İçeriğe geç

GECENİN ÇİÇEĞİ

Bölüm 21 · 12 dk okuma

GECENİN ÇİÇEĞİ

Bölüm 21

Bölüm 17|

Gözlerimi çatır çutur yanan şöminenin içinde ki odunlardan ayırıp göğsümde uyuyakalan bebek ile ayağa kalktım. Dağ evine bir kaç saatlik yolculuk ile gelmiştik iki katlı küçük bir evdi. Bahçesi oldukça güzel ve şöminesi küçük salonu ısıtıyordu.

Tam kafa dinlemelik sade ve hoş bir hava katan bir evdi. Kucağımda yorgunluktan uyuyakalan Buğra'yı pışpışlayarak kaldığımız odaya çıkardım ve etrafına yastıklar koyup düşmemesinden emin oldum. Yanıma çocuk telsizini alıp tekrar aşağıya indim.

Eve geldiğimizde bu yana gri bir sweet- eşofman takımı giymiştim. Aral Efken evin bahçesinde olan garajda araba ile ilgileniyordu. Ve oraları kabataslak düzenleyeceğini söylemişti.

Ben kapıya bakan merdivenlerden inerken kapı açıldı ve koca bedeni ile -evet bunu her seferinde belirtmekte bıkmayacağım- Aral Efken girdi. Yüzümde otomatikmen bir tebessüm belirirken o da kabanını çıkarıp bana döndü.

"Buğra uyudu mu?" Başımı sallayıp cevap verme gereksinimi duymadığımda merdivenlerden inmiştim "kahve tarzı,sıcak bir şeyler var mı?" Sorumun ardından kendimi açıklama gereksinimi duydum "yani sıcak bir şeyler güzel olur diye" buraya gelmeden önce zaten yemeğimizi yemistik.

"Gel bakalım" diyerek önden yürümeye başladı. Bende fırsat bu fırsat arkadan nasıl göründüğüne göz attım. Cidden omuzları fazla genişti ve omuz başında olan kasları ağzımı sulandirmiyor değildi. Tişört giydiği için belli olan kolları,pardon kol kasları onlara damarların eşlik etmesinden gayet memnun görünüyordu.

Ağzını kapat ağzını..

"Buraya Arda'larla falan geldiğimizden illaki bir şeyler vardır,o ne bulduysa alıp dolusturmayi sever" dediğine güldüm içten içe. "Yani sen fazla alışveriş yapmaz mısın?" Merakla soruma küçük mutfağa girdiğinde bana dönerek cevap verdi. "Yani market alışverişleri falan pek benlik değil,yoksa sevmeli miydim?"

Sonda alayla çıkan sesine karşı bende ciddiyetini korumadan omuz silktim "yok canım,tabii sen ne seversen kendine. Ama bence bir erkeğin gerek bile olmadan bir şeyler alması -ev icin- ince bir davranış" tabii bunu yapısal olarak dusunemeyen bir çok insan vardı,kadın erkek fark etmeksizin. Sadece böylesi ince davranışlar gayet hoştu bu kadar.

Kaşlarını kaldırıp düşünceli bir şekilde başını salladı "sende alışverişi çok sevenlerden misin yoksa?" Karıştırdığı çekmecelerden birini bana gösterdi "seç beğen al"

Omuz silktim yüzümde hafif bir tebessüm vardı "kime göre neye göre?" Çekmecenin önünde yanyana durdugumuzda kolu koluma değiyordu. "Bence sen çok seviyorsun" elime gelen iki salepi alıp ona doğru salladım "sever misin?" Beni başıyla onayladı.

"Nerden anladın çok sevdiğimi?"

"Ha seviyorsun yani?"

Ağzımdan aldığı kelime ile ona ters ters baktım bana gülerek ketıla su koyan bedenimin yanına yaklaşıp tezgaha büyük bedenini yasladı ve açık olan kıvırcık saçlarım ile oynamaya başladı.

"Şöyle ki,giyinmeyi çok seviyorsun. Hele o sana hipotermi geçirecek kıyafetlerin olması beni bu kanıya itti" dediğine kahkaha atmak istesem de kendimi tutup "birincisi üşüsem bile güzel olması beni motive ediyor ikincisi ise giyinmeyi cidden çok seviyorum" dedim.

Beni ilgi ile dinleyip,yüzündeki tebessüm ile başını aşağı yukarı salladı. 'anladim' der gibi.

Kupaları tahmin ettiğim yerden bulup içine hazır salepi döktüm. Şimdi suyun kaynamasını bekliyordum. "Hayret, Berktuğ gibi kıyafetlerin kısalığına laf atmadın" alayla söylediğim cümle aslında onun ağzını arayıp bir nevi test etmekti.

