Gözlerimi güne bir baş ağrısı ile açarken kaşlarım çatılmış bir şekilde araladım. Elim başıma giderken kuruyan boğazım kendini belli etmişti. Dudaklarımı birbirine bastırıp çektim ve çarşafı üzerimden çekip doğruldum.
Gözlerimi ovuşturarak mutfağa adımladım. Kendime bir bardak su koyup onu yudumladıktan sonra saçımda olan toka ile kuş yuvasına dönmüş kıvırcık saçlarımı düzene sokup yanlardan tuttuğum iki tutamla arkamda sabitledim.
Tekrar bir bardak daha su içip sessiz olan evin içinde tekrar odama ilerledim. Saate baktığımda daha erken olduğunu görüp biraz vücudumun rahatlaması için gerindim. Yüzümü yıkayıp yüz bakımı yaptıktan sonra üzerime tişört giyip altıma da bir eşofman geçirdim.
Bluetooth kulaklıklarımı takıp mutfağa ilerledim. Hava sabah güneşi ile gayet güzeldi fazla soğuk değildi lakin kesinlikle tişört ile çıkmamalıydım. Hemen koştura koştura içeriye girip sevdiğim bir şarkıyı açtım.
Kahvaltı hazırlamaya başlarken bir yandan şarkıya eşlik edip bir yandan da güzel şeyler yapıyordum.
Domates,salatalık ikilisini özenle doğramaya başlamışken çöreği fırına vermiştim. Yeni çalmaya başlayan şarkı ile olduğum yerde kendi kendime gribe girerek söylemeye başladım.
Hadise- Süpermen
"Kim bilir zehirli dudağında"
Elimdeki bıçağı yuvarlak hareketler ile sallayarak "kaç gecenin kaç gündüzün tadı"
Bucağı kendime çevirerek "bende hiç hasar yok aslında" bir yandan vücudumu ritme sokarak bir yandan da saçlarımı savurarak söylüyordum. "Çocukken oynardım ben bunları"
Buzdolabına yönelmek istediğimde arkamı dönmem ile kapı pervasında yaşlanmış kollarını göğsünde birleştirmiş ve yüzünde şapşal gülümsemesi ile beni izleyen bir adet Aral Efken beklemiyordum!
İrkilerek arkaya gittiğimde belim tezgaha çarpmıştı gözlerim kapanırken baş parmağım ile dişlerimi yukarıya ittim. Müziği durdurdugumda hala bana bakıyordu. Öyle sessiz sessiz gelinir miydi!
Duran müzik ile gözlerim yine onu bulduğunda boğazımı temizledim "Günaydın!" Diyerek şakıdım. Kaşları tebessüm olan esmer yüzünde yukarıya kalkarken "günaydın,enerjiğiz?" Dediğine omuz silktim.
Sen biraz daha kol kaslarin patlayacakmis gibi kaslı göğsünü sıkıştırarak ve yakışıklı gulumsemen yuzundeyken öyle durmaya devam edersen bayılacağız beyefendi!!
Dolaptan istediğim şeyi aldığımda "hadi, Buğra'yı da kaldır balkona kurdum." Bir kaç saniye bana bakmaya devam ettiğinde ona döndüm. Dediğimi duymamış mıydı? Göz hareleri yüzündeki tebessüm ile hala bana bakarken bal rengi gözlerime kenetlenen hareleri ile başını olumlu anlamda sallayıp olduğu yerden dogrularak içeriye girdi. Ne olduğunu anlamasam da elime bir bez alarak fırını açtım.
Çörekleri güzelce servis tabağına koyup balkona çıkarak masaya yerleştirdiğimde salonun balkona açılan kapısından Buğra ile Aral Efken çıktı. Aral Efken'in yarın izini bitiyordu bu yüzden ise gidecekti. Bu bir hafta da birbirimize alışmıştık.
Aral Efken Buğra'yı mama sandalyesine oturturken elinde olan siyah ceketi -tahminimce kendisinin ceketi idi,benim olamayacak kadar büyük duruyordu- arkama geçerek omuzlarıma bıraktığında omuzlarıma değen büyük elleri ile titredigimi hissettim.
Havanın soğuk olduğunu unutmuştum bian. Başımı kaldırıp oturduğum yerden ona baktığımda zaten bana bakan kahve gözleri ile kesiştim "çaydanlığı getirir misin?" Beni onaylayıp çaydanlığı getirmişti.
"Soğuklara yakalanmadan balkonu kullanma konusunda istikrarlısın" cümlesi ile tebessüm ettim. "Tabiki, kışdan çok yaz ve ilkbahar havalarını daha çok seviyorum. Sonuna kadar kullanacağım." İlgili bir şekilde başını salladı "Mersinli olman da cabası" dedi.
