İnsanlar geçmişlerinde yaşadıkları sarsıcı olaylar yüzünden geleceklerininde karanlık olduğunu düşünürler. Sanki o karanlık ilelebet devam edecekmiş gibi hayatlarının bir parçası haline getirdiler. Oysa her karanlığın içerisindeki ışık, bizi o karanlıktan kurtarmaya yetecek umutu veririr. Peki o ışık ya bize gelmeden sönerse? Yine karanlıkta kalırsak ve kurtuluş mücadelemiz başlamadan biterse ne olur? Niye o dipsiz kuyuya düşüp geri çıkmak adına uğraşacak mıydık?
Bende o kuyunun duvarını yarılamış adım atsa tekrar düşecek olan kısımdayım. Her hareketim benim için zulümken aldığım tek nefes bile benim için sarsıcı olabilirdi. Sadece benim için değildi bir çok kişi için aynısı söylenebilir. Kendini kurtarmak için bu yola başlatan ama başaracağına karşı tek bir umutu bile olamayan o kişlerdendim.
Geçmişin karşımıza çıkardığı engellerin bizlere bıraktığı hasarları sayısız defa hayat mücadelemizden alıkoysada, o engeller artık geçmişte kalmıştı. Paslanmışlımşarı öylece bırakıp konusunu tazelemeyeceğimize değmeyecek kadar acı verici olaylar yüzünden yaşama olan bakışımızdan kendimizi alamazdık. Bu bizdik. Hepimiz. Geçmişin geçmişte kaldığı bu dönemlerde insanlara kendimizi kanıtlayarak kimin ne olduğu gayet iyi anlamalarını sağlayacak olan da bizdik. Bunu bizden başkası yapamazdı zaten. Şahsi sorunlar ilk önce kendinimizde halletmeniz gereken sorunlardır ve o sorunun hatalısın kimseden çıkartamaz veya suçlayamazdık. Ancak geçmişimizi kirleten kişi gerçekten narsistlik yapıp bizim hayatımızı zindan ederse bu şahsizlikten çıkar, özel hayatının ihlaline kadar giderdi.
Beni hayatımda bundan ibaretti. Kendimi üniversite yılımın sonunda yani bir, bir buçuk yıl önce aile evi demeyecek o evde kurtulmuştum. Tabi tam kurtulma olmasada her gün " bugün beni kim dövecek? Serhat eve gelince ne yaşayacağım? Acaba, acaba anneme yapılan o korkulu rüyamı bana da yapar mıydı?" sorularıyla yaşamıyordum.
Beni telefonda arayarak, yanıma gelmeye çalışararak, mesajlar yazarak, yanlarına zorla çekiştererek yüzleşmeye zorlarlardı. Serhat'ın her beni o eve zorla soktuğunda içimde biriktirdiğim bütün acıları, yaşadıklarımı yutup evimde..... Kendi evimde...... Özgürce yaşadığım evimde..... Atarak kendimi rahatlatıyorum. Bu bendim. Yaşadıklarını hep yutan, kimseye bir şey çaktırmamaya, acıları ile baş başa kalan hergününü geçmişindeki engelleri aşmaya çalışan Gece.
Lisede kendimi zorla okula kayıt ettirdiğim zamanlar Seherlere yük olamamak için test kitaplarımı geri dönüşüm yerinden cevaplarıyla alıyordum. Yosun'la aynı sınıfta olduğumuz için her günüm onun ve arkadaşlarının beni aşşağalaması ve zorbalamaları nedeniyle kendimi okuldan soyutlamadım. Ben kendime gelecek kurup o evden kurtulmayı hedefledim. Ve evet benim başarım gerçekleşti. 11. Ve 12. Sınıfta evde tek yaptığım şey ders çalışmaktı. Bir de ailevi meselerimdi.....
Hiç kimsede gelip bana " sen ne yaşadın?" demedi sadece zorbaladı ve bu benim canımı en çok yalan gerçekti. Kimseden sev ve saygı beklediğim elbette söylemezdi ancak bir yerden sonrada insanın canına kast ettiği gerçeği kimse değiştiremezdi.