"Eğer sen ne giydiğin hakkında rahatsız olmuyorsan ben senin ne giydiğin hakkında seni kısıtlayamam. Bu senin özgür tercihin. Sadece bu soğukta hipotermi geçireceksin falan diye korkuyorum"

Etkilenmedim diyemem. Bu kesinlikle, güzel bir cevaptı. Memnun bir şekilde kaşlarımı kaldırıp "ha kıskanç değilsin yani?" Kabul edelim kızlar erkeklerin abartmadan kıskanması çoğumuzu etkiliyor..

"Kıskanç değilim demedim, kısıtlamam dedim!"

Ne ara bu kadar yakın olduğumuzu anlayamadım. O saçlarımın arasında olan eli ile orayı talan ediyor ben ise yüzümün bir karış bile ötesinde olmayan yüzünü izliyordum.

Ketılın atan düğmesi ile irkilip hemen kupalara suyu koydum. Aslında süt ile daha güzel olurdu ama neyse bu seferlik böyle olacaktı.

O şömineye bakmaya gittiğinde bende kupaları alıp yanına gittim. Koltuğa oturduğumda önüme küçük sehpayı koyması ile gülümseyip sehpaya kupaları bıraktım.

"En son lise zamanımda babamla yapmıştım bu aktiviteyi" diyerek salepten bir yudum aldım. Yanımda o olan bedeni bana doğru bir koku salgılayor o koku etrafımı çepe çevre dolanıyordu bir kalkan gibi. Şöminenin sıcaklığı avucumun arasında olan sıcak kupa,etrafımı saran kokusu ve koluma temas eden bedeni ile öyle bir mayışmıştım ki..

"Lise zamanında nasıl biriydi?" Sorusu ile gözlerimin önüne eski zamanlar geldi "herkesle arkadaş olan geveze bir kızdım" sanki bundan yakınıyormuş gibi söylememe güldü. "Keşke seni lisede tanısaymışım" yüzüme yayılan gülümseme ile alttan alttan ona döndüm "niye ki? Sen nasıldın lisede?" Omuz silkti "senin tam tersin"

Daha konuşacağı için bir bacağımı altıma alıp koltukta ona doğru döndüm ve ilgi ile onu dinlemeye başladım "genelde derslerime odaklı sessiz,gerekmedikçe konuşmayan biriydim"

"Hiç arkadaşın yok muydu?"

"Vardı tabii,oldukça arkadaşım vardı. Hatta bizim lojmana yeni taşınan doktor varya bizim karargahta,Kaan. O liseden arkadaşımdı,kendisi tıp seçti. Yıllar sonra da yolumuz kesişti işte."

"Peki sen hep asker mi olmak istedin?" Göz bebekleri benimkilere tutunca gözünün içi güldü sanki "evet,hep aklımda vardı ama savcı olmayı da istiyordum. Herkes benden bunu bekliyordu. Dedem hatta,o şirketin avukatlığını yapmamı düşünüyordu."

"Niye yapmadın?" Soruma karşı omuz silkti "vatan sevgim daha ağır bastı,bu uğurda ölmek bir istek oldu bende. Sanki hayatımı bu yolda gidersem bulacaktım" başımı sallayarak anladığımı belirttim. "Dedem hala yaşıyor mu?" Bu dediğime başını salladı aklına bir şey gelmiş gibi "hatta, Kıbrıs'ta buraya gelecekmiş. Evlendiğimi duyunca delirdi,bı an kalp krizi geçirecek sandım ama o buraya gelince her şeyi anlatacağım. O Aras'ın yaşadığını biliyormuş,başından beri."

Kaşlarım havaya kalktı bu bilgi ile. Neredeyse herkes biliyordu,sadece kardeşi bilmiyordu. Bu nasıl isti böyle?

"E bı sen bilmiyormuşsun,niye söylememiş?" Sitemime karşı omuz silkti "öğreneceğiz artık "

"Peki sen hep öğretmen mi olmak istedin?"

Birden içime heyecan doldu az önce olan sinirim gidiverdi. "Hm hm,hep istedim. Çocukları hep çok seviyordum zaten. Sınıf öğretmeni olmak ve bir çocuğa okumayı yazmayı öğretmek ban dünyalar gibi geliyor."

Kolunu koltuğun başlığına atarak bana biraz daha yaklaştı işte şimdi aramızda tam bir karış vardı. Kokusu daha yakından geliyor, gözleri yüzümü talan ediyordu.