Dediğine güldüm "evet,kar oynamaktan çok denize gitmeyi tercih ederim" merakla ona baktığımda beni anlamıştı "yaz, kış fark etmez çok üşümeyen bir insanım ama yüzmeyi çok sevdiğim için deniz bencede güzel bir aktivite" dediğine güldüm.
"Ankaralı olman da cabası " kahkaha attı. ARAL EFKEN! Kahkaha. Attı. Ona bakakalmıştım. Tanıştığımızdan bu yana ilk defa böyle gülümsüyordu.
Çenesinde beliren gamzesi ile başını geriye attı ilk önce adem elması bana el sallarken yutkundum. Bana baktığında yüzünden gülümsemesi eksik olmadı. Babasının gulmesine ortak olan Buğra ellerini masasına çarparak kıkır kıkır güldüğünde adama bakakaldığım için o da bana bakıyordu.
Ben hemen boğazımı temizleyip kızardığına emin olduğum yanaklarım ile Buğra'ya baktım "baban gülüyor mu bebeğim? Aa,bak çocuk da nasıl şaşırdı, sevindi" söylediğim şeye şaşkınca bakakalan Aral Efken başını iki yana sallayarak güldü.
Masayı kaldırıp içeriye geçtiğimiz sırada zil çalmıştı ben kapıyı açma işini üstlendiğimde kesinlikle bir Berktuğ beklemiyordum.
Elinde olan Beyaz Karanfiller ile bana bakıyordu. Ona sabit tuttuğum bakışlarımı atarken o boğazını temizledi "bir bardak çayınız var mı?" Dedi.
Kaşlarımı kaldırarak ona meydan okuyan bir şekilde "sadece bir bardak!" Dedim. Dudaklarını birbirine bastırdığında tripte ne kadar iyi olduğunu hatırladı.
Beni onayladığında onu içeriye buyur ettim. Aral Efken'i gördüğünde "seni kız kardeşimle aynı evde düşünmek delirtiyor zaten olum,bı de karşımda sırıtma" dedi Berktuğ.
Aral Efken yukarıya kıvrılan dudakları ile ona serseri bir gülüş attı. Ama sanki o gülüş benim kalbime saplandı.
"Karargahta işim vardı lakin ertelemeliyim galiba?" Aral Efken keyiflice takıldı. Berktuğ ona göz devirirken sadece dudaklarını oynatarak "siktir git!" Dedi. Ona kaşlarımı kaldırarak baktığımda "adamı evinden kovmaya utanmıyor musun?" Dedim.
Berktuğ beni tınlamadan Efken'e "gitmiyorsan çay koy " dedi. Efken de ona "kalk kendin koy " dedi.
Mükemmel bir anlaşma şekli..
Mutfakta olan küçük masaya oturduğumuzda Efken,Buğra ile beraber karargaha gitti. Gitmeden Buğra'yı bir güzel giyindirip mis kokusundan öptüm. Efken kapıdan çıkmadan evvel gözlerimin içine baktı. Bir sorun var mı kontrol ediyor galiba diye düşündüm.
Bu haline tebessüm ettim. Gözleri gülümsememe düştüğünde başını iki yana salladı. Sanki bu hareket kendine gibiydi. "Bir telefon yeterli. Biliyorsun karargahta gaz bombası, kimyasal bomba, kılıç,Koçbaşı,kama,pala, gürz ne istersen var" dediğinde ne dediğini anlamasam da bunlar büyük ihtimalle yaralayıcı aletler idi.
Gülerek omzuna hafifçe vurup elimle kış kış hareketi yaptım. O bir bana bir gülüşüme baktı bense onu umursamadan kucağında olan bebeğime eğilip boynundan öptüm. Kıvırcık saçlarım kabarık olduğundan dolayı büyük ihtimalle Efken'in yüzüne denk gelmişti. Rahatsız olacağını düşünerek geriye çekildim hemen Efken bir bana bakıp birde saçlarıma baktığında "ah kıvırcık ah" dedi ve asansöre ilerledi.
Gözlerinde olan ifadeyi çözemiyordum. Çok karışık bir adamdı. Çoğu zaman gozlerinde hiç bir his barındırmıyordu.
Kapıyı kapatıp mutfağa, Berktuğ'un yanına geçtim. İkimize çay katıp küçük masada karşısına oturdum.