Üniversiteyi kazandığım gün hayatımda ilk defa o leşlerin yanında gülümsedim ve o gülümseme orada kalmıştı. Seher'in yanağıma indirdiği sert tokatın dalgasıyla kendimi yerde bulmuştum. " Sen kendini ne zannediyorsun da Yosun'u geçebiliyorsun?" diye bağırdıkları güni o kadar iyi hatırlıyordum ki asla unutmayacaktım. Ben hiçbir şeyi unutmayacaktım. " Biz Yosun'a o kadar özel ders, dershanesine, kitaplar, denemelerler destek verirken o kazanmamasına rağmen sen nasıl kazandın. Sen bir sürtüksün ve üniversiteye gitmeyeceksin" dediklerindd ilk o an Melez Ailene karşı çıkmıştım. O günden sonra beni üniversitesiye göndermişlerdi ancak zorla yapmışlardı. Kendime geleceğimi kurduğumu göre Yosun'u girdiği haller zaten ayrı bir dertti.
Şuan 2+1 geniş salonlu güzelim evimde özgürce yaşarken yaptığım en mantıklı kararın okumam olduğu bir kez daha kendime hatırlattım. Aldığım 97.500 maaşımla mis gibi yaşarken, o evden kendimi nasıl kurtardığıma bir kez daha kendime sordum. Mesleğim Adli Tıpçılıktı. Tıp okumak istiyordum ancak hastanede çalışan doktorlar gibi olmak istemiyordum. Ben Adalet için savaşlardan olmak istiyordum ve olmuştum.
Ben Gece Deniz Soylu, hayatı bir felaketten ibaret olan lakin savaşmayı hiçbir zaman bırakmayan Gece. Kendisine acıyanlara karşı dimdik duran ve mücadelesini yarıda bırakmayan Gece. Kimseye ihtiyacı olmayan ve tek kalınca da akıp giden su damlaları gibi olamayan Gece. Savaşmayı en iyi bilen Gece olarak çıktığım bu yolda geçmişimle savaşarak Melez ailesinin karşısında kazanan Gece Deniz Soylu.
Bu benim hikayem ve benden başka kimse hikayeme dahil olup beni kayıp etmeye zorlayamazdı......
Gece bir sularında pencereden dışarıyı izlerken Gecenin Karanlığının varlığını bir kez daha zihnimde canlandırdım. Huzur, mutluluk ve özgürlük veren o karanlık insanı kendisine git gide daha çok bağlıyor ve daha çok içine çekiyordu. Karanlığın içerisinde esen rüzgarın soğukluğunu içeriden bile hissedebiliyordum.
Bacaklarımı kendime çekip oturduğum askılı sandalyesinde elimde tuttuğum sıcak kahvemi yudumlarken gecenin karanlığında bırakılmış bölgeye bakarken gözlerimin önene o günlerdeki çatı katında küçük pencerenin önüne geçip gece dışarı çıkan kendi yaş grubumda olan liseli kızları görünce imrenişim aklıma geldi. Her gece o küçük camın önüne geçip dışarıdan bakarken karanlığın içinde gömülü kalıyordum.
Elimdeki kahvemi yudumlarken telefonuma gelen mesajla bakışlarımı pencereden çevirip siyahlı beyazlı sehpanın üzerindeki telefonuma çevirdim. Bacaklarımı aşağı doğru saldım ve elimdeki kahveyle beraber ayağa kalktım. Bu saatte bana mesaj gelir miydi ki?
Gelmezdi...
Gelmiş olsa da anca Melez ailesinden gelirdi.
O mesajlarda tehditden başka bir şey değildi.
Telefonu elime aldığımda yabancı numara ile kısa bir bakıştık.
+90542*** : Merhaba Gece hanım ben Komiser Kutan Kurt. Ulaştığımız cinayetin üzerine savcılık talimatıyla yeni adli tıpçımız olarak, acil vaka ile adli tıp birimine çağırıyoruz.
