Yol boyunca sessizlik hakimdi. Ancak bu sessizlik rahatsız edici değildi. Sadem Gediz'in yanında kendini güvende hissediyordu. Belki de ilk defa, yabancı biriyle olan bu sessizlik ona huzur veriyordu.
"Evin burada mı?" diye sordu Gediz etrafına bakınarak.
Sadem başını salladı. "Evet, biraz daha ileride."
Yağmurun şiddetlenmesiyle adımlarını hızlandırdılar. En sonunda kapısı açık evi gördüler.
"İşte burası," dedi Sadem, kapıya yaklaşarak.
Gediz etrafı inceledi. "Biraz işçilik gerekecek gibi duruyor."
Sadem dudaklarını birbirine bastırarak omuzlarını kaldırıp indirdi. Yağmur şiddetini arttırınca da, "İçeri girelim," dedi kapının üstündeki paslı çatının altına sığınarak. "Bu yağmurda eve gidemezsin."
Gediz Sadem'in teklifini kabul edercesine, hafifçe başını salladı.
İçeri adım attıklarında Sadem yerde serili olan muşambaya baktı. Bir zamanlar sıcak bir yuva olma hayaliyle dolu olan bu yer, şimdi sadece bir sığınak gibiydi. "Ev için kusura bakma," dedi mahcubiyetle. "Dün gece buraya gelmek zorunda kaldım. Gidecek başka yerim yoktu." Mutfak tezgâhına doğru ilerledi. "Ama temiz bardaklarım var, sana bir kahve yapayım mı?"
Gediz Sadem'in teklifine gülümseyerek karşılık verdi. "Evet, kahve güzel olur. Teşekkür ederim."
Sadem mutfakta kahve hazırlarken, Gediz etrafı incelemeye devam etti. Ev korkunç durumdaydı ama bu konu hakkında konuşmamayı tercih etti. Sonuçta yeni tanışıyorlardı, bir şey söylemek kendisine düşmezdi.
Yağmur yavaş yavaş azalırken Sadem kahveleri hazırlayıp eski ama temiz bardaklara doldurdu. Bardaklardan birini Gediz'e uzatarak, "İşte buyur," dedi. Gediz teşekkür ederek kahveyi aldı ve bir yudum içti. "Teşekkür ederim. Gerçekten iyi geldi."
"Afiyet olsun," dedi Sadem, kahvesinden bir yudum alarak. Bir süre sessizce kahvelerini içtiler.
Yağmur tamamiyle durmuştu. Gediz boş bardağı masaya bıraktıktan sonra, "Artık gitsem iyi olacak." dedi. "Ama gitmeden önce, yanlış anlamazsan eğer kapıya bir göz atmak istiyorum. Güvenlik açısından."
Sadem minnetle başını salladı. "Bu çok iyi olur. Teşekkür ederim."
İçinden, bugün ne çok teşekkür ettik böyle, diye geçirerek odanın bir köşesinde duran alet çantasını getirip Gediz'e uzattı.
Gediz hızlı ve yetenekli bir şekilde kapıyı tamir ettikten sonra, "Eveett," dedi içtenlikle. "Kapın artık daha güvenli."
"Teşekkür ederim."
Yine bir teşekkür.
Gediz kapıdan dışarı adım attı. "Eğer başka bir şeye ihtiyacın olursa, sadece birkaç ev ötede olduğumu unutma."
Sadem'in kaşları şaşkınlıkla havalandı. "Öyle mi?"
"Şuradaki mavi evde oturuyorum," dedi Gediz, karşı yoldaki evlerden birini göstererek.
Sadem içtenlikle gülümsedi. "Anladım, teşekkürler."
Ve bir teşekkür daha.
Gediz Sadem'e bir gülümsemeyle başını salladı ve evine doğru yol aldı. Sadem kapıyı kapattıktan sonra odanın ortasında tek başına kaldı. Eve gelen sessizlik, Sadem'in içindeki karmaşık duyguların daha da belirgin hâle gelmesine neden oldu. Dün gece yaşadıkları onun için bir dönüm noktasıydı ve şimdi bu duygusal yıkımın etkileriyle yüzleşmek zorundaydı. Bir süre odanın ortasında durup sessizliği dinledi. Duygusal olarak yorgun hissediyordu. Fiziksel olarak da yorgun hissediyordu. Geçmişte güvendiği, sevdiği birinin ihanetine uğramış olması, onu paramparça etmişti. Yorgunluk, adeta her hücresine işlemişti.
Ayaklarını sürüye sürüye muşambasına doğru gitti. Uyku güzel bir kaçış yöntemiydi. Çamura bulanmış ayakkabılarını çıkardıktan sonra yere uzandı. Sırtüstü dönüp gözlerini sımsıkı kapadı. Uyumak, hislerinden kaçmak istiyordu ancak zihnindeki sesler ona sürekli olarak kendi değersizliğini hatırlatıyordu. Oysa iki gün öncesine kadar ne kadar da mutluydu. Anneannesinden kalan bu evin tadilatını yaptıracak, iş çıkışı şehrin yoğunluğundan kaçıp bu güzel manzaraya sevdiği adamla bakacaktı.
"Sen bana ne yaptın böyle Bora..." diye mırıldandı kendi kendine. Burnunu yakan gözyaşları anında serbest kaldı ve Sadem, uyuyakalana kadar saatlerce ağladı.