"Küçüklükten bu yana çocuklarla oynamayı seviyordum. Babam benden ayrı şeyler bekledi tabi ama benim kararıma da saygı duydu. Mahallede küçük çocuk doğduğunda ilk biz giderdik. Annem göndermezdi ama Berktuğ'un annesi ile giderdim çoğu zaman. Saatlerce oynar küçücük bebekleri öpüp dururdum. Bır de liseye geçince tam mahallenin ablası olmuştum." Heyecanla ellerim havada gidip gelirken anlatıyordum.

O ise yüzünde anlamlandıramadığım bir ifade ile beni dinliyordu. "Bir kere futbol oynarken cam kırmıştım,babam da bir ay erkek fatma diye dalga geçmişti benimle" parmaklarını saçlarımın arasında hissederken dudakları kıvrıldı "sandığımdan daha büyük bir futbol geçmişin var sanırım" alayla omuz silktim elimin tersini omzuna vururken "ya sen beni cebinden mi çıkarıyorsun aslanım!" Dedim.

O ise hoşuna gitmiş gibi biraz daha bana yaklaşıp tek kaşını kaldırdı. Burnu burnuma değiyordu "aslanım?"

Bismillahirrahmanirrahim .

"E sen bizim halı sahaya da gelirsin?"

Gözlerimi kırpıştırdım"Berke'ye sözün varmış?" Burnunu burnuma sürterek başını aşağı yukarı salladı. "Gelirsem atarım sahanın tozunu ama?" Dedim gülen bir sesle. Cilveli cilveli..

"İddalısın?" Dedi kaşlarını kaldırıp. Bir tarafımda olan saçımı hafifçe geriye atıp "üzülme sonra?" Dedim. Havada kalan elimi nereye koyacağımı bilemeden omuzuna koyduğumda o da aynı anda elini belime atmıştı. "İstersen aglatabilirsin bile"

Nefesimi kesildiğini hissettim,üzerime gelen bedeni hem nefes almaya itiyor hem nefessiz kalmaya itiyordu.

Kalbim kuş olup uçacak gibi çarparken omuzundaki elimle tırnaklarımı tişörtün üzerinden tenine bastırdım. Yüzü git gide yaklaşırken nefesi dudaklarıma çarptı. Aralanan dudaklarım ıslatma isteği ile doldum. Dolgun dudaklarının birazdan beni cayır cayır yakacağını bilmek benim bayılacağıma sebepti.

Bir zil sesi tüm odayı kapladı...

Efken gözlerini kapatıp sinirle dudaklarını birbirine bastırdı. "Tam zamanında arayın amına koyayım!" Homurdanarak yanımdan kalktığında gülsem mi ağlasam mı bilemedim. "Al işte,gereksiz herif! Eğer önemli bir şey değilse sik-" ağzını elimle kapattığımda ayağa kalkıp yanına gitmiştim ve telefonda görünen 'Arda görüntülü ariyor' yazısını görünce ışığı açmaya gittim.

"Geç hadi" diyip koltuğu gösterdim. O koltuğa giderken ben ışığı açıp yanına kuruldum. Birazcık Arda,Berktuğ ve Berke üçlüsü ile konuşup onları yanlız bırakmak amaçlı ve uykum geldiği için. Yukarıya çıktım.

Burada olan bebek yatagina Buğra'yı yatırıp nasıl uyuyacagimizi bilmediğim için utanıp elmaya dönüşmeden önce uyumuş taklidi yapmak en iyisi olacaktı.

Üzerime saten şort-askılı saten geceliği giyip yorganın altına sıvıştım. Efken'i beklerken bir syre sonra uyuyakalmistim.

§

Gözlerimi banyodan gelen öksürük sesleri ile araladığımda bir iki saniye ne olup bittiğini anlamaya çalıştım daha sonra hemen olduğum yerden doğrulup hala gelen seslerden dolayı yanımda olmayan Aral Efken'in sesi olduğunu anladım.

Kapıyı çalmıştım ama hala öksürüyordu. Telaslanarak birden içeriye girdim ama görmek istediğim manzara asla bu değildi.

Aral Efken klozet kan kusuyordu...

Gözlerim kocaman olurken elim açılan ağzıma gitti. Boğazı zorlandığı için gözleri can çekişir bir ifade ile bana döndüğünde "Efsûn" demişti zar zor. Hemen yanına adımlayıp diz çöktüm. "Aral Efken -" o ise başını bana ters yöne döndü "Efsûn git" kaşlarım daha çok çatılırken.