Mesajı okur okumaz hızla 'geliyorum' yazıp odama doğru koştup. Gardolabımdan bugün için hazırladığım kombinimi çıkarttım.

(Ayakkabı olarak beyaz taban ayakkabısı)
Arabanın anahtarını aldığım gibi evden çıktım. Asansöre bindiğimde aynada kendime baktım. Göz altlarım uykusuzluktan morarmıştı ve ben artık bunları kapatamıyorum. Geceleri içimden gelen ağlama Hissiyatı yüzünden ağlamalarım da göz altlarım şişirtmişti. Yüzüm bembeyaz olduğu için mavi gözlerimin altındaki mor halkalar çok belli oluyordu. Makej yapmaya bile vakit bulamadığım için bugün içerisinde öyle kalacaklardı. Siyah saçlarım dağınık bırakmıştım. Daha doğrusu toplamaya bile vakit bulamamıştım.
Bu benim mesleğimdi, daha önceden atandığım adli tıp bürosunda başarı gösterdiğimden Adalet Bakanı Yiğit Koçak Bey beni Savcılıkla beraber yeni bir büroya sevk etmişti. Yeni vakanın aciliyeti ile yeni atanmış olduğum emniyetteki ilk vakam olacaktı.
Arabanın dikiz aynasına baktığımda arkamdan başka bir arabanın hareketlenmeye başladığını gördüm. Arabaya bindiğimden beri peşimdeydi ve bu çok dikkatimi çekmişti. Evde gece karanlığını izlerken araç yaklaşık yarım saat öncesinden oraya gelmiş ve durmuştu. Dikkatim ne kadar geçmiş olsada ele avuç bir durum olmadığı için şuanlık üzerinde durmayacaktım lakin bu işte dikkatimi verecektim.
Arabayı adli tıp bölümüne çevirirken park edilmiş araçlardan komiser Kutan ve Bölge Savcı Sarp Beyin çıktığını görünce tam zamanında geldiğim için mutlu oldum. Arabanın kontağını kapanmadan önce saate baktığımda üçe geldiğini gördüm. Araçtan indikten sonra soğuk rüzgarın esmesiyle beraber vücudumda ürperti oluştu. Çantamıda alıp içeri doğru ilerlediğimde Kutan ve Sarp savcının arkasına geçtim. Beni gördüklerinde yüzlerine tebessüm yerleştirdiler.
Kutan elini uzattığında "tanıyorsundur ancak ben yine söyleyim Kutan Kurt, İstanbul Şehir Komiseriyim. Seni çağırmamızın sebebi ise üst üste bulunan cesetlerin olmasıydı. 12 Mart'tan beri her gün farklı şehirlerde cesetler bulunuyor. Bu yüzden bölge savcımızla cesetleri getirirdik. Bakmanızı rica ediyoruz. "
O yüzden Bölge Savcısı olan Sarp Karakaya'yı çağırmışlardı. 12 Mart'tan beri cinayetelerde artış varsa bunda aynı suç şebekesinin yaptıkları planların parçaları olabiliyordu. Komiserin anlattıklarından da bu sonuça ulaşıldığından işlerdeki garipsilik ortadaydı. 4 günden beri cinayet işleniyorsa ve bu hep Marmara Bölgesini kapsıyorsa zaten ay ı suç şebekesi ortaya atılıyordu.
"Anlıyorum komiserim, cesetler geldiyse iznizle başlayayım" dediğimde Kutan bey adli tıp bürosunun odasına baktığında cesetlerin geldiğini anladım. Sarp savcı ile yaklaşık dört ay öncesinde çalıştığım bir vaka üzerinde tanışmıştık. Gerçekten işini hakkıyla yapan avcılardandı ve o cinayetin çözümünden sonra beni daha iyi yerlerde görmek istediğini söylemişti. Şuanda öyle oluyordu.
