Burası… güvende hissettiriyor,” dedi yavaşça.
Kendi sesi bile ona yabancı geliyordu.
Sora hafifçe başını salladı.
“İşte o yüzden buradasın,” dedi.
“Geceyi bekleyeceğiz.
Sabah her şey daha net olur.”
Sojhun başını eğdi.
İlk kez, bir kral,
yanında birinin varlığından korkmadan durabiliyordu.
Ve o anda, sessizlik sadece sessizlik değildi.
Bir güventi.
Bir mola.
Bir başlangıçtı.
Sojhun odasına geçti.
Kapı kapandığında, sessizlik tamamen onun oldu.
Oda küçük ama rahattı.
Yatak temiz, bir masa, birkaç sandalye…
Ama bir kral için küçük şeyler, büyük anlam taşıyabilirdi.
Gözleri etrafı taradı.
Duvardaki basit bir tablo,
bir köşedeki kitap yığını…
Hiçbiri saraydaki ihtişam kadar değildi.
Ama burada, bu basitlikte
kontrol edebileceği bir alan vardı.
Sojhun başını masanın üzerine koydu.
Sungun’u düşündü.
Krallığın geniş bahçeleri,
gökyüzüne yükselen kuleler,
altınla kaplı odalar…
Hepsi gözlerinin önüne geldi.
Ama buradaki imkanlar…
başka bir güvenlik, başka bir sınır sunuyordu.
Kılıç yoktu belki,
ama burada yaşamak için kural vardı.
Ve kurallar, bazen altın kadar değerliydi.
Bir an gözlerini kapattı.
Sungun’a, sarayına ve kendisine
uzak bir hayat gibi baktı.
Ama yine de bir bağlantı hissetti.
Oradaki gücü, bilgiyi ve sorumluluğu
bu odanın küçük sessizliğinde hatırlıyordu.
Ve ilk kez, bir kral,
geçmişiyle geleceğin arasında
sessizce durabildi. Mihrasi geldi gözünün önüne, buraya onun icin gelmişti ve zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu sabredecekti.
Bir yıl geçti.
Başlarda her gün bir savaş gibiydi.
Kalabalığın arasında hareket etmek,
sokakların kurallarını çözmek,
kendi sınırlarını anlamak…
Hepsi bir öğrenme süreciydi.
Sojhun, her adımda biraz daha güçlü oldu.
Artık korktuğu anlarda durup düşünmeyi biliyordu.
Kaçacak bir çıkış görmediğinde,
derin nefes alıyor, sakin kalıyor,
doğru hareketi hesaplıyordu.
Her gece Sora ile geçirdiği konuşmalar,
bahçede sessiz bekleyişler,
evin odasında kendiyle yüzleşmeler…
Hepsi ona farklı şeyler öğretmişti.
Bir gün sokakta, kalabalığın içinde
biri ona çarptığında,
eski Sojhun gibi irkilmedi.
Kısa bir bakış attı,
durumu analiz etti,
ve yoluna devam etti.
Bir başka gün, geceyarısı bir çatışmayı gözlemledi.
Kimse fark etmedi.
Ama o, her adımı, her nefesi, her sessizliği hafızasına kazıdı.
Artık şehir onun için kaotik değil, öğreticiydi.
Oda, masası, pencereden görünen ışıklar…
Hepsi bir ders alanı olmuştu.
Sungun’daki krallığından farklıydı belki,
ama buradaki sınırlar, ona yeni bir disiplin ve sabır kazandırmıştı.
Ve yavaş yavaş, Sojhun fark etti:
Artık eski korkularını taşıyordu ama kontrol ediyordu.
Gece karanlıkları onu ürkütmüyordu;
kalabalıklar artık ona yol gösteriyordu.
Bir yıl boyunca öğrendiği her şey,
onu adım adım hazırlamıştı.
Ama hala yolun başındaydı.
Çünkü hayat, bir ders dizisiydi ve
her yeni gün, ona yeni bir oyun öğretiyordu.
Sojhun artık farklı biriydi.
Artık sadece hayatta kalmayı bilmiyordu.
Artık her durumu okuyor,
her hareketi hesaplıyor,
her fırsatı avantaja çevirebiliyordu.
Ofisinin penceresinden şehre bakarken
içinde yeni bir güç hissetti:
Artık olaylara tepki vermiyordu;
onları yönetiyordu.
Toplantılar, raporlar, strateji oturumları…
Hepsi onun için bir oyun gibi değildi artık;
hepsi onun kontrolündeydi.
Ekibi, onun adımlarına uyum sağlıyordu.
Bir CEO gibi düşünüyordu,
ama bir kralın disiplini ve bir öğrencinin öğrenme açlığıyla.
Bir karar alması gerektiğinde
tereddüt etmiyordu.
Verileri hızlıca analiz ediyor,
riskleri hesaplıyor,
ve en doğru adımı atıyordu.
