef vardı. Her gerçekleşen, başka bir hayal için bize kapı aralardı.
Her yer yeni bir heyecan, her an başka bir his oluştururdu. Şuan ki hislerimin tarifi yoktu. Hayalimin gerçekleştiğini gün geçtikçe görüyordum.
6 yıllık tıp fakültesini bitirmiştim. Başlarken zorlansamda beni ayakta tutan hayalimdi.
Psikiyatrist olmak.
Tıp kazanmak çaba isterken okumak bambaşkaydı.
6 yıl tıp bitmişti önümde 4 yıl uzmanlık eğitimi vardı. 10 yıllık bir süreçten sonra psikiyatrist unvanına sahip olabilecektim.
Güzel şeyler zordu veya biz zor şeyleri sevdiğimiz içindi.
Gün batarken odamda loş bir ortam oluşmuştu. Hazırlayıp duvarın önüne koyduğum bavullarım makyaj masamın yanındaydı. Ben ise aynada hâlâ kendime bakıyordum.
Saçımı bağlayıp bağlamamak arasında kalmıştım. Elimde ki tokayı yatağıma attım. Açık kahverengi gözlerimi kıyafetimde dolaştırdım , koyu kumral saçımı geriye savurdum önüme gelmemesi için.
Saçım uzun olduğu için yoruyordu ama ben kesmeye kıyamıyordum. Belime uzanan saçlarım bana huzur veriyordu. Saçıma olan sevgimi bazıları anlamasada.
Misal ikizim.
Poyraz daha uzun saç ve kısa saç arasında ki denklemi kurmaya çalışıyordu. Yatağın üstünde ellerini geriye koymuş bana bakıyordu ve saçımın çok uzadığını söylüyordu.
"Bu kadar saç muhabbeti yeter" diyerek ona doğru döndüm. Kahvelikleri bana bakarken üstünde yeni aldığı pijama takımı vardı. Kendisi yeni uyandığı için gündüz ve gecenin farkında değildi.
"Açelya ben çok stres yaptım" mızmızlanarak kendini yatağıma bırakıp yattı. Elleri karnına gitti "bak stresten karnım ağrıdı" dedi bana göstererek.
Yeni uyandığı için dağınık olan kahverengi saçları alnında dağılmıştı. Yatağa ilerleyip yanına oturdum "Biraz sakin ol. Gözünde bu kadar büyütme" dedim onu sakinleştirmeye çalışarak.
Bende heyecanlıydım ama Poyraz'ın bir haftadır evde heyecan içinde dolaşması üzerine onunla uğraşmak zorunda kalmıştım.
"Aynı değil!" yerinde doğruldu, karşıma geçip bana döndü "Okulda öğrenip sınava giriyorduk. Ama orada uygulamalı görüceğiz; psikiyatristler, hastalar, mahkum hastalar ve daha niceleri" gülümsedim biraz haklıydı ama bu kadar abartması fazlaydı.
Türkiye'de yeni açılan bir hastaneydi. 6 ay olmuştu ama bu süreçte en iyi psikiyatristler, uzman psikologlar ve mesleğinde başarılı kişileri bünyesine katmıştı. Diğer hastanelerden daha farklıydı.
Hastane İzmir'de , şehrin içinden uzakta büyük bir araziye yapılmıştı. Etrafı uzun duvarlarla ve tellerle kapatılmıştı. Aslında kendi içinde bir şehir gibi yapılmış büyük bir yerdi.
İçerisinde çalışanların kalıcağı bina, hastaların kaldığı bina ve spor için ayrı bir bina yer alırken büyük bir bahçesi vardı. İçerisinde ağaçlık yerler, çiçeklerin olduğu bahçe hatta arazi içerisinden geçen nehir bile vardı. Dediğim gibi kendince bir şehirdi aslında.
Durumu ağır kişileri tedavi amaçlı alıyorlardı. Aynı zamanda yeni çıkan yasaylada 2 aydır bir katlarında mahkumların tedavisiyle ilgileniyorlardı. Mahkumların katı sadece onlara özeldi, kimseye ve diğer hastalara zarar vermemeleri için çok fazla önlem alınmıştı. Kendi kuralları olan bir hastaneydi Zakkum Hastanesi.
Şuan deneme aşamasındalar çünkü suçluları aynı ortamda tutmak kolay olmicaktı. Oluşabilecek büyük bir olaydan sonra mahkumların bu tedavi süresi sonlandırır ve hepsi ayrı hastanelere gönderilecekti. İki aydır bir sorun olmamıştı. Profesörler, alanında uzman kişiler ve özel kuvvetlerin çalışmaları sonuçu katı dizayn etmişlerdi.