"İstanbul Şehir Savcımız Aral Kaya Çakır'ın gelmesini bekleyecektik ama sen önceden bir cesetlere bak" dediğinde gülümsedim ve odaya girdim. Odaya girer girmez karşımda ilk olarak askılık vardı. Askılığı üzerinde ise Adli Tıp gömleklerinden vardı. Üzerimdeki ceketi çıkartıp askıya yastıktan sonra gömleği giydim. Boynuma çantamdan çıkarttığım yaka kartını taktıktan sonra plastik eldivenleri ellerime geçirdim. Aynaya doğru baktığımda göz altlarım aşırı derecede dikkat çektiğini fark ettiğimde içimden ' umarım kimse anlamaz' diye geçirdim. Maskemi elime alıp ağız kısımı kapattıktan sonra ucunu kırıp burnumu kapattıktan sonra Adli tıp bölüme girdim.
Önümde dört tane üzeri beyaz çarşafla kapalı ceset yatıyordu. Odada çok kasvetli bir ortam vardı. Aynı morg gibiydi. İnsanların kendisinin öldürülmesi veya ihtimal verilmesinin nedeniyle bu ortama getirilmek zorundaydı. En azından onların bedenleri ve ruhlarını aynı anda ölüydü, benim ise sadece ruhum ölüydü ve en acısınında bu olması dışında sorun yoktu.
Öldürüldüğü için adli tıpa düşmek de insanlığın suçuydu. Kendi ırkından olan birisini öldürmenin bu kadar vicdansızca gerçekleşmesi bazıların vicdanı olup olmadığı sorgulatıyordu. Ne olmuş olsa da kimse bir başkasının cezasını kendisi için vermezdi. Bu dünyada kanunları sağlamaya çalışan kurumlar ve kuruluşlar vardı. Kimse kafasına göre hareket edip kanunları hiçe sayıp kendi canından olan birini öldürmez, zarar vermezdi. Kanunlara uyulmadığı sürece herkes daha çok acı çekiyordu ve bunu sonucunda ölümden başka bir sonuca varılmıyordu. Ülkede adaletsizlik, eşitsizlik, görüş ayrıcalığı olsada insanlar bunu fırsat bilip insanları cezanlandıramazdı. Böyle bir şeye kalkıştığında o ülkede ölüm sayılar daha çok artardı. Şuan olduğu gibi....
Beyaz çarşafı önümde duran ceseti üzerinden çektiğimde bu kişinin kadın olması yüreğime başka bir acı vermişti. Geçen yıl kadınların ölüm oranı erkeklerin ölüm oranından %30 daha fazlaydı ve bunun bir çoğu cinayet yüzünden ölmüştü. Bir kadının en büyük korkusu erkek korkusunun olması bir başka acıydı. Kimse karşı cinsin kendisinden nefret etmesini istemezdi lakin insanlar bunu bçr başarı olarak görüp daha çok acı çektirmeye devam etmesinde başkaydı.
İlk açtığım cesette gördüğüm kadının yüzü bembeyazdı, benimki gibi...
Ceseti vücudunda su kaybı oluştuğu çok açıktı. Vücudundanki kan dolaşımı içine çekmişti ve bu da Aleka'ya girerdi. Belirli bölgelerde ölü lekeleri vardı ve bu çok açıktı. Uzun süre beklemiş olmalıydı ve ilk ölen ceseti bu olduğunu anlamam uzun sürmemişti.
Cesetin üzerindeki çarşafı tekrar üzerine örttüğümde arkamda hissettiğim hareketlilikle arkamı döndüğümde açık kahverengi saçları ile aynı renk gözleri , keskin yüz haltları dikkat çeken üzerini kaplayan deri ceketi içerisinde belli olan siyah ince kazağıyla karşımda duran komiser Kutan Kurt'un gözleri ile bakıştıktan sonra arkasında beliren Aynı benim gibi siyah saçları olan, keskin yeşil gözleri ile giydiği siyah gömleğinin içerisinde dikkat çeken Aral Kaya Çakır ile göz göze geldiğimde olduğum yerde onlara doğru döndüm. Yere düşen peçeteye uzanacakken kolumdaki gömleğin biraz açılmasıyla Serhat Melez'in eserlerinden biri ortaya çıkmıştı. Büyük bi sakinlikle kolu aşağı indirirken onlara döndüğümde ikisinin gözlerinde kolumdaki morluğu takılmıştı. Derin bir nefes vererek o kolumu arkama attım ve Aral Kaya'ya karşı elimi uzattım.
