Eve gidiyordum. Sonunda bir sahne daha bitmişti. Sahneye çıkmaktan değil ezberlediğim tonca yazıdan yoruluyordum. Trafik yoğun olduğu için 2 satte anca eve varmıştım. Uzun bir duş alıp yattım. Ben kafamda senaryo kurmaktan uyuyamayan biriyim ama bu sefer hemen uyumuştum. Gözlerimi hafif kapattım sonra tamamen kapattım. Saniyeler sonra açtım ama güneş pencereden yüzüme vuruyordu. Bu şaka mıydı? Ne ara sabah olmuştu? Kalkıp saate baktım saat 14:52'ydi. Kendimi tekrar yatağa fırlattım. Sahnem 20:00'daydı. Bir dakika ben bu bölümü şehirde oynamayacaktım kii. Ben bu bölümü şehre inemeyen insanlar için adını bile unuttuğum dağdaki bir köyde oynayacaktım. Hemen kalktım,makyaj yaptım, giyindim. Yola çıktım ama nereye gideceğimi bilmiyordum. Ben gideceğim yerin adını bile unutmuşken yolu nasıl hatırlayabilirimkine. İş arkadaşım Zeynep'i aramak için arabayı durdurup telefonu açtım ama bir mesaj vardı. Mesaj zeynep'tendi.
Kim:ZEYBEEEP'İM
Sen şimdi nereye gideceğimizi de unutursun. ******* buraya gel. Birde şu b12 için doktora git be kızım.
Ben bu kızı yerdim ama.
Kime:ZEYBEEEP'İM
Sen varyaa iyiki varsın hemen geliyorum. Seni seviyorum. Doktora gitmeyeceğim üşeniyorum:)
Hemen arabayı çalıştırıp attığı konuma gittim. Bütün set buradaydı. İnsanlar da yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Saat mi geldi? Benmi geç kaldım? Alel acele saate baktım. Saat daha 17:32'ydi. Çok şükür geç kalmamıştım.
Yönetmenim doruk sağolsun elime çalışmam için 1 ton kağıt vermişti. Ama ben hepsine önceden göz atmıştım. Yani şu an çalışıyor gibi durup makyajımı tazeleyebilirdim.
Makyajımı tazeledim,yemek yedim, su içtim,tekrar makyaj yaptım derken baya bir oyalandım ve saat geldi. Rolümü en güzel şekilde oynadım. Benim sahnem bitmişti artık eve gidebilirdim.
Yola çıkalı 2 dakika falan olmuştu. Gelirken güneş daha batmadığı için hava aydınlıktı ama şu an güneş yok ve hava gayet karanlık. Zaten dağa geldiğimiz için ormanlık yollardan falan geçmem gerekiyordu. Sebepsiz yere tedirgin olmuştum. Yolda korka korka ilerlerken camdan gelen bir sesle cama baktım. Cama bir kurşun isabet etmişti. Arabayı daha hızlı sürmeye başladım ama arabanın ön camından bir ses duymam ve kolumdaki acıyı aynı anda hissetmem bir oldu. Kolumdan vurulmuştum. Arabayı durdurmak zorundaydım çünkü kolumun acısı tarifsizdi. Arabayı kenara çektim. Ve arabanın altına girdim. Kolumdaki kanama artmıştı. Uzaktan bazı sesler duyuyordum. Tam olarak seçemiyordum ama sesler giderek yaklaşıyorlar. "Yine mi kaçırdık şu itleri elimizden." Diyordu bir ses. "Komutanım bölgeyi arayayım mı insanlar endiselenmiş olabilirler seslerden dolayı" diyordu bir ses. Galiba bunlar askerdi. Bunlara guvenebilirmiydim? Gerçekten askermiydiler? Kolumdaki acı dahada artınca istemeden inledim. O an her şey sustu. Hatta kimse nefes almadı. Galiba çıkmam gerekiyordu. Yavaşça arabanın altından çıktım. Başımı onlara çevirdiğimde 7-8 kişinin silahlarını bana doğrulttuğunu gördüm. Bunlar Türk askeriydi. Önümdeki asker silahını indirdi ve koluma bakarak "Sen bu çatışmada mı yaralandın?" Diye sordu. "E-evet" diyebildim zar zor. Benim Türk askerlerine zaafım vardı ama böyle bir asker olurmuydu? Karşımdaki askerlerin hepsi en az 1.90 ben 1.73 olarak durumu az da olsa kurtarıyordum sanki. "Yavuz siz arabaya geçin. Semih sende bana ilk yardım çantasını getir." Hepsi arabaya geçti. Semih denen asker ilk yardım çantasını getirip arabaya geçti. "Ee şey hanım..." doğruya adımı söylemeyi unuttum. Kahretsin b12 eksikliği "gece,gece yıldız." Adam karşımda sırıttı. "gece hanım bizde arabaya geçelim sizi hastaneye götürelim bu burada hallolacak bir yara değil,içinde kurşun olmasa bile dikiş atılması gerek" oyunu bozmayacaktım. "Tamam şey beyy..." asker ufak bir kahkaha attı. Sonra ciddiyetini topladı "barış,barış yılmaz" arabanın önüne geldiğimizde bir ses duydum. Şiddetli bir patlama sesi. Sonra kafamda bir darbe hissettim Galiba yere düşmüştüm.kolumdaki sancı artmıştı ama arık karnımda acıyordu. Sonrası ise derin bir karanlık oldu.
'İlk bölüm bittiiii🥳🥳'