Saat 21.37.
Zeynep, odasının penceresinden dışarı bakıyordu. Yağmur ince ince yağıyor, sokak lambalarının ışığı ıslak kaldırımlara vuruyordu.
Elindeki telefonda aynı mesaj açıktı.
"Senin yıllardır ölü bildiğin ablan yaşıyor."
Bu cümle zihninde dönüp duruyordu.
Ablası...
Çocukluğundan hatırladığı tek şey, annesinin yıllar önce anlattığı o korkunç kazaydı. Ailesi, ablası Elif'in o kazada hayatını kaybettiğini söylemişti. Hatta Zeynep'e gösterdikleri bir mezar bile vardı.
Peki, bütün bunlar yalan mıydı?
Yaşadığı hayat, inandığı her şey bir oyundan mı ibaretti?
Zeynep, yatağının üzerindeki siyah ceketi aldı. Çantasına küçük bir el feneri ve eski fotoğrafı koydu.
Kapıya yöneldiği sırada telefonu yeniden titredi.
Aras'tan bir mesaj gelmişti.
Aras: Neredesin?
Zeynep mesajı okudu ama cevap vermedi.
Birkaç saniye sonra ikinci mesaj geldi.
Aras: Lütfen benimle konuş. Sana anlatmam gereken şeyler var.
Zeynep acı bir gülümsemeyle telefonu kapattı.
"Üç yıl boyunca sustun, Aras. Şimdi neden konuşmak istiyorsun?"
Telefonunu cebine koydu ve evden çıktı.
Bu gece gerçeği öğrenecekti.
Ne pahasına olursa olsun.
---
Eski Tren İstasyonu
Saat tam 22.00'de Zeynep, istasyonun paslanmış demir kapısının önünde durdu.
Burası yıllardır kullanılmıyordu. Kırık camlar, duvarlara kazınmış isimler ve paslı raylar, istasyonu terk edilmiş bir mezarlığa benzetiyordu.
Rüzgâr şiddetlendikçe ağaçların dalları birbirine çarpıyordu.
Zeynep derin bir nefes aldı.
"Buradayım. Şimdi ortaya çık."
Sesi karanlıkta kayboldu.
Cevap yoktu.
Telefonunu çıkarıp numarayı aradı. Ancak karşısına yalnızca hattın kapalı olduğunu bildiren bir uyarı çıktı.
Tam geri dönmeyi düşünürken istasyonun içinden bir ses duydu.
"Zeynep..."
Olduğu yerde dondu.
Bu sesi tanıyordu.
Çocukluğunda geceleri rüyalarında duyduğu, yıllardır unutmaya çalıştığı o sesi...
"Elif?"
Karanlığın içinden siyah kapüşonlu biri çıktı. Yüzü gölgelerin altında kalıyordu.
Zeynep bir adım attı.
"Sen misin? Gerçekten sen misin?"
Karşısındaki kişi cevap vermedi.
Yavaşça başını kaldırdı.
Zeynep'in gözleri doldu. Kadının yüzünde, çocukluğundan hatırladığı o küçük ben vardı. Sol kaşının hemen üzerinde...
Bu ayrıntıyı kimse bilemezdi.
"Abla..."
Kadın yaklaşınca Zeynep'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Hayır," dedi kadın. "Bana öyle deme."
Zeynep şaşkınlıkla geri çekildi.
"Ne demek istiyorsun?"
"Ben senin hatırladığın Elif değilim."
Zeynep'in nefesi kesildi.
Kadın çantasından eski bir fotoğraf çıkarıp ona uzattı.
Fotoğrafta iki küçük kız vardı. Biri Zeynep'ti. Diğeri ise Elif'e benzeyen, fakat tamamen farklı bir yüz ifadesine sahip başka bir kız çocuğuydu.
Fotoğrafın arkasında bir tarih yazıyordu.
12 Ekim 2019.
Altında ise tek bir cümle vardı:
"İkizlerden yalnızca biri hayatta kalacak."
Zeynep'in elleri titremeye başladı.
"Bu ne demek?"
Kadın gözlerini kaçırdı.
"Üç yıl önceki kazayı hatırlıyor musun?"
"Bir kısmını..."
"Hayır, Zeynep. Sen hiçbir şey hatırlamıyorsun. Sana hatırlaman gerekenleri unutturdular."
Zeynep'in başı dönmeye başladı.
"Kim?"
Kadın cevap vermek üzereyken istasyonun diğer ucundan bir araba sesi geldi.
Farlar karanlığı yardı.
Kadının yüzü bir anda değişti.
"Burada olmaman gerekiyordu."
Zeynep arkasını döndü.
Siyah bir araba istasyonun önünde durmuştu.
Kapı açıldı.
Arabadan inen kişiyi gördüğünde Zeynep'in kalbi sıkıştı.
Kerem.
Kerem hızla onlara doğru yürüdü.
"Zeynep, buradan hemen gitmeliyiz!"
Zeynep öfkeyle ona döndü.
"Senin burada ne işin var?"
Kerem, kapüşonlu kadına baktı. Kadın da ona.
Aralarında, Zeynep'in anlayamadığı bir bakışma yaşandı.
Sonunda kadın başını salladı.
"Artık çok geç."
Kerem dişlerini sıktı.
"Onu buraya getirmemeliydin."
Kadın acı acı güldü.
"Ben mi? Onu buraya getiren, senin ailenin yalanlarıydı."
Zeynep ikisinin arasına girdi.