"Poyraz" ellerini tuttum sıkıca "Biz her şeyin üstesinden geldik bugüne kadar ve bugünden sonra da bu hep böyle olucak. Biz çok başarılı psikiyatristler olucağız" dedim. Sözlerim işe yaramış gibiydi, gözlerinde bir aydınlanma görmüştüm.
"Nereye gidiyorsun?" dedi üzerimde göz gezdirerek. Başımda laf anlatırken hazırlandığımı farkedememişti. "Afra'lara gidiyorum. Bu gece orada kalıcağım" dedim.
Afra ve Ecrin bizim yakın arkadaşlarımızdı. Gerçi benim için daha çok yakınlardı. Poyraz'la didişmeleri aklıma geldiğinde istemsizce güldüm.
Onlarla fakülteden arkadaştık. Üniversitede Ecrin ve Afra'yla aynı bölümdeydik. İlk Ecrin'le tanışmıştık, o çok sosyal bir tip olduğu için tanışmamız çabuk olmuştu. Daha sonra Ecrin ev ücretini karşılayamadığı için bir ev arkadaşı arıyordu. Bu süreçte Afra'yla tanışmıştı.
Beraber aynı evde kalırken dördümüz çok fazla takılmaya başlamıştık. Afra ve Ecrin çok zıt karakterler olsada nasıl aynı evde kalabildikleri meçhul bir olaydı.
Afra ilk zamanlar soğuk davransa da zamanla bize alışmıştı. Üniversiteyi bitirdikten sonra uzmanlık için hepimizin aklında yeni açılan hastane vardı. Bu da bizim ayrılmayacağımızın göstergesiydi.
Hastaneye hazırladığımız dosyalarımızı göndermiştik. Okul başarılarımızın ve dosyamızın etkisiyle dördümüz de hastaneye kabul edilmiştik.
Yaz gelmişti ve biz artık İzmir'de olucaktık. İstanbul'a ise veda etme durumunda kalıcaktık.
Ayağa kalktım "Sabah görüşürüz." saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım "Ben sabaha kadar uyumayı düşünüyorum" dedi ve odasına gitmek yerine benim yatağıma uzandı.
Haziranın ılık esen rüzgarı açık pencereden eserken çantamı tekli koltuktan aldım. Elimle eteğimi son kez düzelttim.
Poyraz'ı odada bırakarak çıktım. Merdivenlerden inerken televizyondan çıkan Müge Anlı'nın sesi kulağıma geliyordu.
Salona göz ucuyla baktığımda annem televizyona dalmış görünüyordu "Anne ben gidiyorum" diyerek seslendim . Tamam anlamında elini salladı ama kafasını televizyondan çevirmedi.
Salonu es geçerek mutfağa girdim, birşeyler atıştırıcaktım. Dolabı açtığımda kutunun içindeki çilek dikkatimi çekti. Zamanım olsaydı çikolata yerdim ama şimdilik çilekle idare ederdim. Küçük kutuyu elime aldım.
Dolabın kapağını örttüğümde ağzımdan korkuyla bir çığlık kaçtı. Gülçin teyze yüzünde pembe maskesiyle iri gözlerini bana dikmiş bakıyordu.
"Kız noğluyor?" dedi. Baş parmağımı dişimin arasına aldım, diğer elimde ise çilek kutusu vardı. Bu halde insanın karşısına çıkılır mı teyze ya dedim kendi kendime.
"Çilek maskesi korkma kız" dedi cilveyle göz kırparak.
Mutfağa hızla giren Itır bize baktı "Ne oldu? Niye çığlık attın" bir elinde oje tutuyordu, diğer eli ojeyi sürdüğü için havadaydı .
Üstünde pijama takımı vardı, saçı ise ev topuzuydu. Anne kız hallerine baktım, teyzem gerçekten kendine göre bir kız doğurmuştu.
"Bir an korktum" dedim onlara sırtımı dönerek tezgaha geçtim. Suyu açıp çileği yıkarken teyzem "Sadece çilek maskesi, cilde çok iyi geliyor. Sanada vereyim sende sür" dedi.
Yıkadığım çileklerle onlara döndüm "Ben bu haliyle iyim" diyerek çileği gösterdim. Sen bilirsin der gibi omuz silkti.