"Tanıyorsunuzdur ama yine de tanıtıyım Gece Deniz Soylu ben Adli Tıp Uzmanı sizde Savcı Aral Kaya olmalısınız" dedim sesimdeki soğukluğu saklayamazken. Aral elimi tuttuğunda avcunun içerisindeki banta dokununca onu hissettiğini anladım. Elini elimle tokalaştırıken bantı varlığından haberdar olduğu anlamıştım çünkü gözlerimin içerisinde baktı. Yeşil gözlerindeki renkler onun siyah atmosferine çok yakışmıştı. Zehir gibi yeşil gözleri, ölüm mavisi gözlerime bakarken "Aral Kaya Çakır, tanıştığıma memnun oldum Gece Deniz" sesindeki soğukluk benden farklı değildi.
Aferin kızım ilk günden beraber çalışacağın savcıya karşı kendini soğutmayı başardın ya helal olsun sana.
Daha fazla birbirlerimizi incelemeyi bırakıp iş konuşmaya başlamıştık. Daha doğrusu Kutan Komiser anlatıyordu biz ise dinliyorduk. Cesetlerin yanında aldıkları eşyaları ve bir kaç önemli bilgileri not ettikten sonra Aral Savcının talimatıyla cesetleri incelemeye koyuldum.
...............
Yaklaşık 5 saat sonra cesetleri incelemeyi bitirmiştim ve bende bitmiştim. O kadar ince detayına kadar araştırıp bakmıştım ki artık notlarımı düzene sokmam da yaklaşık 1 saatimi almıştı. En sonunda oluşturduğum Adli Otopsi dosyasını hazırladığımda saate baktım. Daha yeni güneş doğmuştu ve ben bir geceyi daha sabahlayarak geçirmiştim. Son bir kaç gündür sabahlamalarım artmıştı ve durumum hiç iyiye gitmiyordu.
Cesetlerin ölüm şekilleri hep bir sıralamayla gidiyordu. İlk acı çektiriyor, sonra belirli yerlerinde morluklar bırakmaya yetecek kadar bekletiyor ardından da denize atıyordu. Denize atıldıktan sonra hepsini farklı şehirde aynı bölüme bırakıyordu. Cesetlerin cinsiyetleri 2 kadın 2 erkek şeklindeydi ve ilk ceset kadın olduğundan ikinci ceseti de kadın yapmıştı. Sonrasında ise erkek, erkek diye öldürmüştü. Bunu kim yapıyorsa düzen takıntılığı vardı ve buna uyulmadığında bazı insanlar psikolojik çökelti yaşardı.
Benim üzerime verilen göre harfi harfine yapmıştım ve artık bu otopsiyi Komisere ve Savcıya vermek istiyordum. Ben işime başladıktan sonra yanımdan gitmişlerdi ve hala gelen giden yoktu. En sonunda telefonumu elime alıp sandalyelerden birine oturduğumda acıktığımı hissettim.
Diğer vakalara ilgilenmedin önce gider kendime simit ve çay alırım doyarım diye düşündüm. Telefonumu elime aldıktan sonra mesaj kutumda 15 mesaj olduğunu gördüm. Mesaj kısmına baktığımda Akasra ve Atlas tarafından gelen mesajları görünce yüzümde istemzce oluşan gülümsemeye engel olamadım. Hiç kimsem yok desemde onlar benim tek varlığımdı. Hayatta kalmamı sağlayan, ailemin göstermediği sevgi gösteren arkadaşlıktan öte olan dostlarımdı. Onlar benim gerçek ailemdi ve kimse buna mani olamazdı. Onlarla fakülteden arkadaştım. O zamandan beri tek arkadaşlarım onlardı ve benim için en önemli yer onlara aitti.
