- Talya'nın Anlatımıyla
Sabahın ilk ışıklarıyla çadırdan dışarı adımımı attım. Havanın serinliği, derin bir sessizlik içinde kaybolan doğa, içimde bir eksiklik hissi yaratıyordu. Bir şeyler garipti ama tam olarak neydi, çözemiyordum. Hızla adımlarımı atarak kamp alanının etrafını gezmeye başladım.
Uraz’ı bulamadım. Etrafıma bakınırken, birden ateşin yanına gelen bir siluet gördüm. O tanıdık şekilde, hiç tereddüt etmeden oraya doğru yürüdüm. Yaklaşınca, "Ne yapıyorsun?" dedim, gözlerim tam onun gözlerine kilitlenmişti.
Uraz bir an cevap vermedi. Hareketsizdi. Gözlerinde bir şeyler vardı ama ne olduğunu anlamak çok zordu. Sadece sessizce bir şeyler yaptı.
Biraz daha yaklaştım, ve bu defa biraz daha sert bir şekilde, "Ne yapıyorsun?" dedim. Gözlerimde bir parça kaygı vardı ama sesim sakindi.
Uraz, gözlerimi fark etti ve bana dönerken, "Bir şeyler yapıyorum," dedi. Soğuk ve net bir ifadeyle.
Bir adım daha atarak, "Bana ne yaptığını söyle," dedim, ama bu defa daha sert bir ton kullanarak. Cevabını beklemeden, gözlerime baktı.
"Buna dikkat et," dedi ve bu defa bana doğru bir adım attı. Sesindeki sertlik ve gözlerindeki kararlılık, beni bir an için geriye doğru itti. Gözlerime bakarak, "Dikkatli ol," dedi.
Bir süre sessizce birbirimize bakakaldık. İçimde hissettiğim boşluk büyüdü, onu anlamaya çalışmak beni daha da zorladı. O kadar soğuk, o kadar derindi ki... Neden böyle bakıyordu?
Bir an durakladım, sonra derin bir nefes alarak, "Tamam, dikkat ederim," dedim. Ama sesim, o kadar da emin değildi. Bir şeyler eksikti. Bir şeyler hep eksikti.
Uraz’ın gözlerindeki soğukluk, beni bir adım daha geriye çekmeye devam etti. Ne vardı o gözlerde? Korku, kaybolmuşluk... Belki de sadece ben hissediyordum. Ama o an, o bakışlarda bir şeyler kırılıyordu, sanki bir şeylerin tam ortasındaydım ve hiçbir şey kontrolümde değildi.
Bir şeyler söylemek istedim ama sesim boğazımda sıkıştı. Gözlerim ona kayarak, "Bir şeyler var, değil mi?" diye fısıldadım.
Uraz, başını hafifçe eğerek, bir süre suskun kaldı. Sonra, "Bir şeyler olacak," dedi. Sonra bir anlığına yüzüme baktı, ama yüzündeki ifade yumuşamadı, sertti.
Bir adım geri attım, sonra bakışlarımı yere indirdim. İçimde bir şeylerin eksik olduğunu fark ettim, ama ne olduğunu bilmiyordum. Uraz’ın soğuk, sert tavırları ve o bakışları, beni bir şekilde doğru yolda ilerlemenin ne kadar zor olduğunu düşündürüyordu.
Gözlerimdeki kaygıyı fark etti mi, bilmiyorum ama sadece derin bir nefes alarak başımı salladım. “Tamam,” dedim, ve biraz daha geriye doğru yürüdüm. Uraz, bir adım daha atıp, gözlerini bana çevirdi. Bir şeyler sormak istedim ama cevabını alabileceğimi düşünmüyordum.
Uraz’ın gözleri, bir anda beni izlerken o kadar derindi ki, sanki içimdeki en karanlık düşünceleri okuyordu. Bir an orada durduk, sadece sessizlik içinde. Bir şeyler daha vardı, hissedebiliyordum ama adını koyamıyordum. Hızla nefes alarak, gözlerimi başka yöne çevirdim. Gerçekten her şey yolunda mıydı?