"Açelya sana oje süreyim mi? Hem yarın hastaneye gidiceksin, çok güzel görünür" diyerek omzunu cilvekar şekilde hafif salladı.
"Kız sus. Açelya gidip hastayı mı kendine aşık edicek" diyerek teyzem Itır'ı uyardı. Ardından bana döndü "sen oradaki doktorlara dikkat et Açelya. Siz ne diyordunuz ha psikiyatrist. Şöyle boyu boyuna posu posuna bir psikiyatrist bul" dedi.
Ben onları dinlerken Itır söze girdi "Filmlerde ve kitaplarda oluyor ya iyi kız suçlu oğlana aşık olur ve sonra..." sözünü kestim "Neyse ki ne filmdeyiz ne de bir kitap da" dedim.
Yanlarından kaçar gibi giderken çıkış kapısına gelmiştim. Evden çıktığımda güneş batıyordu ama hâlâ hava aydınlıktı.
Evimiz iki katlı müstakil bir evdi. Güzel bir mahallenin içindeydik. Yoldan tek tük arabalar geçerken ben kaldırımdan yürümeye devam ettim.
Kutuda ki çilekleri bir taraftan yerken sakinliğin ve bu güzel havanın tadını çıkarıyordum.
Teyzem kocasıyla boşandıktan sonra Antalya'da yaşamaya devam ediyordu ama çoğunlukla bizdeydiler. O evde Annem, Poyraz ve benden ibarettik babam öldüğünden beri.
Teyzemde yılın çoğunda neredeyse hepsinde bizimleydi. Boşandıktan sonra Itır'la yaşamaya devam etti. Itır üniversiteyi buraya tutturduğunda tamamen buraya yerleştiler, bizim eve.
İyi anlaştığımız için sıkıntı etmiyordum, aslında tam tersi teyzem tam olarak bizim kafamızdandı. Biz İzmir'e gittiğimizde annem yalnız kalmamış olucak, Itır ve teyzem yanında olucaktı.
Kızların apartmanına geldiğimde çileklerimde bitmişti. Evlerimizin arası yürüme mesafesinde olduğu için ya ben onlardaydım yada onlar bizde.
Elimdeki plastik kutuyu çöpe atıp apartmana girdim. Merdivenlere yöneldiğimde sadece bir kat çıkmam yeterliydi. Karşımdaki kapıyı çaldığımda, kısa süre beklemiştim.
Kapıyı Ecrin açmıştı. Sarı saçlarında maşa sarılıydı, üstünde ise toz pembe şort takımı vardı. Bana sarıldı "Hoşgeldin kuzum" kollarını çekip birkaç adım gerilediğinde ben içeri girdim. Salon hemen kapının girişinde olduğu için salonla karşı karşıyaydım.
Ecrin kapıyı kapatırken ben ikili koltuğa oturdum, Ecrin'de yanıma oturduğunda eline aldığı törpü ile tırnaklarıyla ilgileniyordu. Çaprazımda ki tekli koltukta oturan Afra, elindeki telefonunu bırakıp bana döndü "Hoşgeldin Açi" dedi.
Genelde gülmeyen düz bir yüz ifadesine sahip olduğu için mimiklerine takılmıyordum. Siyah gözleri ifadesinin daha sert gösteriyordu, insanlar ona soğuk desede biz alışmıştık.
Siyah omzuna gelen saçlarına gitti elleri. Hafif düzelttiğinde bana döndü "Niye öyle baktın?" dedi göz kırparak.
Eğer erkek olsaydı kesinlikle olacağım kişi Afra'ydı.
Farklı bir aurası vardı, soğukkanlılığı, zekası, güzelliği ile dikkat çeken biriydi.
Bölümde de onu farkeden olmuştu ama Afra hiçbirini kabul etmemişti "Bir erkeğe ihtiyacım yok" demişti.
"Heyecanlı mısınız?" dedim çünkü ben zaman yaklaştıkça daha da stres oluyordum. Evde Poyraz'ı sakinleştirmek için söylediklerimi birinin bana söylemesi gerekiyordu.
Ecrin yerinde doğruldu "Gezmek, yeni insanlar tanımaktan bahsediyorsan bu fikir hoşuma gitti bile" diyerek ilgisinde ki konuya yöneldi "Yakışıklı psikiyatristler var mı acaba?" diye kendi kendine fikirde bulundu ama biz duymuştuk.