"Yeter! Bana ne olduğunu anlatacaksınız!"
Kerem ona döndü.
"Zeynep, seni korumaya çalışıyorum."
"İnsanlar beni korumak istediklerini söylediklerinde başıma hep kötü şeyler geliyor!"
Kerem sustu.
Zeynep'in sesi titriyordu.
"Senin de bu işin içinde olduğunu biliyorum. Ama artık hiçbirinize güvenmiyorum."
Tam o sırada istasyonun hoparlörlerinden cızırtılı bir ses yükseldi.
Üçü de başlarını kaldırdı.
Hoparlörlerin çalışması imkânsızdı. İstasyon yıllardır terk edilmişti.
Ardından bir erkek sesi duyuldu.
"Hoş geldin, Zeynep."
Zeynep'in kanı dondu.
Bu sesi daha önce duymuştu.
Üç yıl önce...
Kaza gecesi...
"Sonunda hepiniz bir aradasınız," diye devam etti ses. "Artık oyunumuzun son aşamasına geçebiliriz."
Kerem cebinden telefonunu çıkardı.
"Hayır... Bu mümkün değil."
Zeynep ona döndü.
"Neyi biliyorsun?"
Kerem cevap vermedi.
Hoparlördeki ses yeniden duyuldu.
"Zeynep, sana bir seçim hakkı vereceğim. Üç yıl önceki gerçeği öğrenmek istiyorsan yanındaki adama sor."
Zeynep'in bakışları Kerem'e çevrildi.
"Ne gerçeği?"
Ses devam etti.
"Aras'ın abisinin ölümünden sonra seni buradan kimin kaçırdığını sor."
Zeynep'in gözleri büyüdü.
"Ben kaçırılmadım..."
Cümlesi yarıda kaldı.
Zihninin derinliklerinden bir görüntü yükseldi.
Yağmurlu bir gece.
Kırmızı ışıklar.
Kırık camlar.
Birinin kanlı eli...
Ve kulağına fısıldanan bir cümle:
"Zeynep, ne olursa olsun Aras'a gerçeği anlatma."
Zeynep iki eliyle başını tuttu.
"Hayır... Hayır!"
Kerem hemen yanına geldi.
"Zeynep, bana bak! Buradayım."
Zeynep onu itti.
"Sen biliyordun! Her şeyi biliyordun!"
Kerem'in gözleri doldu.
"Ben seni kurtarmaya çalışıyordum."
"Neden?"
Kerem başını eğdi.
Çünkü vereceği cevap, Zeynep'in hayatındaki bütün dengeleri değiştirecekti.
"Çünkü o gece seni arabadan çıkaran bendim."
Zeynep sessizleşti.
Kerem devam etti.
"Aras'ın abisi öldüğünde sen arabanın yanındaydın. Herkes senin de öldüğünü düşündü. Seni hastaneye götürdüm. Ancak uyandığında hiçbir şey hatırlamıyordun."
Zeynep başını iki yana salladı.
"Yalan söylüyorsun."
"Keşke öyle olsaydı."
Kerem gözlerini ona kaldırdı.
"Zeynep, o gece yalnızca Aras'ın abisi ölmedi."
Zeynep'in dudakları aralandı.
"Başka kim öldü?"
Kerem'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Benim abim."
Dünya Zeynep'in etrafında dönmeye başladı.
Kerem'in abisi de aynı kazada mı ölmüştü?
Peki, Aras'ın abisiyle ne bağlantısı vardı?
Ve bütün bunların Elif'le ilgisi neydi?
Zeynep cevap beklerken kapüşonlu kadın aniden Kerem'in elindeki telefonu kaptı.
Ekrana baktı ve yüzü bembeyaz oldu.
"Buradan hemen çıkmalıyız."
Kerem kaşlarını çattı.
"Neden?"
Kadın telefonu Zeynep'e uzattı.
Ekranda canlı bir görüntü vardı.
Zeynep'in evi...
Salon...
Açık kalmış kapı...
Ve koltukta oturan yaşlı bir adam.
Zeynep onu tanıyordu.
Babasıydı.
Görüntünün üzerine bir mesaj belirdi:
"Gerçeği öğrenmek istiyorsan babanın sana yıllardır söylediği son yalanı dinle."
Ardından görüntüdeki adam başını kameraya çevirdi.
Dudakları kıpırdadı.
Tek bir cümle söyledi:
"Zeynep, anneni ben öldürmedim."
Ekran karardı.
Zeynep'in elinden telefon düştü.
Çünkü annesinin yıllar önce hastalıktan öldüğünü söyleyen kişi babasıydı.
Ve şimdi babası, hiç kimsenin sormadığı bir soruya cevap veriyordu.
Zeynep fısıldadı:
"Annemin ölümü... bir cinayet miydi?"
İstasyondaki ışıklar bir anda söndü.
Karanlığın içinden bir silah sesi duyuldu.
Kerem bağırdı.
Kadın yere düştü.
Zeynep çığlık atarak dizlerinin üzerine çöktü.
Sonra karanlıkta bir el onun bileğini kavradı.
Bir erkek sesi kulağına fısıldadı:
"Sakın arkana bakma. Benimle gelmek zorundasın."
Zeynep bu sesi tanıyordu.
Ancak bu kez karşısındaki kişinin Aras mı, yoksa onu öldürmek isteyen biri mi olduğunu bilmiyordu.
Ve karanlığın içinde, hiç beklemediği bir itiraf duydu:
"Ben senin gerçek abinim."
Devam edecek...