İçeriğe geç

Geceye saklı yol

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Geceye saklı yol

Bölüm 3

3. Bölüm

Melis uykuya direnmeye çalıştı o gece. Rüyaların artık huzur vermediğini biliyordu. Ama göz kapakları ağırlaştığında, ona karşı koyacak gücü kalmamıştı. Sis geri gelmişti. Ama bu kez gökyüzü çatlamış gibiydi; yıldızlar yukarıda değil, sanki yere düşmüş gibiydi. Melis yürüyordu. Hızlıca, bir şey arar gibi.Derken o sesi duydu. Yakındı. Çok yakındı. “Melis!” Adam bu kez bağırıyordu. Telaşlıydı. “Beni… dinle! Harita…” “İkinci sayfa… kırmızı mürekkep… babamın…” Cümlesi yarım kaldı. Rüya bir fırtına gibi parçalandı. Mert’in sesi yankılandı ama kelimeler kopuktu: “Unutma… kapı… unuttuğun yer… sen zaten biliyorsun…” Melis yatakta doğruldu. Kalbi deli gibi atıyordu. Ama bu kez korkudan çok merak vardı. "İkinci sayfa mı?" "Kırmızı mürekkep?" "Babamın… ne?" Günlüğüne koştu. Rüyaları yazdığı defteri açtı. Sayfaları çevirdi. Her şey siyah kalemle yazılmıştı. Ama… bir sayfada garip bir lekelenme vardı. Hafif kırmızıya dönmüş bir damla. Mürekkep gibi değil, ama tam da Mert’in söylediği yer… Melis odasında dolanırken babasının ona yıllar önce verdiği eski kutuyu hatırladı. İçinde eski fotoğraflar, kartpostallar ve küçük bir not defteri vardı. Kutuyu açtı. Tozlu defteri çıkardı. İlk sayfa bozuk yazılarla doluydu. Ama ikinci sayfa……kırmızı mürekkeple yazılmış eski bir cümle vardı: “Melis bu yazıyı okuduysa, geçmiş seni çağırıyor demektir.” Gözleri doldu. Bu şaka değildi. Tesadüf de olamazdı. Bu defteri yıllardır açmamıştı. Ama şimdi her şey birleşiyordu. Rüyadaki adam. Gerçekte karşılaştığı kişi.Ve şimdi bu: Babasına ait bir not. "Geçmiş beni çağırıyor, öyle mi?" diye fısıldadı. “O zaman cevabı bulmam gerek.”Melis, defteri titreyen elleriyle tutuyordu. Kırmızı mürekkeple yazılmış o tek cümle zihninde yankılanıyordu: “Melis bu yazıyı okuduysa, geçmiş seni çağırıyor demektir.” Bu bir rastlantı olamazdı. Mert’in rüyada söyledikleri, babasının eski defteri, ikinci sayfa, kırmızı mürekkep… Hepsi aynı yere işaret ediyordu. Kutunun içini tekrar karıştırmaya başladı. Fotoğraflar… kartpostallar… çocukluk çizimleri… Tam kaldırmak üzereyken kutunun dibine yapışmış bir kağıt fark etti.Sararmıştı. Zamanla kenarları kıvrılmıştı. Kağıdı açtı. Bu bir haritaydı. Ama sıradan bir harita değil. Sadece birkaç çizgi, bazı semboller ve kırmızı bir işaret vardı: Bir çiçek sembolü. Üzerinde küçük harflerle yazılmış bir kelime: “Unutuş.”> Melis anlam veremedi. Harita şehir merkezinden uzak bir bölgeyi gösteriyor gibiydi. Ama sokak ismi yoktu. "Unutuş ne demek? Bir yer mi bu? Yoksa bir sembol mü?" Gün boyu kafası bu sorularla doluydu. Haritayı çantasına koydu. Okula gitti ama hiçbir şeye odaklanamadı.Dönüş yolunda ise... Tam köşe başında... Mert yine karşısına çıktı. Yavaş yürüyordu. Kulaklarında kulaklık, elinde bir kitap. Melis dondu kaldı. Bu sefer göz göze gelmediler. Ama yanından geçerken, Mert istemsizce durdu. Sanki bir şey hissediyormuş gibi. Ardından döndü ve ilk kez dikkatli baktı. Melis fısıldadı: “Sen… beni hatırlıyor musun?” Mert kaşlarını çattı. Bir anlık sessizlik. Sonra: “Hayır… ama seni rüyamda görmüş gibiyim.” Melis’in nefesi kesildi. Bu… bu imkânsızdı. Mert de mi rüyayı hatırlıyordu? Mert başını iki yana salladı. “Garip. Saçma. Unut gitsin.” Tam dönüp gidecekti ki Melis elini çantasına attı. Haritayı çıkardı. “Bunu… bunu sen mi verdin bana?” Mert bir anda durdu. Gözleri haritaya takıldı. Dudakları kıpırdadı ama hiçbir şey demedi.Sonra fısıldadı: “Bu… imkânsız. Bu harita… yok olmuştu.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.