Akasra bizim üniversitenin bilişim fakültesindeydi. Atlas ise olay yeri incelemedeydi. Bir tek onlar benim ailevi sorunlarımı biliyor ve bana yardım edenlerdendi. Gerek maddi olsun gerek manevi olsun, psikolojik yardıma kadar onlar sayesinde ulaşmıştım. Bir tek yardım edilen ben değildim hepimiz birbirimize yardım etmeye çalışırdık. Sorun yaşadıklarında benim yanıma gelip göğsümde ağlarlardı ve ben onlara anne gibi davranarak tavsiyede bulunurdum.
Biz aynı üniversitede okumuş 3 yaralı kuştuk. Akasra'nın babası şehit düşmüştü ve bu onun için çok ağırdı. Babasının ölümünden sonra annesi ve abisi ile bir olup bunun üzerinden gelmeye çalışsa da biz arkadan arkadan ona destek vererek ayakta tuttuk. O zamanlarda çok canı yanıyordu ve insanlara acısını göstermeyi pek sevmediği için içine atıyordu. Atlas'ın ise güven problemleri vardı. Bu problemleri yüzünden hep dışlanmış ve ailesinin yanında bile kendi acısını konu edememişti. Yine Ben ve Akasra bir olup onun duvarlarını yıkmayı başarmıştık. Hala tam yıkılmasa da bize karşı o kabuğuna bürünmek yerine her şeyini açık açık anlatıyordu.
Kütüphane de ders çalışırken en son hep üçümüz kalıyorduk. Üniversite kütüphanesini beraber kapatıyorduk ve bu Akasra'yla Atlas'ın yakınlaşıp arkadaş olmasını sağlamıştı. Benimle çok arkadaş olmaya adım atacakları zaman o günlerde yaşadığım zorlukları onlara da bulaştırmak istemediğimden olsa gerek yaklaşmıyordum. Veya korkuyordum. Birisine bağlanmaya, bağlayıp o kişinin bana acı çektirmesinden korkuyordum. En sonunda, günün birinde Akasra kaldırımda oturup ağlarken onun yanına gidip ona sarıldığımda tüm acısını göğsüme döktüğün o günden beri benim kardeşim oldu. Ardından da bana yapılan zorbalıktan Atlas göğüslerini gererek beni koruduğunda ben 'bir daha kimse benim kardeşim gibi bildiğim insana dokunmaya kalkarsa hiç istemediği şeylere tanıklık etmek zorunda kalır' dediğinde o da k gün benim kardeşim oldu.
Akasra : Selam işkolik çikolatalarım, nasılsınız bakalım? Ben çok iyiyim çünkü bir şeyyy öğrendim mmmmmmmmm.
Akasra : Ayol, nereden başlasam bilemedim bak şimdi.
Atlas : Akasra uzatma bak güzelim, hadi söylede işe şu telefonu bırakayım, işe gitmem gerekiyor.
Akasra : Hay senin işinin haysitetininde ben ta..... Neyse bugün imanlı günümdeyim, yat kalk dua et bana.
Atlas : Hadi güzelim, hadi
Akasra : Ay şapşikkk, Gece Kuşumla biz senin güzelin miyizzzz? Bak gör Gece kuşu bize güzelim diyor se leyyyyy. Sabaha kadar 'Hım acaba bu nasıl ölmüş?' de. Baksana AAA kızım.
Akasra : Ay Atlas Aşko bu salak 84 kromozomlu mutan balığı bu gece işe çağrıldı sabaha kadar buna iş kitlediler öldü mü acap?
Atlas : Güzelimsiniz tabi ki de. Siz benim en kıymetlim ve en güzelimsizniz.
Atlas : Ben Gece'nin beyin hücrelerinin öldüğünü düşünüyorum. Öyle düşünenler ben desin. BEN!!!!!
Akasra : BEN!!!!
Gece : Kudurmayın hemen, geldim işte zaten açım şuan bayılacağım. Ayriyeten Akasya Durağı, benim beyin hücrelerin senin yaptığın gibi bilgisayara bakarak ölmüyor benim hücrelerim insanların nasıl öldürüldüğünü bulunmasına yarıyor.
