Heiter gözlerini açtığında nefesi kesildi.
Karşısında duran manzara hayatı boyunca gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.
Dev kuleler...
Camdan yapılmış gökdelenler...
Gökyüzünde süzülen araçlar...
Temiz caddeler...
Temiz insanlar...
Burası gerçekten Yüksek Şehire benziyordu.
Yüzlerce yarışmacı geniş bir meydanda toplanmıştı.
Tam ortada dev bir ekran vardı.
Ekran aniden aydınlandı.
"1. ETAP"
"YÜKSELİŞ"
"Süre: 2 Saat"
Meydanın ilerisinde kilometrelerce uzanan bir parkur ortaya çıktı.
Parkurun sonunda altın renkli bir kapı vardı adeta bir nokta gibiydi.
Hoparlörler çalıştı.
"Kapıya ulaşan ilk 300 yarışmacı bir üst etaba geçecektir."
Kalabalık bir anda hareketlendi.
Yüzlerce kişi koşmaya başladı.
Heiter de peşlerinden fırladı.
İlk birkaç dakika normal geçti.
Sonra parkur değişmeye başladı.
Yollar yer değiştiriyordu.
Merdivenler ortaya çıkıyor, sonra kayboluyordu.
Binaların duvarları hareket ediyordu.
Birçok kişi yanlış yöne sapıp kayboldu.
Heiter koşarken bir ses duydu.
"Hey!"
Sabah istasyonda gördüğü siyah saçlı kızdı.
"Buraya!"
Heiter ona yaklaştı.
"Ne oldu?"
Kız nefes nefeseydi.
"Bu parkur değişiyor."
"Biliyorum."
"Hayır. Sürekli değil."
Kız uzaktaki bir binayı gösterdi.
"Ben onu üç dakika önce başka tarafta gördüm."
Heiter cevap veremedi.
Çünkü aynı şeyi o da fark etmişti.
Sanki şehir canlıydı.
Ve onları izliyordu...