Bazı insanlar sevgi, saygı, adalet, empati, yaparak büyütülerek hayatlarına devam ederler. Bu insanlar en ufak zorluğa karşı göğüs germek yerine kendilerini koruyacak kişilerin arkasına sığınırlar. Zorluk yaşayan birini görünce ise bir kısmı kendisine gösterilen sevgi ve saygının dozu aşılmafan gördüğü için bu duruma karşı empati yapabilecek güçteyken kalanları ise aileri tarafından şımarıkça büyütüken çocuklardır. Şımarıkça büyütülenler, acı çeken insanları görünce onların yaşadıklarıyla alay ederek kişinin daha zorlanmasına sebep olur.
Bazı insanlar vardır ki hayatlarında görmedikleri sevgiyi, saygıyı, adaleti hep kendi içlerinde ararlar. Ailelerinin onlara göstermediği ilgiyi başkalarından beklerken yaşama ola inançları her geçe gün daha çok kayıp ederler. Hayatta kaldıkları her an, solıdukları her nefes onlar için zorlamaya başlarken bazıları kendini o den kuyudan bir nevze olsun kurtarmaya çalışırsak diğer kalanlar ise kendilerini o derin kuyunun bir parçası zannederek çürürler. Üzerlerinde hissettikleri baskı onlar için acı vericiyken bununla yaşamayı öğrendikleri için çevresindekilere hissettirmezler. O insanlar ölmeyi yaşamak olarak benimsemişlerdir. " Ölseler yeridir"dedirtecek kadar ağır durumdalar. Ruhları çokken ölmüşken bedenlerininde ruhlarından pek farkı yoktur. Onlar için tek kurtuluş yolu yanlızlıklarıdır.
Bazı insanlar geceyi sevmezler. Gecenin karanlığı onlara çok kahsevtli gelirken, gecenin ışığını görmezler. "Hemen sabah olsada, yeni bir güne başlayayım, arkadaşlarımla doyasıya oyun oynayım" der bazı çocuklar. Onlar için uyumak hızlıca oluşan bir durumken, yeni bir gün için can atarlar.
Peki diğer insanlar için uyumak bu kadar kolay mıdır? Veya yeni bir güne uyanmak onların istediği bir durum mudur? O geride kalan, acılarıyla yaşayan bu insanlar kendilerini o gecenin karanlığına bırakarak yaşamayı seçenlerdendir. Geceler onların için özgürlükten farksız değildir. Kendilerine ayırabildikleri bir zaman dilimdinde özgürlüğü anlauabildikle bu altı saat onların hayat döngüsüdür. Kimsenin bilmediği,bilmek bile istemediği acıları ile baş başa kaldıkları bu altı saat yaşama olan belirtileridir. Kendilerini gecenin karanlığında bırakmadan önce kulaklarına taktıkları ikinci güzel şey olan müziklerle yaşarlar. Müzik dinlemek sadece ritimin içerisindeki güzel sözlerden ibaret olan bir çeşit ses dalgası değildir. Müzik ; acı içerisinde yaşayan insanların içerisine girdiğinde huzuru bulduğu, yaşama sevinci veren, içinde bulunan ritinlerinin insanın beyninde hareketlenip ona huzur veren duygudur.
Peki hayat bu kadar zorken yaşamak için neden bu kadar uğraşırız? Neden insanların yapmacık tavırlarına maruz kalırız? Daha ağlarken bile yanımızda bulunmayan insanların neden arkasında dolaşırız? Bu tüm sorunların cevabı bir noktada kesişir. Zorunluluk Hissiyatı.
Zorunluluk Hissiyatı ; psikolojide, kişinin kendisinin sürekli olarak suçlu ve sorumlu hissetmesi durumu olarak tanımlanır. Bu duygu, kişinin kendi eylemlerin ve düşüncelerini aşırı eleştirmeyi ve yargılanması ile karakterizedir. Kendini bu durumun içerisine sokan kişi de kendisidir çünkü her şeye onaylaması kendi bilinç altında zorunluluk olarak kalır. İnsanların peşinde dolaşmak ise kendimize olan güvensizliğimizden kaynaklıdır. "Bu kızla aramı bozarsam bana zorbalık yapar" gibi düşünceler açık olarak zorunluluk Hissiyatını öne çıkarır.
Bende bu cehennem olan dünyaya çok yanlış bir aileye geldim. Tabi aile denilirse.... En acısı ise ailenin seni doğumundan beri istemiyor oluşudur. Bunu en iyi anlayan kişide ben olabilirdi. Ben bu hayata ölemesi gereken türden olan pislik bir baba yüzden oluşacak doğdum. Ben tecavüz doğma bir çocuğum.....