Akasra : Bonom boyon hocelerim ölmoyo ooooo,
Atlas : Normal yaş ortalaması 25 filanken beyin yaşın ortalaması 5.
Gece : Haydi Akasra ne diyecektin?
Akasra : Ay salaklar az daha unutturuyordunuz bana. Biz artık aynı emniyet üzerine çalışıyoruz. Bugün Aral Savcı ve Kutan bilişime geldi senin naklini artık burada. Sende burası için çalışacaksın. Atlas beyefendinde zaten olay yeri incelemede buraya aktarılmış bugün duydum. Artık hep birlikteyizzz!!!
Gece : Bugün için bok gibi bir gün yaşayacağım düşüncesini beynimden attığın için teşekkürler Akasra'cım. Güne Atlas ve iş aşkı ile başlattığı için sana da çok teşekkür ederim Bebitom.
Akasra : Ne demek bebeğim her zaman. Bugün buluşuyoruz!
Mesajlar kısmını kapattıktan sonra telefonu masaya bırakıp avcumu alnımın arasına aldıktan sonra derin bir nefes verdim. Gözlerimi kırpıp açtıktan sonra yarın akşam Melez ailesinin yanına gitmek zorunda olduğumu hatırlayınca bir kez daha ellerimi saçlarımınnarasına aldım ve karıştırdım. Tam başımı kaldırdığımda kapının çalınmasıyla olduğum yerde dikleştim. Aral ve Kutan içeri girince dosya işini hatırladığımda hızlamdosyayı eline aldın ve onlara uzattım.
"Çok affedersiniz, bittiği için sizi arayacaktım ama aklımdan çıkmış." Neden açıklama yapma ihtiyacı duyduğum için kendime kızarken, "sorun yok" demesiyle Aral'a baktım. Ardından arkalarından giren kumral saçlı, sempatik yüzlü, benden uzun olan birisi içeri girince burada çalışan bir diğer otopsici olduğunu anladım.
"Merhaba Kutan ve Savcım. Sende Gece olmalısın? Sana da merhaba ve hepinize günaydın." Bu kadar enerjik olmasını anlayamadan o kaldıramadığım elime uzatıp tuttu ve "ben Berke Efe bundan sonra senin iş arkadaşınım" dediğinde tebessüm ettim ve "memnun oldum iş arkadaşım zaten beni tanıyorsun" dediğimde gülümsedi ve yanımda geçti.
"Berke az buralar sende, Gece, burada sabahlamak zorunda kaldı az bir şeyler yesin gelir" dedi Kutan ve bana göz kırptı. Gülümsedim ve Berke'ye döndüm. O kadar umurunda değildi ki, "git yat aşağı zıbar ve yaşamaya bak. Fazla yorulmuşsun, buralar adamın kralında" ¶dediğinde telefomu elime alıp maskem ve eldivenlerini çöpe attım.
"İyi günler" deyip yanlarından sıyrılacakken Savcı ve Kutan'ın tam r şey söyleyecek olup vaz geçtiklerini anladım. Umursamadan yanlarından geçip askıdaki eşyalarımın alıp Adli Tıp Bölümden çıktım.
Gözlerim kapanmak üzeredeyken arabaya bindiğimde kafamı geriye doğru attım. Artık yaşamak bile bana çok zor gelirken inatla kendimi yaşamaya zorluyordum. Canımın acısını umursamazken neden acıyı hissediyordum? Uyuyunca gördüğüm kabuslarla yüzleşmek istemediğim için uyumadığım bu dünyada neden her şeyin sorumlusu bendim? Sıradan bir kadın olmak bana yasak mıydı? Yoksa benim kaderim acılar eşliğinde mi belirlenmişti?
Arabayı çalıştırdığımda yine aynı arabanın hareketlendiğini fark ettim. Bu işte gerçekten bir terslik vardı. Torpido gözünden ruhsatlı silahımı aldıp yan olduğuna koydum. Telefonumu alıp notlar kısmına arabanın plakasını aldığım gibi direksiyonu çıkışa kırdım. Fark etmemiş gibi davranacaktım o arada da onu bir yere götürecektim. Çok seveceği bir yere....