Sora ile konuşurken artık sadece bir dost ya da rehber değil,
yanında duran bir müttefik olarak görüyordu.
Ama güç, kibir getirmemişti.
Aksine, kontrol ve sorumluluk duygusu onu daha temkinli ve bilinçli yapmıştı.
Ofisindeki masasına oturdu.
Her şeyin yeri belli, her veri hazır, her plan tamam.
Bir yıl boyunca öğrendiklerinin sonucu bu anın ta kendisiydi.
Ve Sojhun, artık şunu biliyordu:
Artık CEO olmuştu.
Ama sadece unvan olarak değil;
zekası, kararlılığı ve stratejik düşüncesiyle,
gerçek anlamda liderdi.
Ve ilk kez,
tüm öğrendiklerinin meyvesini
kendi elleriyle toplamanın tadını hissediyordu.
Yine bugün yine Ofisinin camından şehre bakarken, düşünceleri aniden başka bir kişiye kaydı: Mihra.
Adını anımsamak bile, içini hem ısıtıyor hem de titretmeye yetiyordu.
Mihra…
Sadece bir isim değildi.
Bir sır, bir bağlantı, bir geçmişin ve geleceğin kesişme noktasıydı.
“Artık her şeyi kontrol edebiliyorum,” diye düşündü Sojhun.
Ama Mihra…
Mihra kontrol edilemezdi.
O, planlarının, stratejilerinin ötesindeydi.
Sora yanına geldiğinde Sojhun başını çevirdi.
“Düşüncelere dalmışsın,” dedi Sora.
Sojhun sadece gülümsedi.
Ama gülüşü, kendinden emin görünüyordu.
Mihra’yı düşünmek, ona geçmişten gelen bir sorumluluk ve geleceğe dair bir umut veriyordu.
Ama aynı zamanda dikkatli olmasını da hatırlatıyordu.
Çünkü bir yıl boyunca öğrendiklerinden biliyordu:
Duygular, stratejiyle birleşmediğinde risk demekti.
Ve o an anladı:
Artık CEO olarak her şeyi yönetebilirdi.
Ama Mihra…
Mihra, onu hâlâ bir şekilde yönlendirebilecek tek kişi olabilirdi.
Akşam evde birlikte yemek yemisler masada ki tabağı mutfağa tasiyorlarken
Sora, sessizliği bozan adımlarla Sojhun’un yanına geldi.
Gözlerinde hem ciddi bir ciddiyet hem de hafif bir sıcaklık vardı.
“Sojhun,” dedi alçak bir sesle,
“onu buldum. Mihra’yı.”
Sojhun’un kalbi aniden hızlandı.
Bir yıldır içinde bir yerde bekleyen hisler,
bir yıldır kontrol altında tuttuğu merak ve özlem
bir anda kabardı.
“Gerçekten… buldun mu?” diye sordu, sesi titremiyordu ama gözleri parlıyordu.
Sora başını salladı.
“Evet. Artık yüzleşme zamanı geldi.
Hazır olmalısın.”
Sojhun derin bir nefes aldı.
Yavaşça gözlerini kapadı, Mihra’yı hayal etti.
Onun sesi, gülüşü, gözlerindeki o özel ışık…
Bütün anılar bir film gibi zihninde geçti.
“Hazır mıyım…” diye fısıldadı kendi kendine.
Ama cevabı belliydi.
Hazırdı.
Bir yıl boyunca öğrendiği her şey, kazandığı güç, disiplin ve sabır
onu tam olarak bu ana hazırlamıştı.
Heyecan, kalbini hem hızlandırıyor hem de içini ısıtıyordu.
Birden Sora’ya baktı, gözleri gülüyordu.
“Bu… farklı bir his,” dedi.Onu çok özledim sora .Kokusunu ,bakışını, gülümsemesini, sesini herseyini ve sabirsizlikla karsilasmayi bekliyorum dedi .
Günler sonra toplantının yeri ve zamanı kesinleşti. Toplantı, Jeju Ada'sında ; şehrin en seçkin ve gözlerden uzak mekânlarından birinde yapılacaktı. Bu toplantıya Mihra’nın da katılacağı bilgisi, Sojhun’un içindeki heyecanı büsbütün artırmıştı.
Sojhun tüm hazırlıklarını eksiksiz tamamladı. Resmî tavrının ardında saklamaya çalıştığı duygular, kalbinin her atışında kendini belli ediyordu.
Heyecanına hâkim olamayarak, toplantıdan saatler önce belirlenen buluşma yerine geldi. Salon henüz boştu; geniş camlardan süzülen loş ışık, mekâna ağır ama etkileyici bir hava katıyordu.
