BÖLÜM 2:
Zeynep, telefonunun ekranına bakarken parmaklarının titrediğini hissetti.
"Geçmişini anlatırsan her şeyini kaybedersin."
Mesajı tekrar okudu. Ardından bir kez daha...
Bunun bir şaka olması mümkün değildi. Mesajı gönderen kişi, üç yıl önce yaşadığı ve kimsenin bilmemesi gereken olayı biliyordu.
Zeynep, telefonunu hızla çantasına koyarak başını kaldırdı. Koridor her zamanki gibi kalabalıktı. Öğrenciler gülüyor, konuşuyor ve birbirlerinin peşinden koşuyordu. Her şey normal görünüyordu.
Ancak Zeynep için hiçbir şey normal değildi.
"İyi misin?"
Arkasından gelen sesle irkildi.
Aras.
Üzerinde pahalı bir saat, yüzünde ise her zamanki kendinden emin ifade vardı. Okuldaki herkes onunla konuşmak için can atarken Aras, gözlerini yalnızca Zeynep'e dikmişti.
"İyiyim."
"Yalan söylüyorsun."
Zeynep kaşlarını çattı.
"Sen de herkesi tanıdığını sanan şımarık bir zenginsin."
Aras'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Üç yıl önce de böyle konuşuyordun."
Zeynep'in kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.
"Ne saçmalıyorsun sen?"
Aras bir adım yaklaştı.
"Yağmurlu bir geceydi. Bir araba kazası geçirmiştim. Herkes beni orada ölüme terk etmişti. Ama sen..."
"Yeter!"
Zeynep'in sesi koridorda yankılandı.
Etraflarındaki birkaç öğrenci dönüp onlara baktı.
Zeynep, yaptığı çıkışın farkına varınca sesini alçalttı.
"Ben seni tanımıyorum, Aras. Lütfen benden uzak dur."
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Aras ise olduğu yerde kaldı.
Çünkü Zeynep'in yüzünde gördüğü korku, bir yabancının korkusu değildi.
Bu, geçmişinden kaçan birinin korkusuydu.
Ve Aras, o gece kendisini kurtaran kızın kim olduğunu öğrenmeden vazgeçmeyecekti.
---
Aynı gün, öğle arası
Zeynep, okulun arka bahçesindeki bankta tek başına oturuyordu. Kimseyle konuşmak istemiyordu. Aklındaki tek soru, o mesajı kimin gönderdiğiydi.
"Yanına oturabilir miyim, gizemli kız?"
Başını kaldırdığında karşısında Kerem'i gördü.
Aras gibi Kerem de okulun en popüler öğrencilerindendi. Ancak ikisi birbirine hiç benzemezdi. Aras soğuk ve mesafeli görünürken Kerem, insanları gülümsetmeyi bilen, rahat tavırlı biriydi.
"Bankın sahibi değilim," dedi Zeynep.
Kerem gülerek yanına oturdu.
"Aras'la ne konuştunuz?"
Zeynep'in yüzü ciddileşti.
"Neden soruyorsun?"
"Çünkü Aras, bir kızın peşinden bu kadar ısrarla gitmez. Hele ki o kız ona yüz vermiyorsa."
"Belki de sorun ondadır."
Kerem kahkaha attı.
"Sanırım senden hoşlanmaya başladım."
Zeynep ona şaşkınlıkla baktı.
"Sen herkese böyle mi yaklaşıyorsun?"
"Hayır. Genellikle insanlar bana yaklaşır."
"Ne kadar mütevazı!"
Kerem yeniden güldü.
Zeynep istemeden de olsa gülümsedi. Üç gündür ilk kez kendini biraz olsun rahatlamış hissediyordu.
Fakat Kerem'in cebindeki telefon titredi.
Ekrana düşen bildirimi gördüğünde yüzündeki gülümseme silindi.
Mesajda yalnızca şu yazıyordu:
"Zeynep'i Aras'tan uzak tut. Yoksa üç yıl önce sakladığımız her şey ortaya çıkar."
Kerem telefonu hemen kapattı.
Zeynep ona döndü.
"Bir sorun mu var?"
Kerem birkaç saniye sustu.
"Hayır. Önemsiz bir şey."
Ancak bu kez yalan söyleyen yalnızca Zeynep değildi.
Çünkü Kerem, Zeynep'in geçmişini herkesten daha iyi biliyordu.
Ve onun okula geleceğini hiç beklemiyordu.
---
O gece
Zeynep, odasının kapısını kilitleyip yatağının altındaki eski kutuyu çıkardı.
Kutunun içinde sararmış birkaç fotoğraf, kırık bir kolye ve yıllardır açmaya cesaret edemediği bir mektup vardı.
Mektubun üzerinde yalnızca bir isim yazıyordu:
ARAS DEMİR.
Zeynep'in gözleri doldu.
"Keşke o gece seni kurtarmasaydım..." diye fısıldadı.
Sonra başını ellerinin arasına aldı.