"Beyaz karanfil çok seversin" sadece çayıma odaklanmışken Berktuğ'un sesi ile başımı salladım. "Ben,özür dilerim. Söylememem gereken cümleler kurdum. Bı an-"
Sinirle kendimi tutamadım "bende olan bu izin baş tanığı sensin Berktuğ! Bana keşke her şeyi deseydin de onu demeseydin" göz bebeklerim titrerken sanki nefesim daralmıştı. O anlara bizzat şahit olan insanın sizi yaranızdan vurması o kapanmamış yarayı tekrar kaynatıyordu...
"Haklısın,haklısın yemin ederim bı an düşünemedim. Biliyorum,hatamı Allah kahretsin ki yaptım bir hata. Ama lütfen bari gonlunu almama izin ver. Hm?" Beklenti ile bana eğilmiş yüzüne tebessüm ile baktım. Sonra yüzümden tebessümü bir anda silip tripli bir eda ile "çay bittiyse tazeleyeyim" dedim.
Yüzü gülerken tek dikişte dibinde kalan çayı bitirdi. Başımı iki yana sallayarak güldüm.
"Akşam,hep beraber yemek yiyelim dedik. Hem sende bizimkiler ile kaynaşmış olursun." Kaşlarımı kaldırdım "bizimkinler sıfatını biraz açar mısın?" Cümlemin ardından sorumu cevapladı "bizim tim işte kızım. Aslında ben Aral ile aynı timde değilim yani onun tim" başımı salladım.
"İrem erken çıkacak karargahta alacağım onu Aral'da malum orda,hazırlan seni de götüreyim giderken." Gözlerim büyüdü. "Bu şimdi mi söylenir,nasıl bir yerde yemek yiyeceğiz? Ne giymeliyim?" Ard arda sorularima gözlerini kısarak "tasarruf için kumaştan kısılmış dışı bir şeyler giy lütfen karargahta türlü herifler var"
Tercüme edeyim bebeklerim; yani açık giyinme diyordu.
Mağarasının linkini bırakıyorum sakin tıklamayın aman ha!
Hemen odama koşturup yerleştirmiş olduğum dolabımdan mavi gömleğimi ve küçük yırtmaç detayı olan açıkçası kısa olan siyah eteğimi çıkardım siyah dantelli çorabını giyip gömleğimin uçlarını eteğine sıkıştırdım. Üzerime içi Polarlı olan beyaz belde kalan ceketimi aldigimda siyah kol çantama eşyalarımı yerleştirdim. (Medya)
Makyaj masama geçip saçlarımı salık bıraktım ve düzene soktum. Gözlerimin içine siyah kalem geçip rimelimi uzun kirpiklerime yedirdim. Dudaklarımı kahve tonlu bir dudak kalemi ile geçip bordomsu ve pembemsi olan rujumu dudaklarıma sürdüm. Üzerine glos geçtim. Rujumu ve glosumu çantama attım. Telefonum çalmaya başladığında Berktuğ'un aradığını bildiğimden hemen parfümümü üzerime boca ettim.
Siyah botlarımı da giydiğimde kombinim tamamdı.
Kapı yumruklanmaya basariginda canım ayım mağarasında teşrif etmişti.
Berktuğ da üzerini değiştireceğini söyleyip eve gitmişti. Onu daha fazla kızdırmamak için birlikte evden ayrıldık. En sevmediği şey beklemekti. "Ya kızım, nerde bir olmayan şey var onu buluyorsun" etegimi gösterdi. "Bu ne?" Bu tavrına alışık olduğum için göz devirdim.
"Sen bana laf yetiştireceğine önüne bak" dedim. Berke'yi okuldan almaya gidiyorduk. "Valla Allah İrem'e sabır versin, seninle işi harbi harbi zor" kaslairni çatarak araba sürmesine rağmen büyük bir drama ile bana baktı. "Ne var bende pardon? Gül gibi adamım?"
"Bende onu diyorum işte Berktuğcum ne var sende?"
Baya bozulmuş bir eda ile "indiririm şurda seni bak!" Dedi. İntikamımı alarak kötü kadın kahkahası attım "kıyafetime iltifat yerine burnunu sokarsan böyle olur" dedim.
Berke arabaya bindiğinde çantasını umursamaz eda ile ark koltuğun bir yanına fırlatıp arka koltuktan bana doğru uzandı "hala! Çok guzek olmuşsun" dedi.
Ayyy canım yeğenim.. eridim şurada.
"Yaa, halasının bebeği teşekkür ederim" diyerek parlak dudaklarımla küçük yanağını öptüm. Gözleri parıldarken babasına "baba,hani dedin ya yaş farkı bir evliliğe engel değil diye. Ben halamla evlenebilir miyim?"
Kahkaha attım. Berktuğ kudurtan merkezi burası idi.