Sojhun, Mihra’nın bu salona birazdan adım atacağını biliyordu. Onu göreceğini biliyor, ama yine de ilk anın yaratacağı sarsıntıya kendini hazırlayamıyordu. Gözleri istemsizce kapıya kaydı. İçinde, yıllar öncesinden kalma bir özlem, sessizce kıpırdanıyordu.
Az sonra kapı açıldığında, bu sessiz bekleyişin yerini bambaşka bir kader anı alacaktı…
.Toplantı başlamıştı ve salonu loş bi ışık kaplamıştı. o sırada acele ile odaya girişini izledi sojhun Allahim kalbi yerinden çıkacak sandı. Üzerinde zarif beyaz bi elbise vardi ve hareketlerinde profesyonellik akıyordu resmen .
Cok güzel diye gecirdi icinden sojhun ay gibi parıldıyordu çok güzel dedi elini kalbine koyarak .gözlerini ayırmadan onu izliyordu birden mihra ile göz göze geldiler ama belliki karanlikta pek seçemedi diye düşündü. kesik kesik bakışmalar eşlik etti sonra sunum için kürsüye çıktığı esnada birden ışıklar açılınca gözleri kamaştı ve dengesini sağlayamadıgı için düşecek gibi oldu.
Yanına gidip ona yardım etmek istedim ellerini elimin arasina aldigimda o titresimi ikimizde hissetmistik birden cekmisti ellerini avuclarimdan, kollarim bi an boslukta kaldi sandim, kokusu buram buram hasretle gelmisti bana. Derince cektim icime belli ki oda beni hissetti ama halâ anlam veremiyordu
.inanamiyor gibi bakiyordu bana ,birden cekti gözlerini bende .Daha fazla kendimi gözlerinde tutmasam iyi olacaktı Bakışlarımı çektim ondan. Belliki zamana ihtiyac vardı, olsundu ben bukadar bekledim daha da beklerdim ki
Herseyi burada onun zamaninda onun döneminde baştan ögretirdim ona ve kendime . Belki beni bu dönemde de severdi . O benim eşimdi ,o beni tanıyacak buna emindim .
Akşama kadar biraz odamda dinlenmek istedim ama aklım ondaydı .Lobiye inerek biraz oyalanmayi tercih ettim .Ben kahvemi yudumlarken birden karsimda ilerlediğini farkettim
.
Mihra dan 👇
otelin geniş ve modern lobisine adım attığımda, ortamın soğuk ışıkları gözlerimi kısmama neden oldu. Kalbim biraz daha hızlı atmaya başlamıştı. Gözumle kendime uygun bi masa arayisindayken en kösede cam kenarindaki masaya dogru adimlarimi hizlandirdim .Mermer zemninde topuklularimin sesi yankilaniyordu resmen . Masaya oturduktan sonra yanima gelen görevliden kendime bir kahve istedim . Kahvem gelene kadar bi muddet disariyi izledim .
Aklim toplantida gördüğüm kisideydi nede cok sojhun a benziyordu ama bu mümkün degildi .Adam Turkce iyi konusuyordu. Duruşu, oturusu bu dunyaya ait gibi belli, offf mihra ..... o sojhun degil ama onu cok özledin biliyorum dedim kisik bi sesle ve ellerimi saçlarimdan yüzüme dogru gezdirdim .Telefonumdan bişeyler bakip zaman geçirecektim ki o sirada kahvem de gelmisti.
kahvemden bir yudum aldigimda karsimda oturan kisi ile yine gözlerimiz kesişti .Oydu Allahim cok benziyor dedim icimden .Nefesim bi anligina göğsümde sıkıştı .Selam veriyordu
Bende onun gibi başımla hafifçe selam vererek gözlerimi hızla önüme kaçırdım. Zihnim az evvelki o derin bakışlarında asılı kalmıştı;
kalbimin göğüs kafesimi zorlayan sesini lobi dolduracakmış gibi hissediyordum. Başımı kaldırıp tekrar ona bakmam doğru olmazdı, biliyordum ama içimdeki o ses durmak bilmiyordu: Bu Sojhun olabilir miydi?
Modern dünyaya mükemmel şekilde adapte olmuş, şık takım elbisesiyle tam bir CEO gibi duran bir Sojhun... Kalbim bu ihtimalle bir an tebessüm etse de, hemen ardından gelen gerçeklikle yüzüm aniden soldu. Hayır, Mihra. Bu imkansızdı. Sojhun Joseon döneminde kalmıştı. Buraya, bu çağa gelmesi bir yana, karşımda bu kadar değişmiş bir halde durması ve az önce toplantıda duyduğum o akıcı, pürüzsüz Türkçesi... Ona hiçbir zaman Türkçe öğretmemiştim ki.
Onun burada, benimle aynı dünyada olmasını her şeyden çok istiyordum ama mantığım bunun sadece acınası bir hayal olduğunu fısıldıyordu. Yine de saat 8'deki akşam yemeğinde onunla aynı masada olacaktım.
Bölüm sonu