"Git miden bulanır" düşündüğü şey gözlerimi devirmeme sebep oldu. "Gel elini yüzünü yıkayalım" diyerek onu olduğu yerden kaldırdım ve lavabonun önüne getirdim. O ağzını çalkaladıktan sonra elimi ıslatıp dudaklarının üzerini sildim. Havluyu ona uzattigimda ağzını silerek odaya adımladı ve kendini yatağa bıraktı.

Hemen yanına oturdum ama üstünün çıplak olduğunu daha yeni fark ediyordum. Şuan konumuz bu değildi.

"O kan neydi? Senin bir hastalığın mı var? Ne oluyor?" Üst üste sorularıma karşı derin nefes alan adamın hareleri bana döndü. Başını iki yana sallayarak "hastalık değil,bir kez de görevde böyle oldu ama midem bozulduğu için. Soğuktan yani. Önemli bir şey değil"

"Ne demek önemli değil,soğuktan hiç kan kusan adam gördün mü sen? Saçmalama Allah aşkına! Ya mide kanaması geçiriyorsan? Hemen doktora gitmeliyiz!"

"Yavrum" benim bir hiddet yerimden kalkmam Aral Efken'e etki etmemişti. Tek kolunu belime sararak beni bir dişinin üzerine oturttu. "Bir şey yok,sakin ol. Karargahta doktora baktırdım. Hiç bir şeyim yokmuş." Telaşla atan kalbimin o zaman farkına vardım. Önüme gelen saçlarımı kulağımın arkasına atan bu adam yanagimi kuş kadar hafif bir şekilde elinin tersi ile okşuyordu.

"Ama karargah ile normal hastane aynı olmaz ki" benim aksime rahat olan o başını askılı gecelikten dolayı rahatça boyun girintime yasladiginda yerimde diklestim. Adam tek hareketi ile beni parmak ucuma kadar etkileyebiliyordu.

Ellerim çıplak omzuna yerleşti. Pardon düzeltiyorum kaslı omzu. Daha sonra boğuk çıkan sesi ile "güzel bir sabah olmadı ama güzel bir kahvaltı yapabiliriz?" Dediğinde bana alttan alttan izin alır gibi bakıyordu. Bende duru muyum hemen yelkenleri indirip "iyi bakalım" diye mırıl mırıl mırıldandım.

Ben önde o arkada mutfağa indigimizde genelde o hazırlarken ben ona tarif ediyordum. Benden daha yetenekli olduğunu düşünmeye başlayacaktım. Yukarıdan sesi gelen Buğra ile o onu almaya gitmişti bende mutfagin duvarinin birleşik olduğu büyük kahverengi masaya kahvaltılıkları yerleştirdim.

"Günaydın!" Kısık sesine rağmen konuşan Buğra ile kikirdayarak bana doğru gelen ikiliye döndüm. "Günaydın!" Diye şakıdım.

"Hadi bakalım kahvaltıya!" Aral Efken Buğra'yı oturtup onun yanına oturduğunda bende karşılarına geçtim. "Keşke benim yanıma oturtsaydin" dediğime karşı omuz silkti. "Sen rahat rahat ye" Kaşlarımı çatarak "ben fazla yemem zaten sen bana ver Buğra'yı"

"Zaten adam akıllı bir şey ye diye diyorum güzelim" diyerek göz kırptı "yiyorum ki ben zaten" o da beni gecistirircesine hareket yaptı. "Ba-ba kay!"

"Evet oğlum,kar oynayacagiz birazdan." Buğra oynama kelimesini duyunca ellerini çırpmaya başladı. "Ane! Sende oyna!"

"Annen de oynayacak ama ilk önce kahvaltini yapman lazım aslanım" Buğra kahvaltıda çok bir şey yemiyordu. Günün en çok besin alması gereken öğünüydü kabul bende sevmiyordum ama o şuan sevebilecek yaşta idi.

"Annene çekmesen bari" diyerek yakındı Aral Efken ben ise şaşkınca ona baktım. "Neyim varmış benim?"

"Tıpkı senin gibi kahvaltıyı sevmeyecek galiba,halbuki ben çok seviyorum. Neyse ben yaninizdayken bir şeyler yiyeceksiniz illa"

"Daha çok değişecek huyları ama sen şimdiden yakınmaya başladıysan işin yaş komutanım!"

"Onun huyu değişecek olsa iyi olur seninkini de değiştirelim. Küçücüksün."

Kaşlarım yukarıya kalktı. "Nerem küçük benim gayette iyiyim." Kısa olduğum falan doğruydu ama bu kabul edeceğim anlamına gelmiyordu. "Benim tek kolumla kaldırdığım ağırlığın yarısı kadarsın,yavrum!"

Nereye bayılayım?