Annem demeye değmez olan Seher, bir gece kulübünde barista olarak çalışırken o zamanların önemli insanlarından olan bir adam tarafından tecavüz edilmiş. En ağırı ise o "tecavüz" sözcüğünün altında yatan psikolojik çöküntünün sebebini tezavüz çocuğundan çıkartmaktır. Sanki o pisliğin suçu benmişim gibi Seher'in tüm hırsını, nefretini, kinini bana kusması gibi. Benim tek suçum onların çocuğu olmamdı ve bunu yıllardır ona anlatamamışken şimdi anlatsam değmiyecekti. Yine ve yeniden bana acı çektirmeye devam edecekti.
Seher yetmezmiş gibi onun kendi gençliğinde sevdiği torbacıdan başka hiçbir şeye yaramayan üvey babam Serhat. Seher'in nefretimi anlardım ancak Serhat'a r şey yapmamış olsa bile benim yaşamam ona dokunuyor ula gibi her günümü bana zehir ederek geçirmesi dışında başka sıkıntım yoktu. Evet başka sıkıntıların da vardır lakin o sıkıntıların Serhat'ın bana uyguladığı en ağır olayların yerini bile alamazdı. Benim çocukluğumu elimden aldılar, yaşama olan sevincimi, sevgimi, merhametimi her şeyimi benden söktüler alırlar. Peki deneden o pislik hefin yaptığının sorumlusu ben olduğumu için. Kendi gözlerimle kimsenin beni sevmediğini görmek ise kendi içimde hala hayatta tutmaya çalıştığım küçük Gece'nin ruhunun daha çok sönmesine sebep olurken hala yaşamaya çabalama ise yaptığım en saçma şeylerden biriydi. Ben hayatta kalmayı en son haketedecek kişiydi ve aile demeye bile utandığım insanların bana kazandırdıkları Ken suçlama Hissiyatı yüzünden yine her şeyin sorumlusu bendim.
En ağrılarından bir diğeri ise Seher'in gerçek kızı olmamasına rağmen Serhat'ın kızı Yosun'u canından bile çok seviyor olması.... Biliyorum bu kadar şeyden sonra onu sevgisine muhtaç değildim ancak bende bir insandım. Her kişi gibi öpülmek, sevilmek, acı çekerken yanında birisinin olmasını istiyor olmam çok normal bir duyguydu. Yosun'u küçüklükten beri en sevdiği şeyler yaşanırken benim nefes almamda bile sakınca buluyorlardu. "Ben neye bulaştım?" diyordum kendime.
Serhat pisliğini mesleği torbacılık ve o torbacılık yüzünden benim hayatım bir kez daha yaşamını yitirdi. İsmi önemli olan insanlara yani zenginlere uyuşturucu satabilmrk için dozları denemesi gerek birisine ihtiyacı vardı. Kendisine çalışacak anca para dahi vermeyecek onu kendi içerisinde öldürebieceği bir insana ihtiyacı vardı. O insanda her halükarda ben olmak zorundaydım.
Yaşamım sanki hiç kolay ilerlemiyormul gibi vücuduma yabancı olan o en kaliteli uyuşturucuları benim üzerimde denemesi kadar kötü bir olay yoktu. Küçüklüğümde yaşadığım bu zorluklar hala yaşanmayı sürdürsede kendimi uyuşturucudan koparmıştım lakin geçmişimdeki yaşadıklarımı bir türlü unutamıyordum.
GEÇMİŞ
Annemle olan kavgamızın üzerinden tam 2 gün geçmişti ve ben ne yemek yemiştim ne de su içmiştim. Korkuyordum....... Annem ve üvey babam be her gün dövüyorlardı ve benim o sefer çok canım acımıştı. Kendimi korumak için onlara karşı çıkınca beni daha çok dövdüler. Çok korkunçlardı. Kollarımdaki morluklar her geçen gün artarken onları saklayamıyordum.Keşke sadece kollarımda olsa. Annem, beni ve Yosun'u okula bırakırken Yosun'u öpüyor, beni ise öpüyormuş gibi yapıp saçımı çekiştirerek kulağıma "o yaralar saklanacak!" diye tembihliyordu.
Ama bir gün benide Yosun gibi sevecekti öyle değil mi? Bende onun kızıydım dimi?
Kendimi yasladığım soğuk duvardan zoraki bir halde kaldırarak çatı katının kapısını açmaya çalıştım....... Açılmadı. En sonunda üvey babamın yaptığımı gibi kapının üst camından kolumu sokarak kitlenen kapının kilitine ulaştım ve kalçama baskı uygulayarak açtım. Üvey babam ise benim yaptığımdan daha sert bir şekilde çatı katının yani odamın kapısını kırarak içeri girmesiyle arada çok fark vardı.