"Herkes kendi ekmeğinde" dedi Afra, Ecrin'e bakarak.
Dayanamayarak ayağa kalktım, ortada volta atmaya başlarken iyice heyecanlanmıştım.
"Kızlar ben heyecandan bayılacağım galiba" dedim ellerimi üst üste koydum, iyice sıcak basmıştı bana.
"Bayılma birde ayıltmakla uğraştırma" dedi Afra. Ecrin ona döndü "Sen ayıltmıyorsun ki bana ayılttırıyorsun" diyerek onunla uğraştı. Afra beyaz teninin üzerinde çekik gözlerini kıstı "Geçen ben ayıltmıştım" dediğinde Ecrin histerik bir kahkaha attı "Açelya böcek gördüğü için bayıldığında mı?" dediğinde Afra başını salladı onaylayarak.
Ecrin işaret parmağını ona uzattı "Kıza resmen tokat attın!" dedi korkulu bakışlarla "Ne var işe yaradı sonuçta" diyerek omuz silkti Afra. Ecrin tabi dercesine başını salladı "Tıpı boşa okuduk zaten" dediğinde Afra'dan cevap eksik olmadı "Doğal yöntemler" dediğinde Ecrin hızla bana döndü "Eğer bayılırsam sakın beni Afra'nın eline bırakma. Güzel yüzümde bir tokat iziyle uyanmak istemiyorum" dediğinde güldüm kısa bir an.
Bana tam olarak bunların rahatlığı lazımdı.
Elimle kendime yelpaze yaptım "Kuzum bir dur benimde başım döndü" dedi Ecrin elini alnına götürerek "Sen istiyordun ya orada eğitim almayı. Biraz sakin ol herşey güzel olucak. Hayatı akışına bırak, zaman aksın sen yaşa. Zaman akmak için var. Bir bakmışsın orada aylar geçiçek, artık oraya ait olup, alışacağız."
Ecrin'in sözü bittiğinde Afra ile ben ona döndük "Sen böyle cümleler kurabiliyor muydun?" dedi afra. Ecrin eliyle saçını geri attı kahkülleri alnında dağılırken "Ne sandın karşında Ecrin duruyor" dedi bir edayla.
Koltuktan kalkıp ikimizin karşısına, televizyonun önüne geçti. Hafifce öksürdü, yüzüne ciddi bir ifade koydu "Merhaba ben psikiyatrist Ecrin Yaman" dedi başını dikleştirerek.
Bende olduğum yerde elimi iki yana açtım "Ben psikiyatrist Açelya Demir" dedim Ecrin'e ayak uydurarak. Sıra Afra'ya geldiğine ona gözlerimizi diktik.
Rahatsız olmuşcasına "Bu unvanı almamız için önümüzde 4 yıl var" dedi. Ecrin hemen söze girdi "Hayal kurmamız için önümüzde belli bir süre yok. Hadi mızıkçılık yapmada bize eşlik et seni huysuz" Ecrin'in ikazıyla derin bir nefes verdi.
Ayağa kalktı "Psikiyatrist Afra Kılıç" dedi olur mu dercesine bize baktı. Hızla koşup koynuna atladığımda elleri belime gitti "Düşüncesine bile bayıldım" dedim ona sarılıyken resmen zıplıyordum.
Ellerimi boynuna sıkıca sarılıyken Ecrin yanımıza geldi "Bana yok mu?" dedi kollarını açarak. Afra'dan ayrılarak onun boynuna doladım ellerimi.
Afra'nın boyundan dolayı parmak uçlarımı kaldırırken, Ecrin'de böyle birşeye gerek yoktu. Aramızda birkaç santim vardı.
Ecrin'den ayrıldığımda Afra'yla ikisine baktım "Bu grubun en duygusalı benim" dedim. Ecrin "Öyle, sen tezcanlı ve duygusal bir kızsın ama çok tatlısın" dedi yüzünde ki gülümsemeyle. Afra sadece gözlerini hafif kapatıp açtı ama ben anladım.
Hepimiz koltuklarımıza geçtiğimizde Ecrin tırnağına oje sürmeye başladı. "Sanada sürmemi ister misin?" dedi gözleriyle tırnağımı işaret ederek. "Hayır, Itır bana oje sürmek için tutturuyor birde başkasının sürdüğünü görürse sürekli benimle uğraşır" diyerek reddettim.
Itır'a göre kendisinin sürdüğü oje bana bol şans getirecekmiş, bu yüzden gitmeden önce kendisinin süreceğini söyleyip duruyordu.
