Sabahın ilk ışıkları kulelerin cam yüzeylerine vururken Heiter odasının penceresinin önünde durmuştu
Aşağıdaki şehir kusursuz görünüyordu.
Trafik yoktu.
Gürültü yoktu.
Kirlilik yoktu.
Alt Bölge'de büyüyen biri için bu manzara neredeyse gerçek dışıydı.
Ama nedense artık ona güzel görünmüyordu.
Bir şeyler yanlıştı.
Bunu hissedebiliyordu.
Masanın üzerine bıraktığı nota baktı.
Kazananları hiç gördün mü?
Dün gece bu soruyu onlarca kez okumuştu.
Hâlâ cevabını bilmiyordu.
Kapıdan gelen elektronik ses düşüncelerini böldü.
"Katılımcılar, üçüncü etap için hazırlanınız."
Heiter derin bir nefes aldı.
Bugün yeni bir yarış günüydü.
Ama artık sadece kazanmayı düşünmüyordu.
Gerçeği öğrenmek istiyordu.
Meydana ulaştığında yaklaşık iki yüz yarışmacı çoktan toplanmıştı.
Birkaç gün önce yüzlerce kişi vardı.
Şimdi sayı gözle görülür biçimde azalmıştı.
Bazıları elenmişti.
Bazıları kaybolmuştu.
Ve kimse onların nereye gittiğini bilmiyordu.
Heiter kalabalığın arasında Nera'yı buldu.
Siyah saçları rüzgârda hafifçe savruluyordu.
"Nasılsın?" diye sordu.
Nera omuz silkti.
"Uyuyamadım."
"Neden?"
Kız kısa bir an durdu.
"Çünkü burada bir şeylerin yanlış olduğunu biliyorum."
Heiter cevap vermedi.
Çünkü aynı şeyi hissediyordu.
Tam o sırada dev ekran açıldı.
Meydanın üzerindeki bütün ışıklar söndü.
Sessizlik çöktü.
Sonra mekanik ses duyuldu.
"Üçüncü etap başlıyor."
"Katılımcılar hazır olsun."
Yerin altından metalik sesler yükselmeye başladı.
Meydanın ortası ikiye ayrıldı.
Ve devasa bir labirent ortaya çıktı.
Kalabalığın içinden şaşkınlık sesleri yükseldi.
Labirentin duvarları en az on metre yüksekliğindeydi.
Parlak siyah metalden yapılmışlardı.
Sonu görünmüyordu.
"Kurallar basittir."
"Merkeze ulaşan ilk elli yarışmacı bir sonraki etaba geçecektir."
"Başarılar."
Siren çaldı.
Ve herkes koşmaya başladı.
İlk birkaç dakika tamamen kaostu.
Yüzlerce insan farklı yönlere dağılıyordu.
Bazıları birbirini itiyor, bazıları bağırıyordu.
Heiter ve Nera birlikte hareket etmeye karar verdiler.
Sağa döndüler.
Sonra sola.
Sonra uzun bir koridora girdiler.
Bir süre sonra etraflarında kimse kalmadı.
Sadece kendi ayak seslerini duyuyorlardı.
"Nera."
"Hm?"
"Bu sence gerçekten bir yarış mı?"
Kız birkaç saniye düşündü.
"Eskiden öyle olduğuna inanıyordum."
"Şimdi?"
"Artık emin değilim."
Koridorun sonuna geldiklerinde bir çıkmazla karşılaştılar.
Duvarın üzerinde ince çizikler vardı.
Heiter yaklaşıp baktı.
Birileri metal yüzeyi kazımıştı.
Çok küçük harflerle bir şey yazıyordu.
Nera da yanına geldi.
Birlikte okumaya çalıştılar.
Sonunda kelimeler ortaya çıktı.
Buradan dön.
İkisi de sustu.
Heiter'in kalbi hızlandı.
Bir not daha.
Bir başka uyarı.
Ama bu kez daha farklıydı.
Çünkü yazı aceleyle kazınmış gibiydi.
Sanki biri korkarken yazmıştı.
Aniden uzaktan bir çığlık duyuldu.
Heiter ve Nera irkildi.
Çığlık kısa sürdü.
Sonra kesildi.
İkisi de sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı.
Birkaç koridor geçtikten sonra küçük bir meydana ulaştılar.
Orada yaklaşık on yarışmacı toplanmıştı.
Hepsi aynı noktaya bakıyordu.
Heiter kalabalığı yarıp öne geçti.
Ve gördüğü şey yüzünden donup kaldı.
Genç bir çocuk yerde diz çökmüştü.
Belki on altı yaşındaydı.
Belki daha küçük.
Gözleri boşluğa bakıyordu.
Sanki çevresindeki hiçbir şeyi görmüyordu.
"Hepsi yalan..." diye mırıldanıyordu.
"Hepsi yalan..."
Bir yarışmacı çocuğun omzuna dokundu.
"İyi misin?"
Çocuk cevap vermedi.
Sadece aynı cümleyi tekrar etti.
"Hepsi yalan."
Sonra hoparlörlerden kısa bir ses geldi.
BİP
Çocuk aniden sustu.
Bir saniye boyunca hareketsiz kaldı.
Ve sonra...
Yok oldu.
Bir ışık patlaması olmadan.
Bir ses çıkmadan.
Bir iz bırakmadan.
Sanki hiç var olmamış gibi.
Kalabalıktan çığlıklar yükseldi.
Bir kız ağlamaya başladı.
Başka biri koşarak uzaklaştı.
Heiter ise hareket edemiyordu.
Az önce gözlerinin önünde bir insan kaybolmuştu.
Ve kimse bunun normal olmadığını açıklamıyordu.
Hoparlörler tekrar çalıştı.
"Lütfen yarışa devam ediniz."
"Herhangi bir anormallik tespit edilmemiştir."
Bu cümle meydandaki herkesi daha da korkuttu.
Çünkü herkes aynı şeyi görmüştü.
O gece odasına döndüğünde Heiter'in aklında tek bir soru vardı.
Kaybolan çocuk ne görmüştü?
Neden "hepsi yalan" demişti?
Ve en önemlisi...
Eğer yarış gerçekten onları Yüksek Şehir'e götürüyorsa...
Neden birileri sürekli onları uyarmaya çalışıyordu?
Pencereye yaklaştı.
Şehir ışıkları uzakta parlıyordu.
Mükemmel görünüyordu.
Ama artık Heiter o ışıklara baktığında umut görmüyordu.
Sadece sorular görüyordu.
Ve ilk kez, yarışın sonunda kendisini neyin beklediğini öğrenmekten korkuyordu.