Ama o da beni bir gün sevecekti öyle değil? Sonuçta annem Yosun'u kendi kızı gibi severken o da benç kendi kızı gibi sevecekti değil mi?
Hızlı ama sesiz adımlarla mutfağa doğru yürürken havanın kararmaya yakın olduğunu görünce Yosun parkada oyun oynuyor, annem evi topluyor, üvey babam ise bana zorla denettiği şeyleri Kızılay'a veriyordu. Yani bana öyle dememediler ancak koluma şırınga ile bir ilaç verip neden gidipte onu insanlara satsın. İçinde kanım oluyor ve onu ihtiyaç sahiplerine satıyordu öyle değil mi? Ne kadar yardım etmek için öyle şeyler yapsada gerçekten çok canım acıyordu ve artık o acı ile yaşıyamıyordum.
En sonunda mutfağa ulaşınca derin r nefes alıp içeri girdim. Televizyon da yemekteyiz programlarından biri açıktı ve benim karnım gerçekten çok açtı. Lakin buradan yemek yemeden gitmeliyim çünkü her an yakalanabilirdim.
Sürahinin içerisindeki suyu görünce hızla oraya gittim ve bardağa su doldurdum. Ada tezhanın önündeydim ve yan tarafımda bulunan cama doğru baktığımda, büyük bir neşeyle parkta oyun oynayan çocuklar görüş alanıma girdi. Salıncakta sallanan çocuklar, kırmızı kaydıraktan kayan Yosun'u görünce bir gün bende onların arasında güle oynaya kayacak bu duruma seyirci kalmayacaktım. Annem bir gün banada izin verecekti.
Suyunu içtikten sonra tam arkamı dönecektim ki Ada tezgahınjn üzerine koyduğum sürahi kolumun çarpamasıyla yere düşene kadar. Hızla olduğum yerden hareketlenip çatı katına yani odama kaçacakken kapının ucuna uzun boyuyla dikilen annem yüzünden olduğum yere çivilendim. Uzun kumral saçları küçük yüzünü sararken ateş kahverengi gözleri ile üzerime gelmeye başladı. Adımlarını geri atarken "a-anne" dedi titrek bir sesle.
"Ben sana odandan çıka demedim mi lan sürtük? Senin ne haddine benim sözümü çiğneyip mutfağa gelmek, bir de sürehimi kırmak" üzeri e doğru eğilip yüzüme sert bir tokat attı. Geriye doğru sersemlendiğim sırada saçlarımdan tutup beni yere savurdu. Acıyan yaralarım daha iyileşmemişken başka bir acıyı kaldıracak gücü kendimde bulamıyordum.
"Bu sürahi senden bile pahalı duydun mu beni? O küçük aklına giriyor mu bu dediklerim" derken işaret parmağı ile başımın sağ tarafına vuruyordu. Ellerimi kaldırıp kendime siper ettiğim anda bileklerimi tuttuğu gibi beni yerde sürüklemeye başladı. "ANNE, ANNE AÇIKLAYABİLİRİM SADECE SUSAMIŞTIM" diye bağıra bağıra kendimi savunmaya çalıştım. Ağlasam bile nafile olacağını artık biliyordum. Ancak gözyaşlarım benden izinsiz gözlerimden akarken bir kez daha çırpındım.
Boğazımı tutarak beni yerden kaldırırken dolabın ve kendi kolları arasında beni sıkıştırmıştı. Kollarımı ona vurarak kullanırken ona vurduğum için daha sıkı boğazımı kavradı. En sonunda beni yana askılığın altına fırlatarak çatı katını gösterdi. "Siktir git gözüm görmesin seni!" diye bağırdı.
Olduğum yerden kalkarak hızlı adımlarla çatı katına koşarken elimin tersiyle gözyaşlarımı itekliyordum. Onlar hiçbir zaman Yosun'a vurmamışlardı. Bardağı düşürdüğünde Yosun'u oradan uzaklaşması ı bardak kırıntıların olduğu yerde canının yanabileceğini söylerlerdi. Peki ben, bana neden böyle davranıyorlardı? Ama beni bir gün seveceklerini düşünüyordum, bir gün beni gerçekten seveceklerdi.
Odama ulaştığım anda havanın karartısından anladığım üzere yaklaşık yarım saate üvey babam eve gelecekti ve yine benim kanımı alacaktı. Artık istemediğimi söylesemde, kanımın alındıktan sonra çok kötü hissettiğimi açıklasamda bana sadece gülüyordu. "Çok salaksın" dediği bile oluyordu. İnsanın kanı alındıktan sonra gözlerinin kızarır mıydı? Vücudunda hissetmediği garip hareteklilikler hisseder miydi? Acı çeker miydi? İşte ben tam da bunların hepsini hissediyordum.