"Yiyecek bir şey yok mu?" dedim stres açıktırmıştı "Çikolatalı pasta v..." Ecrin sözünü bitirmeden ben mutfağa ilerledim. Mutfak ve salon iç içe olduğu için hızlı davranmam sorun olmuyordu.
Ecrin "Var dolapta" diyerek cümlesini tamamladığında ben çoktan dolabı açmıştım. Tabakta iki dilim vardı. Tabağı aldım çekmecelerden birini açtığımda çatalımıda almıştım.
"Çikolatayı bağımlılık haline getirmiyor musun?" dedi Ecrin, elimde pastayla yanına tekrar oturduğumda.
Pastayı iştahla yerken başımı sağ sola hafifce salladım "Ben sadece çikolatayı seviyorum. Hem çikolata mutluluk hormanlarını arttırıyormuş" dedim. Afra "Belli" dedi gülüşüme bakarak.
"Aşkta sevgi hormonunu arttırıyor. Bilmem anlatabildim mi?" dedi Ecrin imayla, Afra ile bana bakarak. "Çikolata şimdilik bana ve hormonlarıma yeterli" dedim. Pastayı yemeye devam ederken.
"Aşk diye bir şey var. Biraz kalp kapılarınız açılsın" dedi biraz yükselerek. Pastayı bitirdiğimde ortada ki masaya koydum "Senin gibi sürekli sevgilimiz mi olsun?" dedim.
Koltuğa yaslandı, sarı saçlarını parmağında dolandırarak çevirmeye başladı "Yani sürekli değilde, bir tane olsun" dedi.
"Acaba sen sadece bir kişiye sadık kalabilecek misin?" dedi Afra bir kaşını havaya kaldırarak. Ecrin omuz silkti "Ben birlikte olduğum erkeğe sadığımdır. Şuana kadar kimseyi aldatmadım sadece ayrılmak istediğimde bunu onlara söyledim ve ayrıldım."
"Ee Berk'e ne oldu?" dedim en sonki sevgilisinden bahsederek "Hangi Berk?" diye bana döndü "Mimar Berk" diyerek hatırlattım.
Aydınlanma gelmiş olucakki hatırladı "Onunla ayrıldım. Ben İzmir'e gidiceğim o ise İstanbul'da kalıcak. Mesafe ilişkisi bana göre değil" dedi bu konuda ciddiydi.
"Hadi dışarı çıkalım, sahile gideriz" Ecrin ayağa kalktı itiraz etmemizi bile beklemeden odasına gitti saçında ki maşalardan kurtulmak için. Bende ayağa kalktığımda Afra eline sadece telefon almıştı.
Ecrin önden giderken ben arkasından çıktım, Afra ise kapıyı kilitledi. Merdivenlerden indiğimizde apartmandan çıktık.
Hava kararmıştı ve sokak lambaları yanıyordu. Kaldırımdan ilerlerken ortalarına ben geçmiştim, sağımda Ecrin, solumda ise Afra vardı.
Yaz akşamının ılıklığı vardı havada. Bir süre yürüdüğümüz de bir tane dükkanda durdum "Dondurma alalım" dedim.
Dükkana girdiğimizde dondumamızı alıp ödememizi yaptık. Çikolatalı dondurmamı yerken Afra'ya döndüm. Elini burnuma götürdüğünde burnuma bulaşmış dondurmayı sildi "Temiz ye" diyerekte uyardı.
Sohbet ederek yürürken sahilin kenarındaydık. Kayalıklara oturmuş sohbet eden çiftler, arkadaş grupları vardı. Kulağıma müzik sesleri gelirken ileride bir kalabalık vardı.
Müziğin olduğu yere geldiğimizde durup onları izledik. Çimenin üstüne oturan gençler çalıp söylerken etraftan gelen kişiler dans ediyorlar veya izliyorlardı. Yaz filmi yada dizilerinde olan bir sahne gibiydi görüntü.
Ecrin'in elimi tutup beni kalabalığın içerisine çekmesiyle kendimi müzik eşliğinde dans ederken bulmuştum. Ecrin ellerimi tutarak dans ederken bende ona uyum sağlayarak eşlik ediyordum.
Sırtımı Ecrin'e dayadığımda kıvrak haraketlerle kıvırmaya başlamıştım. Ecrin'in ise benden arda kalan bir yanı yokdu. Müzik haraketli olduğu için daha çok haraket alanı sunuyordu.
