Sahil kasabasına akşamüstü gelmek Kumsal’a her zaman garip bir his verirdi. Güneş batmaya yakınken her şey daha yumuşak görünürdü; insanlar daha az konuşur, deniz daha koyu bir renk alırdı. Ayağındaki terliklerle kaldırımdan kuma geçti. Ne acele ediyordu ne de etrafa özellikle bakıyordu. Burası onun için yeni değildi.
Deniz birkaç adım önündeydi. Omuzları rahat, yürüyüşü her zamanki gibi kendinden emindi. Kumsal onunla yan yana gelmemek için bilerek yavaşladı. Daha gelir gelmez bir şeylere sürtünmek istemiyordu.
“Bu yaz sakin geçsin,” diye düşündü.
Ama bunu düşündüğü an, sakin geçmeyeceğini de hissetti.
Sahilin ortasına doğru ilerlerken kalabalık biraz artıyordu. Genelde kasabada herkes herkesi tanırdı ama bazı yüzler hemen belli olurdu. Yeni gelenler… Bakışları etrafta dolaşır, adımlarında kararsızlık olurdu.
İşte tam o anda Gece’yi gördü.
Kalabalığın içindeydi ama kalabalığa ait durmuyordu. Üzerindeki kıyafet sade ama özenliydi. Kendini göstermek gibi bir çabası yoktu ama yine de göz takılıyordu. Yanında yürüyen çocuk ise tamamen zıttıydı.
Poyraz.
Kumsal ilk anda onun hakkında net bir şey söyleyemedi. Yakışıklı mıydı, soğuk mu, mesafeli mi… Hepsi vardı ama hiçbiri tam oturmuyordu. Asıl dikkat çeken şey, duygularını saklamaya alışık biri gibi durmasıydı. Gözleri sürekli hareket halindeydi ama kimseye uzun uzun bakmıyordu.
Gece bir an kumun daha yumuşak kısmına bastı, dengesini toparlamak için durdu. Poyraz refleksle yanına döndü ama aralarında bir mesafe bıraktı. Dokunmadı. Dokunmak istemediği için mi, yoksa istemesine rağmen mi bilinmez.
“İyiyim,” dedi Gece.
Sanki biri bir şey sormuş gibi.
Poyraz sadece başını salladı.
“Tamam.”
Tek kelime.
Ne fazla ne eksik.
Gece yürümeye devam etti ama kalbinin ritmi değişmişti. Bunun nedenini kendine açıklamak istemedi. Yeni bir yerdi, yeni insanlardı; fazla anlam yüklemek istemiyordu. Ama içindeki o küçük huzursuzluk geçmedi.
Arkalarından bir ses yükseldi.
“Gece!”
Lal, enerjik bir şekilde yanlarına geldi. Daha ilk günden ortama uyum sağlamıştı. Gözleri hızlı hızlı etrafı taradı, sonra kısa bir an Poyraz’da durdu. O bakış kısa sürdü ama meraklıydı.
“Çok güzel değil mi burası?” dedi Lal, Gece’nin koluna girerek.
Gece gülümsedi.
“Evet… farklı.”
Poyraz birkaç adım geride kaldı. Sohbete dahil olmadı. Zaten kimse onu zorlamıyordu. O da buna alışık gibiydi.
Biraz ileride Kumsal ve Deniz duruyordu. Kumsal olan biteni sessizce izliyordu. Deniz, onun bakışlarını fark edince başını yana eğdi.
“Yeni yüzler,” dedi Deniz.
“Sıkıcı geçmez bu yaz.”
Kumsal omuz silkti.
“Geçmez ama kolay da olmaz.”
Deniz güldü.
“Sen de bir işi bok yoluna sürme amına koyayım.”
Kumsal cevap vermedi. Gözleri tekrar Gece ve Poyraz’a kaydı. Aralarında görünmeyen ama hissedilen bir şey vardı. Henüz adı yoktu ama oradaydı.
Gece sahile doğru yürürken bir an arkasına bakacak gibi oldu. Vazgeçti. Poyraz ise tam tersine, bakmamak için kendini zorlar gibiydi. Onun suskunluğu doğal değildi; bilinçliydi.
Ve bu bilinçli suskunluk, aralarına ilk mesafeyi koymuştu.
O gün kimse bunun farkında değildi.
Ama sahil kasabasında bazı şeyler ilk günden belli olurdu.
Yan yana yürüyüp konuşmayan iki insan,
ileride en çok konuşulamayan hikâyenin başrolü olurdu.