Planlarımdan önce bir marketin önünde durdum ve dışarıya çıktım. Benim aniden durmam yüzünden araç kendini durduramamış ve park yeri bulamadığından geçiti olmayan yolda ilerledi. Yanımdan geçerken arabaya bıraktığım telefonum otomatik olarak fotoğraf çekmesine planladığım için arabanın içininin fotoğrafını çekmişti.
Markete girdiğimde kendime kutu meyve suyu ve kruvasan aldım. İştah konusunda pek iyi olduğum söylemezdi. Küçüklüğümde beri yemek yedirilmediğim için şuanda da pek sevdiğim ve isteyerek yediğim söylemezdi. Bir aralar Akasra ve Atlas'ın zoruyla iştah açıcı haplar kullansamda her yemek yediğimde kusmaya başladığım için midemi yıkatmak zorunda kalmıştım. O günden beridir yemek yemeği daha çok kesmiştim.
Arabaya tekrar bindiğimde ilk işim olarak telefonumu elime aldım ve fotoğraflara baktım. Düşündüğüm gibiydi. Bu kişiler bugün baktığım vakalara bağlantısı olan adamlardı. Otopsi raporunu çıkartırken şüpheli kişilerin fotoğraflarını görmüştüm. Telefonu hızla elime aldım ve Kutan Komiserin numarasını çevirdim.
İyi de bu adamlar neden beni takip etsinler ki? 4 ceset vardı ve ilk ikisi kadındı, sonra ise erkekler vardı ve şimdi sırada ise kadın vardı. İlk öldürdüğü yer İstanbul olduğundan 5. Ceseti de İstanbul'da öldürecekti. Sıradaki ceset İstanbul'da, Kadın olacaktı ve beni takip ediyorlardı. Beynimdeki taşlar yerine oturunca normalde korkardım ancak ölmeye teşebbüslü biri olarak ne korkmuştum ne de mutlu olmuştum. Aynı ifadesizliğimle Kuran'ı açtığı telefona baktım.
"Komiserim müsaitseniz savcı ve sizle bir konuda konuşmam gerekiyor" dedim soğuk çıkan sesimle. Bu sesime rağmen Kutan'ın neşe dolu sesini duyunca içimdeki çökmüş ruhun azıcık olsada mutlu olduğu hissettim. Üzerimdeki kasvetli havayı hala atabişmil değildim ve hala çok yorgundum. Daha doğrusu her zamanki gibi çok yorgun ve acılıydım. Buna rağmen Kutan'ın, "elbette müsaitim bir durum varsa konuşabilirsin" demesi yüreğimde hareketlenmeye sebep olmuştu.
Ne yaptın?
Aferin, başına yine bir bok yedin.
Nİye böyle bir kızsın?
SUsamıuor musun sen?
Değilde umursamak kendimi önemli hissetmemi sağlamıştı. Bazı insanlar farkında olmadan başkalarını hem mutlu edip hemde kırabiliyordu. Bunu çok iyi biliyordum . "Bu konuyu savcı ve size özel olarak bildirmem gerekiyor Komiserim" dediğim anda karşı taraftan ayaklanma sesleri geldiğini işittim. "Attığımız konuma gel." Aral Savcı'nın soğuk sesini duyunca bir kez daha adamı kendimden nefret ettirdiğimi düşündüm.
Herkes gibi artık o da benden nefret edenler grubundaydı......
~ BÖLÜM SONU ~
Aral Kaya Çakır hakkında düşüncelerinizi alayım.
Kızımıza huzur veren karakterlerden biri olan Kutan Kurt peki ✨✨
Akasra ve Atlas'ın gerçek kardeşleri görülmesi hakkında düşünceler nelerdir?????
Kitaba aniden dalan Berke Efe'nin enerjisi peki? Gece'nin yeni yakınlarından olmaya hazırlansa iyi olacak :)
Melez Ailesinin baskıları Savcılıkla çalışan Gece'yi etkiler mi?
Bu bölümde Gece'nin mental sağlı :