Ellerimi havaya kaldırıp bileklerimi çevirdim, kendi etrafımda dönerken Afra'nın bize tuttuğu telefonu farkettim. Ellerimi indirerek hafif geriye eğildim. Omuzlarımı haraket ettirirken ellerimlede uyum sağlıyordum.
Kahkahalarımın içinde kameraya göz kırptım. Ecrin elimi tutarak beni kendi etrafımda çevirdiğinde hafif geriye giderek dans etmeye devam ettim. Müziğe eşlik eden kahkaha seslerim kulaklarımı dolduruyordu.
...
Koltuğun üstüne serdiğim çarşafları iyice düzelttim. "Bir şeye ihtiyacın varmı?" dedi Ecrin eline aldığı bir bardak suyla bana baktı "İyi geceler" dedim.
O odasına geçerken mutfağa girdim. Işıklar kapalıydı, büyük camlar ve balkona çıkan boydan cam sayesinde eve giren ışıklar loş bir ortam sağlıyordu.
Üstümde kedili pijamam vardı. Buraya sıkça kalmak için geliyordum, bu yüzden burada kalan kıyafetlerim vardı.
Sıcak çikolatamı yaptığımda cama ilerledim. Boydan sürgülü camı açıp balkona çıktım. Küçük bir balkonda olsa, küçük bir masa ve üç sandalye vardı, diğer taraf ise boştu.
Demirliklere dayanıp etrafa baktım. Balkonun baktığı yer kalabalık evlerle dolu değildi bu yüzden daha ferah ve güzel gösteriyordu. Bir taraftan sıcak çikolatamı içerken Afra ve Ecrin'in bana attıklarına baktım.
Yolda yürürken çekildiğimiz fotoğrafları Biz Bize isimli grubumuza atmıştı Ecrin. Afra ise Ecrin ile dans ederken çektiği videoyu atmıştı. Dans ederken çekilen videoyu insagram hikayemde paylaştım Afra ve Ecrin'i etikletliyerek.
Bu grubu Ecrin üniversitenin ilk yılında kurmuştu sadece Ecrin, Afra ve ben vardık. Poyraz'ı eklememiştik kendi aramızda konuşacaklarımız olucağı için.
Kahvem bittiğinde salona geri girdim. Mutfağa geçtiğimde bardağı sudan geçirip kuruladım ardından yerine koydum. Evde iki oda vardı Afra ve Ecrin'in kaldığı, bu yüzden ben geldiğimde salonda ki koltukta yatardım.
Üstüme çarşafı örtüp gözlerimi kapattım. Kalbimin hızlı attığını hissediyordum. Yarın için heyecanlıydım.
🌺
"Poyraz makineyi yüzüme değil saçıma tutucaksın" dedim onu uyararak. Ben yatağımda otururken o hemen arkamdaydı "Tamam" dedi ve daha dikkatli bir şekilde eline aldığı saçlarıma kurutma makinesini tuttu.
"Açelya elini kıpırdatma lütfen" Itır elindeki beyaz ojeyi tırnağıma yaklaştırdı sürmeye devam ederek.
Itır oje süreceğini söyleyip duruyordu bende Ecrin'lerden sabah erken gelip duş aldım. Saçım uzun olduğu için çoğu kez kurutmaya üşeniyordum, arada Poyraz'a kurutturuyordum.
Annem kapıdan içeri girdi karşıma geçtiğinde dolu gözlerle baktı "Ne kadar büyüdünüz, burada koşup kavga ettiğiniz günleri hatırlıyorum" dedi.
Poyraz "Sen ağlama anne. Biz hâlâ kavga ederiz, sen ağlicaksan kurutmayayım saçını" diyerek anneme takıldı. "Devam et" dediğimde ise bu sefer tarağı eline aldı.
Saçımı yavaşca tararken Itır'ın işi bitmişti. Annemin ağlamaklı halinden dolayı ayağa kalkıp onun koluna girdi "Arzu teyze gel biz aşağı inelim. Anneme yemeklerde yardım ederiz" diyerek onu odadan çıkardı.
Gidiceğimiz için annem duygusaldı. Poyraz saçımı taradığında yanıma oturdu "Çok üzülüyor" dedi annemin bu haline. "Öyle ama alışıcak, üstümü değiştiriceğim, sende git giyin" onu odadan çıkardıktan sonra gardırobumun üstünde asılı beyaz elbiseyi aldım. Beyaz rengi severdim.