§
Karargâha giriş yaptığımızda Berktuğ arabayı park edip Berke ile İrem'i almaya gittiler. İrem karargahta hemşirelik yapıyormuş.
Ben burada duracağımı söylediğimde Berktuğ ilk başta karşı çıksa da dilime dayanamayıp gitmişti. Beni bir yere ayrılmamam için tembihlemisti. Ama benim diğer kulağımdan çıkmıştı tabii.
Bahçeyi gözlerim ile tararken uzun boylu -tahminen 1.90- ve kalıplı arkası bana dönük sivil bir adam uzun olduğu belli olan saçının çakma sarı olduğu gayet belli olan bir kadın ile konuşuyordu. Adamı suzdugumde bu kesinlikle Aral Efken idi.
Ama karşısında olan kadın kimdi? Kaşlarım kavislenirken emin olmak için dikkatle bakıyordum. Kadın elini adamın koluna koymak istediğinde adam kolunu geriye çekip dokunmasına izin vermeden bir adım geriye attı. Yapılı sırtı uzun bacakları ve saç kesimi ile bu kesinlikle ark Efken idi!
Lakin karşısında olan kadın kimdi? Meraktan kuduruyordum!
"Pardon?" Arkamdan gelen yabancı ses ile yerimde sıçradım. Elimi dişlerime iterken sese döndüm benden uzun olan asker üniformalı sarışın bir askerdi bu. "Emre ben" elini bana uzattiginda bir eline bir de yüzünde anlamadığım gülümsemesine baktım.
Anlamaz bakışlarıma gülerek "siz birini bekliyorsunuz galiba?" Zeki şey! Başımı okumlu anlamda salladığımda "kimi bekliyorsunu-"
"Beni,koçum!"
Efken büyük elini çocuğun omzuna atıp çatık kaşları ile sıkmıştı omzunu. Çocuğun yüzü buruştuğunda "komutanım ben,yardımcı olmak icin-"
"Görevine don Emre!" Dedi sert sesi ile bu ses tonunu ilk defa duyuyordum. Yok ve gür idi. Emre denilen çocuk asker selamı vererek uzaklaştığında bakışlarım kahverengi harelere döndü.
Bakışları yumusarken esmer tenini süsleyen uzun kirpiklerini aralayıp ilk önce yüzümü sonra da bütün bedenimi taradığında git gide kasları çatılıyordu.
Yani eteğim erkeklerin kaynadığı bir ortama göre kısa idi evet lakin biz kendimizi değil onlar baktıkları yeri kısıtlaması gerekiyordu! Nerde ne giydiğim beni ilgilendirirdi.
Yutkunarak ilk önce bana adem elmasini bahşetti ve gökyüzüne baktı. Sonra etrafa bakıp ağzından bir şeyler mırıldandı. Çatık kaşları ile sinirle bana dönüp "niye bu kadar güzel oldun Efsûn?" Dedi. Ciddi sesi,bir his barındıran lakin asla anlayamadığım hareleri,keskin ve büyük ihtimal kavislenen çenesi ile bana bakıyordu.
Lakin ben yutkunamadım bile. Nasıl yani Aral Efken beni güzel mi buluyordu? Şaşkınlıktan mi bilinmez heyecanlanmıştım. Nefesimi tuttuğum sırada. Uzun bir göz temasında idik.
"Ha önceden güzel değildim yani?" Tek kasımı kaldırıp alayvari konuşmama başını eğip güldü.
Hayır! Yapma,yapma o hareketi işte!
Atma o zehirli oku kalbime!
"Güzeldin anasını satayım,olmadığın vakit mi var?"
Büyük itirafı ile kalakaldım ben tekrar. Yanaklarıma kan toplandığını iliklerime kadar hissedip emin olurken. Şu halde duracak olan kalbim. Şuraya yığılacak olan bedenim ile hiç iyi değildim. Bu adam benim kalbime birden niye böyle etkiler yapıyordu?
Nerdeydi o ifadesiz yüzü ile umursamazca dolaşan adam? Gerçi benim yanımda hep sırıtıyordu o ayrı bı mesele!
Efsûn Akıntan etkisi hayatım...
"Aa!"
Buğra'nın çığlığı ile ikimizde irkilip sol tarafta sıra sıra dizilmiş askerler ile şınav çeken bebeğime baktım. "Amcam,rahat dur ben düşürmem seni! Lan,amcam Allah için çekme saçlarımı" kıkırdayarak onlara doğru ilerledigimizde yanımda olan Efken ağzının içinden birşeyler mırıldanıyordu.