Yatağının altında bulunan ahşap tahta parçasının açıkta bıraktığı bölümün tahtasını kaldırıp içine girdiğimde onun beni burada bulamayacağına umut ediyordum. Zorla nefes alarak kendime gelirken merdivenlerden "Gece haydi gel senin kanını alayım?" sesini duyunca aldığım nefesler duruken yutkunmak üzere olduğum tükürüğümün boğazımda kalmasıyla olduğum yerde titredim. Bu kadar erken gelmesini istemiyordum, hayır gelmesin. O gitsin Allahım ne olur o gitsin. Diye dua ederken gözyaşlarım benden önce davranarak şelale misali akmaya başladı. Korkuyordum......
Kapımın açılmasıyla olduğum yerde titremem bile durdu. "Gece çık hangi cehennemedeysen işimi zorlaştırma, 10 yaşında kızsın büyü biraz da Serhat'ın kandırmaya çalışmanın ne kadar yanlış olduğu öğren" dedi kalın sesiyle. Çıkmakla çıkmamak arasında kalırken çıkmamak benim için daha işe yaradı. "Gece dedim," diyerek soludu. "Gece Deniz çık diyorsam çık çık demiyorsan da çık duydun mu be?" dediğinde yatağın altına eğildiğini hissettim. Ne olur beni görmesin, yalvarırım.
Kapağın açılmasıyla olduğum yerde çığlığı basınca elleriyle dudaklarımı kapattı. "Seni aptal piç " dedi ve yakamdan tuttuğu gibi beni havaya kaldırdı.Gün içerinde 2. Boğazlanmamdı. Korkuyla dolan gözlerim onun siyah gözleriyle karışınca yutkunmaya çalıştım.
Beni yere bırakarak kulağıma eğilirken cebinden şırıngayı çıkarttı. Bunun içerisinde dönen sıvıyı gördüğüm anda izlediğim bir filmden aklıma geldi. Bu..... Bu... Uyuşturucuydu. Ben günlerdir uyuşturucu mu alıyordum. Kendimce ona karşı yalvarırken artık direnecek gücüm kalmadı.
"Ver şu siktiğimin kolunu" dedi kolumu çekiştiriken. Direndim, çabaladım en sonunda yüzüme yediğim yumruk yüzünden kolumu sıkmayı bıraktım. Kolumu kendisine çektikten sonra elindeki şırınganın içerisindeki uyuşturucuyu koluma enjekte etti. Bunu yaparken yüzüne baktığım o pis yüzündeki gülümsemeyi görünce o an anladım ki benim ailem dediğim kişiler beni hiç bir zaman sevmeyecekti.......
GÜNÜMÜZ
Bu ortamda yaşadığım koca 23 sene benim için ızdırapken şuanda da acıdan başka bir şey vermiyordu. Onlar benim hayatıma acı çekmem için gönderilmiş insanlardı ve ben bu gerçekliği çoktan kabullenmiştim. Yani 10 yaşında bir kız çocuğuyken......
Kendini gecenin karanlığına bırakan herkesin kendi acıları ile yüzleşmesi gerek bazı zaman dilimleri vardır ve bu zaman dilimi de gece kendinle baş başayken en etkilisi oluyordu. Gecenin karanlığı sadece bir karanlık değildir o insanın kendisini bulamasına yardımcı olan karanlıktır.
Gece Deniz Soylu yani benim hikayemin içerisindeki acılara ev sahipliği yapan Gecenin Karanlığı benim için özgürlük, huzur ve mutluluktan başka bir şey değildir. Ben buydum acılarla büyüyen ve kendini karanlığa bırakan Gece Deniz Soylu.
Karşımda duran dijital saate bakarken saatin 03.47 olduğu gördüm. Buğlu bakışlarım elimdeki sigaraya kayarken bu gece nasıl uyuyacağımı düşünmekten kafayı yiyecektim. Kendimi uyuşturucu lanetinden kurtaralım 5 yıl oluyordu ve bağımlısı haline gelmeden kurtulmamda kendime şükür ediyordum. Bu gece yine bir Gece için zor geçecekti.

Bölüm sonu
Gece Deniz Soylu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Daha çok geçmişten alıntı okumak ister misiniz?
Gece'nin kendini Gecenin karanlığına bırakması hakkında neler düşünüyorsunuz?
Merak etmeyin bu Gece'mizi mutlu edeceğiz zzzzzz
Sahsi bereketimiz 2. Bölümden sonra piyasaya gelecek bu haftalar sınav haftam olduğundan bölüm aksatabilirm öpüldünüzzzz 💖💖❤️