Hayır.
Bunu gerçekten istemiyordu.
Aras'ı kurtardığı için pişman değildi. Pişman olduğu tek şey, o gece yaşananlardan sonra bir kişinin daha hayatını kaybetmiş olmasıydı.
Ve o kişinin ölümünden kendisini sorumlu tutuyordu.
Tam kutuyu kapatacakken kapısının altından bir kâğıt kaydırıldı.
Zeynep donup kaldı.
Evde kendisinden başka kimse yoktu.
Yavaşça kapıya yaklaştı. Kapıyı açtığında koridor bomboştu.
Kâğıdı yerden aldı.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
"Aras seni hatırladıysa, sıradaki kişi Kerem olacak."
Zeynep'in elinden kâğıt düştü.
Çünkü bu kez tehdit, yalnızca kendi hayatıyla ilgili değildi.
Birisi, sevdiği insanları hedef alıyordu.
Ve o kişi, onun evine kadar girmişti.
---
Ertesi sabah
Okula geldiğinde herkesin kendisine baktığını fark etti.
Fısıldaşmalar...
Gizli gülüşmeler...
Telefon ekranlarına eğilen öğrenciler...
Zeynep, ne olduğunu anlamadan sınıfa girdi.
Sırasının üzerinde bir zarf duruyordu.
Zarfı açtığında içinden üç yıl önce çekilmiş bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta Aras hastane yatağında yatıyordu. Başucunda ise yüzü kameraya dönük olmayan genç bir kız vardı.
Zeynep'ti.
Fotoğrafın arkasına kırmızı kalemle şu not yazılmıştı:
"Kahraman sandığın kız, aslında her şeyin başlamasına neden olan kişi."
Zeynep'in nefesi kesildi.
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
Aras içeri girdi.
Fotoğrafı Zeynep'in elinde görünce yüzü bembeyaz oldu.
"Bu fotoğrafı nereden buldun?"
Zeynep cevap veremedi.
Aras elindeki fotoğrafı aldı ve arkasındaki yazıyı okudu.
Sonra gözlerini Zeynep'e dikti.
"Demek hâlâ saklıyorsun."
Zeynep'in gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
"Ben kimseye zarar vermek istemedim."
Aras acı bir şekilde güldü.
"Benim hayatımı kurtardın, Zeynep. Peki ya abimin hayatını kim mahvetti?"
Sınıftaki herkes sustu.
Zeynep'in yüzündeki renk çekildi.
Çünkü Aras'ın abisi hakkında kimsenin bilmediği bir şey vardı.
Üç yıl önceki kazada direksiyon başında olan kişi Aras değildi.
Aras'ın abisiydi.
Ve kazanın yaşandığı gece Zeynep, arabada bulunan üçüncü kişiyi de görmüştü.
O kişi, herkesin masum sandığı biriydi.
Aras bir adım geri çekildi.
"Bana gerçeği söyle."
Zeynep dudaklarını araladı ama tek kelime edemedi.
Çünkü sınıfın en arka sırasında oturan Kerem ayağa kalkmıştı.
"Yeter, Aras!"
Aras öfkeyle ona döndü.
"Sen karışma!"
"Bu konuyu burada konuşamazsın."
Aras, Kerem'in yakasına yapıştı.
"Sen ne biliyorsun da bana akıl veriyorsun?"
Kerem'in gözleri bir anlığına Zeynep'e kaydı.
O küçücük bakış, Zeynep'in içindeki bütün umutları yıktı.
Kerem de biliyordu.
Kerem de her şeyi biliyordu.
Zeynep ikisine de baktı.
"Demek ikiniz de benden bir şeyler saklıyorsunuz."
Sesi titriyordu.
"Ben buraya yeni bir hayata başlamak için geldim. Ama siz beni geçmişime mahkûm etmeye devam ediyorsunuz."
Çantasını alıp sınıftan çıktı.
Aras arkasından seslendi ama Zeynep durmadı.
Koridorun sonuna geldiğinde telefonuna yeni bir mesaj düştü.
Bu kez gönderenin adı görünüyordu.
Bilinmeyen Numara.
Mesajı açtı.
"Gerçeği öğrenmek istiyorsan bu akşam saat 22.00'de eski tren istasyonuna gel. Yalnız gel. Sana abinin ölümünden kimin sorumlu olduğunu söyleyeceğim."
Zeynep'in kalbi hızlandı.
Abisi mi?
Zeynep'in bir abisi yoktu.
En azından herkes öyle biliyordu.
Telefonuna bir mesaj daha geldi.
"Evet, Zeynep. Senin yıllardır ölü bildiğin ablan yaşıyor."
Zeynep'in dünyası başına yıkıldı.
Çünkü yıllardır mezarına çiçek bıraktığı kişi, belki de hiç ölmemişti.
Ve bu kez geçmiş, yalnızca kapısını çalmıyordu.
Onu içeri almaya geliyordu.
Devam edecek...