"Ah!"
Olabildiğince sessiz olmaya çalışıyordum. Canım acıyordu, yaralarımı sarmaya çalışıyordum lakin sadece çalışmakla kalıyordum. Çünkü yaralarım sarılacak gibi değildi. Çok fazlalardı.
Sonunda pes ettim. Sırtım kan içindeyken ve göğsüm mosmorken öyle bıraktım. Artık halim kalmamıştı. Yavaş adımlarla yatağıma yaklaştım. Uzanırken olabildiğince yavaş, olabildiğince dikkatli olmaya çalıştım. Yinede canımın acımasını engelleyemedim. Acılar içinde kapattığım göz kapaklarımla bir süre sonra derin bir uykuya daldım.
...
"Kalk, Aden"
Yavaşça göz kapaklarımı araladım. Tepemde gördüğüm babam ile yerimden doğrulmaya çalıştım acı içinde. Bir türlü doğrulamayınca bileğimden sertçe tutarak çekti. Bu sadece canımı daha çok acıttı.
"İçeri gel."
Babama dümdüz bakıyordum lakin içten içe meraklanmıştım. İçeri giren kısa siyah saçları olan, uzun boylu, gayet güzel bir kadındı.
"Gelin, Neriman Hanım. Kızımın saçlarını kısaltın. Hatta siz saçını erkek modeli yapın ama güzel dursun, kötü yapmayın. Kötü yaparsanız neler olacağını konuşmamızda gerek dahi yok bence." dedi tehditkâr bir ifade ile.
Bense acı ve şok içinde öylece dümdüz bakıyordum.
Gerçekten hayatım kaymış.
Babam odayı terk edince kadın bana doğru yaklaştı. Eliyle ilerideki makyaj masamı gösterirken konuştu.
"Lütfen buraya oturun, Bayan Kırsoy."
*******
Aynadan kendime bakıyordum. Saçlarım, annemin okşadığı saçlarım gitmişti. Tek bir makasla... Canım acıyordu, ruhum kanıyordu; kaybediyordum.
Siyah gözlerim, siyah saçlarım vardı. Hafif çekik gözlerime, zarif yüz hatlarıma babamın sebep olduğu morluklar gölge düşürüyordu. Küçük bir burnum vardı. Saçlarımdan birkaç tutam yüzüme dökülmüştü. Saçlarımı yan ayırmıştı o kadın. Gerçekten kendimi bilmesem erkek olduğumu sanacaktım.
Saçlarım enseme kadar zar zor geliyorlardı. Kadın yanlardan ve arkadan çok olmayacak şekilde almıştı. Önler gürdü, birkaç tutam isyan eder şekilde anlıma düşmüştü.
Kapım çalınmadan açıldı. Çalışan olsa çalardı lakin babam asla kapımı çalmazdı. Babam o ölü gözleriyle içeriye girdi.
"Yakışmış. Saçını daha önce böyle yapsaydık iyi olurdu. En azından o çirkin hallerini görmezdim. Hâlâ çirkinsin ama... Şimdilik idare eder."
Hiçbir tepki vermeden, soğuk bir şekilde ona bakıyordum. Duygular yasaktı, duygular ölümdü.
"Şimdi beni dinle, yarım saat içinde bodrumda ol."
Bodrum... En kötü zamanlarımın geçtiği yer. Cehennemdi orası, cehennem... Bu kelime ile vücudum yay gibi gerildi, kaskatı oldu. Parmak uçlarımdan kirpiklerime kadar her zerrem titredi.
"Tamam." dedim güçlü tuttuğum ses tonum ve düz surat ifadem ile.
İçten içe çığlık atıyordum. İçten içe kendimi yiyordum. Ama az kalmıştı. Bununda intikamını alacaktım. Tıpkı diğer şeylerinde intikamını alacağım gibi. Az kalmıştı, çok az...
...7 Yıl Önce...
Cevdet Kırsoy, duraklama yapmadan hızla içeriye girdi ve Hamza Şahin'in karşısına oturdu. Peşinden gelen Alya Kırsoy ile Aden Kırsoy her iki yanındaki sandalyeye oturdular. Sol tarafında Alya Kırsoy oturuyordu. Karşısında da Arda Şahin... Sağ tarafında Aden Kırsoy oturuyordu.
Aden çok şaşkındı. İlk defa buraya geliyordu. Hızla odayı gözleriyle taradı. Büyük ve ferahtı oda. Duvarlar krem rengindeydi. Bir duvar tamamen camla kaplıydı. Oradan şehir manzarasının ne kadar güzel görüneceğini düşünmekten kendini alamadı. Odada sadece kocaman, yuvarlak bir masa vardı. Ve birçok sandalye... Oda resmen bu kadardı yani.
Hamza Şahin boğazını temizledi.
"Hoşgeldin, Cevdet."
"Hoşbuldum, Hamza."
Bu kısa konuşmadan sonra etrafı ölüm sessizliği sardı. Ortam gerilmişti. Sessizliği bozan Hamza Şahin oldu.
"Bir erkek çocuğun yok, Cevdet. Ne yapacaksın, ha!? Yerine şu iki kızını mı getireceksin? Tüm emeklerimizi çöp mü edeceksin, ha!? Tüm emeklerimizi hiç mi edeceksin?"
"Çocuğum olmuyor, Hamza! Ne yapayım ben!? Kısırım dedim. Anlamıyor musun!?"
Her iki adamda birbirlerine öfke ile bakıyordu.
"Cevdet, dostum..." Derin bir nefes aldı.
"Peki hangisini yerine geçireceksin?"
"İkisini yarıştıracağım."
Şaşkınca Cevdet'e bakakaladı Hamza. İçinden 'ne içmişte gelmiş lan bu!?' diye geçirdi.
"Anlamadım?" dedi sinirlenmemeye çabaladığını belli eden bir ses ile. Cevdet konuştu.
"İkisini eğiteceğim, vakti geldiğinde onları kafese koyacağım."
Bu sözler ile titredi, Alya. Bilirdi kafesi... Kafese iki kişi girer, kafesten ancak ve ancak rakibini öldüren canlı bir şekilde çıkabilirdi. Kafese iki kişi girerdi; biri ölü çıkardı, biri diri. Kafes bitiş noktasıydı. Kafese kardeşi ile girecekti.
"Ve kafesten çıkan benim yerime geçecek aynı zamanda Arda ile evlenecek."
Aden hiç iyi şeyler hissetmiyordu. Çoğu şeyi algılayabilecek yaştaydı.
Hamza güler gibi bir nefes verdi.
"Vay, dostum. Seni hiçbir zaman çözemeyeceğim. Lakin senin şu kız... Adı neydi? Her neyse, küçük olan diyeceğim; fazla duygusuz bakıyor. Ablası ne kadar korkmamış gibi davransa da alttan bacağını sallıyor. Korkudan geberiyor." Sözlerini pis kahkahası ile tamamladı.
Arda, tüm konuşmayı yüzündeki memnun olduğunu belli eden ifadeyle dinlemişti. Artık konuşmaya katılmalıydı.
"Peki, ne zaman yarıştıracaksın amca?"
"Büyük kızım 16 yaşında, küçüğü 13 yaşında. Büyüğünü iki yıldır eğitiyorum. Küçüğünü ise 3 yıldır... Sanırım çok yakın bir zamanda." Bir süre düşündükten sonra devam etti. "Küçüğü 16 yaşına basınca, yani üç yıl sonra."
