İçeriğe geç

Geceye Fısıldayan Lisandra

Bölüm 36 · 3 dk okuma

Geceye Fısıldayan Lisandra

Bölüm 36

36- Geceye Fısıldayan Lisandra (FİNAL)

Savaş bitmişti.

Ama sessizlik...

Sessizlik her şeyden daha ağırdı.

Yıldızkent'in üzerinde sabahın ilk ışıkları yükseliyordu.

Bin yıllık karanlık dağılmıştı.

Boşluk Kralı yok olmuştu.

Aurelion gitmişti.

Malakar ölmüştü.

Ve dünya hâlâ dönüyordu.

Sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Oysa her şey değişmişti.

Lisandra sarayın yıkılmış avlusunda tek başına duruyordu.

Rüzgâr beyaz saçlarının arasından geçiyordu.

Elinde kırılmış kolyenin son parçası vardı.

Aurelion'dan geriye kalan tek şey.

Avucunun içinde duran küçük bir yıldız parçası gibi parlıyordu.

Gözlerini kapattı.

Ve ilk kez...

İçindeki sessizliği hissetti.

Aurelion'un sesi gitmişti.

Yıllardır bilmeden taşıdığı ağırlık gitmişti.

İlk kez gerçekten yalnızdı.

Ama bu yalnızlık korkutmuyordu.

Özgür hissettiriyordu.

Arkasında ayak sesleri duyuldu.

Kim olduğunu dönmeden biliyordu.

Azrael.

Her zamanki gibi sessiz yaklaşmıştı.

Ama artık onu hissedebiliyordu.

Tıpkı yıldızların geceyi hissetmesi gibi.

Yanına geldi.

Bir süre konuşmadılar.

Yıkılmış şehri izlediler.

Sonunda Azrael sessizce konuştu.

"Bitti."

Lisandra hafifçe gülümsedi.

"Evet."

"Buna hâlâ inanamıyorum."

Azrael ilk kez kısa bir kahkaha attı.

Bu sesi daha önce çok az duymuştu.

Ve hoşuna gitmişti.

Bir süre sonra Lisandra ona döndü.

Altın gözleri artık normal görünüyordu.

İnsani.

Sıcak.

"Şimdi ne olacak?"

Azrael cevap vermeden önce uzun süre düşündü.

Sonra omuz silkti.

"Bilmiyorum."

Lisandra şaşırdı.

"Senin her zaman bir cevabın olurdu."

Azrael ona baktı.

Ve gülümsedi.

"Bu kez hayatımda ilk defa geleceği bilmiyorum."

Sessizlik oluştu.

Ama bu sessizlik huzurluydu.

Çünkü ilk kez kaderleri yazılmamıştı.

Aradia birkaç gün sonra Yıldızkent'te kalmaya karar verdi.

Yüzyıllardır kayıp olan halkını yeniden toplamak istiyordu.

Selyra yanında kaldı.

Elara ise Konsey'e geri döndü.

Eski düzeni değiştirmek için.

Çünkü artık korkunun yönettiği bir dünya istemiyordu.

Birçok şey değişmeye başlamıştı.

Yavaş yavaş.

Ama değişiyordu.

Aylar geçti.

Yıldızkent yeniden yaşamaya başladı.

Boş kalan sokaklarda insanlar yürümeye başladı.

Kulelerde ışıklar yanıyordu.

Çocuk sesleri eski taş duvarlarda yankılanıyordu.

Ve bir gün...

Lisandra şehrin en yüksek kulesine çıktı.

Gün batımını izlemek için.

Eskiden bunu yalnız yapardı.

Ama bu kez yalnız değildi.

Azrael yanındaydı.

Gökyüzü turuncu ve mor renklerle boyanmıştı.

Yıldızlar yavaş yavaş görünmeye başlıyordu.

İkisi de sessizdi.

Sonunda Azrael konuştu.

"Bir şey sorabilir miyim?"

Lisandra güldü.

"Bu benim repliğimdi."

"Bugün ödünç alıyorum."

"Tamam."

Azrael gökyüzüne baktı.

Sonra ona döndü.

İlk kez...

Gerçekten çekinerek.

"Hiç pişman oldun mu?"

Lisandra anlamadı.

"Neye?"

"Bana güvendiğine."

Rüzgâr aralarından geçti.

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra Lisandra gülümsedi.

"Defalarca."

Azrael gözlerini devirdi.

"O kadar dürüst olmana gerek yoktu."

Genç kadın güldü.

Bu kez daha içten.

Daha mutlu.

"Ve her seferinde yeniden güvendim."

Azrael sustu.

Çünkü söyleyecek bir şey bulamamıştı.

Gökyüzündeki ilk yıldız parladığında Lisandra onu izledi.

Sonra ikinciyi.

Sonra üçüncüyü.

Bir zamanlar yıldızlar ona korku getirirdi.

Kehanetleri.

Kaderleri.

Zincirleri.

Şimdi ise yalnızca güzellerdi.

Ve özgürdüler.

Tıpkı kendisi gibi.

Azrael yavaşça elini uzattı.

Bu hareket o kadar doğal geldi ki Lisandra şaşırdı.

Ve elini tuttu.

Sanki hep öyle olması gerekiyormuş gibi.

Sanki bütün yollar onları buraya getirmek için çizilmiş gibiydi.

Ama bunun kader olmadığını biliyordu.

Bu kez seçimdi.

Onların seçimi.

Aşağıda Yıldızkent'in ışıkları yanıyordu.

Uzaktan müzik sesleri geliyordu.

Hayat devam ediyordu.

Ve ilk kez Lisandra geleceği düşünürken korku hissetmiyordu.

Çünkü artık geleceğin ne olacağını bilmiyordu.

Ve bu güzeldi.

Gece tamamen çöktüğünde gökyüzü yıldızlarla doldu.

Lisandra başını kaldırdı.

Ve uzaklarda bir yıldızın diğerlerinden biraz daha parlak olduğunu gördü.

Gülümsedi.

Belki Aurelion'du.

Belki Malakar.

Belki de yalnızca bir yıldızdı.

Artık önemli değildi.

Çünkü bazı hikâyeler sonsuza dek sürmezdi.

Ama izleri kalırdı.

Ve böylece...

Bir zamanlar bütün dünyanın korktuğu cadı...

Kehanetlerin merkezindeki kız...

Yıldızların varisi...

Sonunda kendi hikâyesinin sahibi oldu.

İnsanlar yıllar sonra onun hakkında efsaneler anlatacaktı.

Gece göğünün altında fısıldanan hikâyeler.

Karanlığı durduran kızın hikâyesi.

Yıldız Tahtı'nı reddeden kraliçenin hikâyesi.

Ve en çok da...

Seçim yapmayı kaderden daha güçlü kılan kadının hikâyesi.

Ona birçok isim vereceklerdi.

Kraliçe.

Kurtarıcı.

Yıldızların Kızı.

Ama tarihin hatırladığı isim yalnızca bir tanesi olacaktı.

Geceye Fısıldayan Lisandra.

SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.