Ayağıma beyaz, ince bilekte ipi olan, topuklu ayakkabımı giydim. İnce topuğu sayesinde daha zarif duruyordu. Yüzüme hafif makyaj yapıp saçımın ise ön tutamlarını arkadan bağladım.
Boynuma inci kolyelerimden birini takarken ona uyumlu inci bir küpe taktım. İncileri severdim , belki biraz fazla olmuştu ama içime sinmişti.
Kitaplığıma ilerlediğimde raftaki kutuyu aldım. İçini açtım, babamın bana verdiği pusula ve beraber çekildiğimiz birkaç fotoğraf vardı. Fotoğrafları çıkardığımda birkaç tanesine göz attım.
Bir fotoğrafda salondaki koltukta babam oturuyordu, Poyraz ve bende iki yanına oturmuş kameraya gülümsüyorduk. Başka bir fotoğrafda emniyetteydik, babam polis üniforması içindeydi ben ise hemen yanında sıkıca elini tutuyordum, başımda ise babamın üniformasına ait şapka vardı.
Bir fotoğrafda sadece ben vardım, yüzümü kameraya yaklaştırmış sırıtıyordum, aslında kameraya değilde fotoğrafı çeken babama gülüyordum. Başka bir fotoğrafda bahçedeydik, annem ve babam yan yana otururken ben babamın yanında dizine dirseğimi dayamıştım, Poyraz ise annemin yanında ona başını dayamıştı, hepimiz kameraya bakıyorduk.
Fotoğrafların hepsinde 8 yaşından küçüktüm çünkü fotoğraflarda babam vardı.
Yedi yaşımdayken babam ölmüştü. Ölüm haberini aldığımızda evde yas ortamı olmuştu. Devamı ise hatırlamak istediğim şeyler değildi.
Pusulayıda elime aldığımda kutu boşalmıştı. Kapalı yuvarlak gümüş pusulaya baktım kısa süre.
Kutuyu tekrar yerine koyarken parmaklarım pusula üzerinde dolaştı. Babam öldüğü gün vermişti, kaybetmemem gerektiğini ve saklamamı söylemişti.
Ben İzmir'e gidiyordum o da benim ile birlikte gelicekti. Pusulayı açtım, yön gösteren sadece bir ok vardı, pusulanın içinde yönler yazılı değildi. Sadece bir yön ve bir ok vardı.
Pusulayı ve fotoğrafları çantama koydum böylesi daha güvenliydi.
Kapı çaldığında "Gel" dedim şarj aletimi komidinden alırken odaya giren annem tebessümle bana bakıyordu. Elimi tutup yatağa oturttuğunda ağlicağını düşündüm. Annem duygusal ve biraz ağlayan biriydi, aslında benim annemden aldığım en büyük özelliğim de buydu, onun gibi duygusaldım.
Dudaklarında soluk ama gururlu bir gülümseme varken ağlamadı. "Açelya'm benim güzel kızım" elleri saçlarımın içinde dolaştığında gözlerimde durdu bakışları "İlk defa sizden bu kadar uzak olucağım, biliyorum bunu kariyeriniz için yapıyorsunuz. Bunda sorun görmüyorum" dedi yanlış anlaşılmak istemeyerek.
Yılların yorgunluğunu sahip bakışları gözlerimden ayrılmıyordu. Aralarına beyazların yer aldığı benim saçlarımın aksine soluk saçları omzundaydı. Babamın ölümü onda hem psikolojik hemde fiziksel büyük yaralar bırakmıştı.
Büyük aşkının ölüm haberi soğuk karanlık geceye damgasını vururken benim annem bir daha hiç eskisi gibi olamamıştı. Eski annemi görememiştim, kendi psikolojisini toplayamazken bizimle teyzem ilgilenmeye çalışmıştı. Gözlerimin önünde yıkılışını izlemiştim yıllarca.
"Dikkatli ol lütfen, bir kayıp daha yaşamak istemiyorum" dedi buruk sözlerle. "Siz birbirinize emanetsiniz" bu konuşmayı Poyraz'ada yaptığından emindim.
Ellerini ellerimin arasına aldım sıcak bir sesle "Anne biz iyi olucağız hem sık sık uğrarız ben seni ararım konuşuruz. Kızlarda orada olucak" dedim onu rahatlatmak isteyerek. "Kızlarada iyi bakın sakin ayrılmayın, hepinizi önce Allah'a sonra birbirinize emanet ediyorum" Ecrin ve Afra'nın aile durumu biraz karışıktı annem ne olduğunu bilmesede hep ikisinede bir anne gibi yaklaşmıştı.