Kırmızı yanaklarımı yellemek istesem de garip olacağı için hiç elleşmedim bile. "Aa! Baa!" Bizi gören Buğra ellerini çırparak çığlık atmıştı. Ona gülümserken kollarını onu kucaklamam için bana uzatmıştı bile. Ona doğru ilerlemek istediğimde bizi gören askerlerin çoğunluğu bize bakıyordu.
Beni belimden tutarak yanına çeken Efken ile yere çivilendim sanki. Büyük elleri belimi kavramış avucunun sıcaklığı gömleğimden gayet hissedilirken zaten sönmeyen yanaklarımın kızarıklığı yine çökmüştü. Bedenini bedenime yasladığında gür ve kalın sesi ile bağırdı.
"Asker,geriye dön!" Verdiği komut ile hepsi aynı anda bize arkasını döndüğünde Arda sırtında olan Buğra'yı yere indirmişti. Buğra bana gelmek isterken Efken "5 tur! Koş!" Hepsi aynı and koşmaya başladığında kaşlarımı kaldırıp Efken'e baktım.
O sanki hiç farkında değilmiş gibi sert gözler ile koşan askerlere bakıyordu. Keskin çenesi ve belirgin adem elması ağzımı sulandirmadi değildi hani.
Başımı iki yana salladım. Sapık düşünceler defol lutfen!
Eli belimden çekilirken hemen Buğra'yı kucakladım. Elleri boynuma gidip hem saçlarım ile oynuyor hemde etrafa gülücükler saçarak yüzüme bakıyordu. Boyalı dudaklarım ile yanağına öpücük kondurdugumda beyaz yanağında olan ruj izi beni gülümsetti.
Başımızda dikilip bizi izleyen Efken'in bakışları dudaklarıma kaydığında bu anı Berktuğ bozdu. "Keyfindesin galiba yüzbaşı!" Bunu Efken'e diyordu.
Efken İrem ile bize doğru gelen Berktuğ'a çatık kaşlar ile "siz önden gidin biz benim arabayla geleceğiz" dedi. Lakin sesi hala sert çıkıyordu.
Dikkat ederseniz biraz sinirli ama çok dikkatli bakın.
"Komutanım,küçük olanı biz alsak olmuyor mu?" Arkamızdan gelen Arda'nın sesi ile gel beraber ona döndüğümüzde"oo,kıvırcık kankam gelmiş. Yakıyorsun valla!" Demişti.
Ben ona gülümseyip cevap verecekken Aral Efken sesini daha da yükseltip "5 tur daha koşacaksınız!" Dedi. Ben ve kucağımda olan Buğra aynı anda irkildigimizde çatık kaşlar ile ona baktım. O sırada Arda bayılma taklidi yaparak koşmaya devam ediyor aynı zamanda kendine sövüyordu.
"Niye bağırıyorsun ya çocuk korktu?" Dedim. Efken çatık kaşlarını düzelterek gözlerime baktı. Adem elması hareket ettiğinde yutkunduğunu anladım "gözlerine siyah bir şey mi sürdün?" Dedi benim sorumu görmezden gelip.
Fark etmesi ile içimde bir şeyler filizlendi sanki. Aptal aptal sırıtmaya başlayıp önüme gelen saçımı kulağımın arkasına attım. "Evet,siyah kalem çektim. Güzel olmuş mu?" Dedim.
Cilveli edama dudakları yukarıya kıvrılırken az önceki sinirinden eser kalmadı "fazlasıyla" dedi. Ben cevabı duyar duymaz çilek gibi kızarmaya başladım tabi. O kucağımda olan Buğra'yı alıp arabanın arka koltuğunda olan bebek koltuğuna oturmuştu onun jipine binip kemerimi taktigim sırada o da yerleşti arabayı çalıştırmadan evvel zaten kısa olan ve oturunca yok olan eteğine bir bakış attı.
Bu çok kısa bir an olsa da ben görmüştüm. Üzerinde olan deri ceketini çıkarıp siyah gömleği ile kaldığında ceketi bacaklarımın üzerine bıraktı. Kokusu buram buram ceketin savrulmasi ile ortama yayılırken gozlerim kapanmamak veya su ceketi burnuma bastırmamak için zor durdu.
Bugün farklı bir gündü sanki,milat gibi veya her neyse. His acisindan vugun çok mutlu ve huzurlu hissediyordum. Efken hiç gülmediği kadar gülüyordu.
"Üşümez misin öyle?" Sadece siyah gömlek ile kalan gömleğin düğmelerini zorlayan oldukça karizmatik vücudunda bakışlarımı gezdirdim.
Gözü bana değdikten sonra gömleğinin bir dugmesini daha açtı.
"Yeterince sıcak!"