Yavaşça, "Uraz…" diye başladım, ama sesim boğazımda takıldı. Onun yanında olmak, her geçen saniye daha zorlaşıyordu. O kadar soğuk, o kadar mesafeliydi ki, onu anlamak gittikçe imkansız hale geliyordu.
Uraz’ın gözleri hala üzerimdeydi, ama bu sefer daha farklı bir şey vardı. Hızla bir adım atıp, aramızdaki mesafeyi kapattı. Bir şey söylemek istediğimi anlamış gibiydi. Gözlerimdeki belirsizliği, kaybolmuşluğu okuduğundan eminim. Ama o, hala sessizdi. Sadece derin bir nefes alıp, "Bunu anlaman lazım," dedi. Söyledikleri netti ama tonu hâlâ sertti.
"Anlamıyorum," dedim, gözlerimdeki kararsızlık daha belirginleşmişti. Uraz bana bir süre daha bakıp, "Bazen insan, korktuğu şeyden kaçarken gerçek duygularını göremez," dedi. Sözleri havada asılı kaldı. İçimden bir şeyler kırıldı, bir şeyler çözüldü ama bir o kadar da kalbimde bir boşluk oluştu. Uraz’ın ne demek istediğini anlamaya çalıştım, ama dilim tutulmuş gibiydi.
İçimdeki duyguları saklamak kolay değildi, onu hissedebiliyordum. Beni korumak istiyordu ama bunu ona söylemek, kendimi ona açmak bana zor geliyordu. Gözlerimdeki kaygıyı fark etti mi, bilmiyorum ama hiç beklemediğim bir şekilde, bir adım daha atarak ellerimi tuttu. İlk defa beni bu kadar yakından, bu kadar nazikçe tuttu. Ama o nazik dokunuş bile, içimdeki kararsızlıkları geçirecek gibi değildi. O an her şeyin ne kadar karmaşık olduğunu, her şeyin o kadar zorlayıcı olduğunu fark ettim.
"Bir şeyler oluyor, değil mi?" dedim, başımı eğip, onun gözlerinin içine bakarak. Bu seferki bakışımda belirsizlik yoktu, sadece açık bir soru vardı.
Uraz, gözlerimi fark etti ve bir an için yumuşadı. Ama hemen ardından, gözlerindeki sertlik yeniden geri döndü. "Her şeyin farkındayım," dedi. "Ama bazı şeyler zaman alır, Talya."
Bu cümle, o kadar derin bir anlam taşıyordu ki, bir süre gözlerimi ondan alamadım. Bir şeyler söylesem de boğazımda düğümlenen kelimeler, bir türlü çıkmak bilmiyordu. Ne diyebilirdim ki? Onu anlamak o kadar zorlaşıyordu ki, kendimden bile şüphe duydum. Ama bir yandan da ona doğru adım atmak, onu yakından tanımak istiyordum. İçimdeki o belirsizliği, kaybolmuşluğu, bir an olsun terk etmek istiyordum.
Bunu yapmak imkansızdı.
Uraz’ın elleri hala ellerimdeydi, ama bu kez daha dikkatli bir şekilde, daha nazikçe tuttu. Gözlerinde bir kırılma vardı. Sanki, bir adım daha atsa, her şey patlayacakmış gibi bir his vardı. Kendi duygularını bastırıyordu ama bir o kadar da bana yaklaşıyordu.
"Bu kadar da zor değil," dedim, gülümsemeye çalışarak. Ama sesim, ne kadar uğraşsam da titriyordu. İçimdeki o boşluğu bir şekilde doldurmak istiyordum ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Uraz’ın sert bakışları ve kalbindeki kararsızlık, ona yaklaşmamı engelliyordu.
Sadece bir adım geri attım ve "Belki de sen haklısın"dedim. Ama gözlerimle onu takip ettim...