"Çalışmaya gidiyoruz bu kadar abartmasan mı?" dedim gülerek. "Olsun içimde garip bir his var, bir korku bir endişe" dediği yüzü düştü. İlk defa ondan bu kadar uzağa gidiceğimiz için endişeliydi.
"Orada ki mahkumlara dikkat et güzel kızım" dedi uyararak.
"Tamam bu kadar dram yeter. Aşağı in sen, geliceğim birazdan" yanağına bir öpücük bıraktığımda odadan çıkmıştı.
O gitmişti ama ben bir süre oturdum başımı tavana dikip düşündüm öylece. Ayağa kalktığımda masamdan bir siyah kalem aldım. Aynaya dikkatle bakarak elmacık kemiğime küçük bir kuş çizdim. Dolgun oldukları için güzel bir görüntü oluşturmuştu. Kanatlarını açan kuş özgürlüğe uçar gibiydi.
Odadan çıkıp merdivenlere ilerledim. Kapının yanında Poyraz ve benim bavullarım vardı, Poyraz'a indirtmiştim. Mutfağa girdiğimde Poyraz masada oturuyordu.
Önünde çilek ve çikolata vardı. Çileği çikolataya sürerek yiyordu. Onun dışında kimse yoktu mutfakta.
Yanına geldiğimde bende sandalyeye oturdum "Diğerleri nerede?" dedim. Poyraz üstüne beyaz bir gömlek giymişti bu da uyumlu olmamızı sağlamıştı "Masayı bahçeye hazırlıyorlar."
Bahçemiz büyüktü yazın orada yenilen yemekler keyifli oluyordu. Bende Poyraz'a yemede eşlik ederken kapı çaldı. Çileği ısırdığımda hafif güldüm.
"Ne oldu?" diye sordu "Teyzem çilekli maskeyle dolaşıyordu o geldi aklıma" dedim, o da güldü "Sende mi gördün?" ikimizde gülerken Ecrin'in sesiyle kapıya döndüm "Bakıyorumda ikizlerin kayfi yerinde"
Üstünde mavi bir elbise vardı, yüzünde ki makyajını es geçmemişti. "Hadi herkes dışarıda, yemek yiyeceğiz siz burada çilek çikolata yiyorsunuz. Gülçin teyze görmesin yoksa yaptığım yemeği yemiyorlar diye konuşur" dedi.
O önden giderken bizde ardından mutaftan çıktık. Salondan geçip bahçeye çıktığımızda masa hazırlanıyordu. Haraketlenmeli bir ortamdı. Afra'ya baktığımda bir sandalyeye oturmuş istünde siyah bir tulum vardı. Beyaz teni ortaya çıkmıştı, bende yanına geçip oturdum.
Benim yanıma Poyraz, onun yanına ise Ecrin oturmuştu. Annem, teyzem ve Itır ise karşımızdaydılar.
Öğle yemeğini birlikte yemek istemiştik daha sonra havalimanına gidicektik.
"Umarım vedanızı yapmışsınızdır. Vedaları sevmem. Şimdi sarılmalar filan" dedi yüzünü hafif buruşturarak. Bu haraketi o hariç hepimizi güldürmüştü.
Masanın etrafında sohbetler, gülüşler, şakalar dönerken ben her şeyi zihnime kazımak ister gibiydim.
Hayatın bize ne getireceği veya ne götüreceği belli olmuyordu. Bu mutlu halimizi zihnime kazımak istedim, silmemek üzere.
🌺
İzmir'e gidiyorduk.
Uçak kalkış yaparken ben cam kenarına geçtim yanımda Ecrin varken arkamızda Afra ve Poyraz vardı.
Herkes kendi halinde takılıyordu, ben ise camdan gökyüzünü izliyordum.
Ecrin gözlerini kapamış uyuklarken Poyraz camdan dışarıyı seyrediyordu. Ben heyecanla neler olucağını düşünürken Afra sakince kitabını okuyordu. Aynı yere giden farklı yolculardık.
Bizi ne beklediğini bilmiyordum ama bildiğim birşey vardı;
Biz bu uçakta gidiyorduk ama bu uçağa geri bindiğimizde hayatımız geride bıraktığımız gibi olmicaktı. Gidenlerle gelenler bir olmicaktı.
🌺