"Sen şimdiden böyle sikayete başladın ama nasıl dayanacaksin bana?" Tek kasımı kaldirio söyleyecek bir şey bulamadığım için söylediğim şeye yanıt bekledim. "Sen yeterki naz yap ben bir ömür çekerim!"

Gözlerimi kırpıştırarak Buğra'ya döndüm. Yüzümde tebessum olurken en ufak bir şeye tav olmam beni sinir ediyordu. Salatalığı çatala batırıp Buğra'nın ağzına uzattım. "Al oğlum" dediğimde Aral Efken bu halime kıkırdadı. Sonra bir bana bir Buğra'ya bakıp başını öne eğerek beklenti ile bana baktı. Kaşlarımı çatıp anlamazca baktım. Çenesi ile domates ve salatalığın olduğu tabağı gösterdi.

Bir salatalık batırıp bu sefer ona uzattım. Gözlerimin icine bakarak salatalığı dudakları arasına aldığında elimin titredigini fark ettirmeden çekme pesindeydim ben.

Kahvaltımızı bir çırpıda yapıp mutfağa taşıdık. Buğra o kadar sabırsızdı ki Aral Efken onu önden çıkarmıştı. Bende bulaşıkları halledip hemen üzerime montumu,eldivenlerini ve atkimi giydim. Dışarıda karda bir şeyler yapmaya çalışan ikiliye doğru yürüdüm.

"Ama baba!" Buğra tekrar yakınarak önündeki kar kütlesine küçük yumruğunu vurmaya çalıştı. Onun bu tatlı haline güldüğümde Aral Efken konuşmaya başladı bu sefer "Oğlum ben sana gösteriyorum,beni dikkatli dinle tamam mı?" Buğra başını ona doğru çevirdiğinde beni gördü.

"Ane! Sen yap!" Zar zor dudaklarından çıkan kelimeler ile onu yememek için kendimi tuttum. "ne yapıyorsunuz?" Aral Efken diz çöktüğü yerden kalkıp önümde durdu. "Kardan adam yapacakmış beyefendi ama altı yuvarlak olacakmış"

Buğra ona küçük kaşlarını çatarak bacağıma sarıldı. "Ane yapar!" Eğilerek soğuk yanağından öptüm ve başında olan bereyi düzelttim. "Gel bakalım yapalım" o sevinirken Aral Efken'de yanıma çökmüştü.

İkimizde karları büyük bir kütle yapıp birleştirdik. Sonra ellerimizle üzerine şekil verip yuvarlak yapmaya çalıştık. Buğra önümüzde durup pür dikkat bizi izliyordu. "Oldu mu beyefendi?"

Buğra dudaklarını büzerek başını aşağı ve yukarı salladı. "Ane yaptı!" Diyerek boynuma sarıldığında gülümseyerek küçük bedenini kucağıma çektim. "Baba ve anne yaptı bebeğim" diyerek onu düzelttim.

"I-ıh! Ane!" Buğra kaşlarını çatmaya çalışarak Efken'e bakıyordu. Efken kaşlarını kaldırıp "Allah Allah! Paşama bak sen! Hemen sat babayı tabi" Buğra ona dil çıkardığında kayış kopmuştu. "O zaman savaş!" Aral Efken'in omzuma attığı kar topu ile Buğra ona doğru koşturmaya başladı.

Ben ise yerden kar alıp küçük küçük karları ona atmaya çalışan Buğra'ya yardım edip karı büyük göğsüne geçirdim. Aral Efken'in kaşları yukarı kalktiginda tam olarak yüzümün ortasına kar atmıştı.

Şaşkınlıktan dört köşe olduğumda "ha! Şimdi görürsün sen!" Yerden aldığım karlar ile ona doğru koştum. Yerden karı alıp alıp atıyordum. Buğra da kendi çapında bana yardım ediyordu.

"Tut-tum ane!" Diyerek Aral Efken'in bacağına yapıştı. Aradaki mesafeyi koşarak kapattım ve gülmekten kahkaha atan Aral Efken'in üzerine atladım.

İkimiz beraber yere düştük. Ben onun tam olarak üzerindeydim. Yerden kar alıp tam yüzüne attım. "Hadi bakalım nasıl oluyormuş gör!" Kafasını geriye atıp bana adem elmasini sundu. Kahkaha atarak tekrar bana döndüğünde "sen çok fena bir şey oldun hatun!" Dedi.

Ben yüzüne avel avel baktığımda bir çırpıda yerlerimizi değiştirip beni altına aldı. Şimdi aramızda bir kaç santim vardı. Bu soğuğa rağmen ılık nefesi dudaklarıma çarpıyor koyu kahve olan gözleri beyaza bürünen gökyüzü ile açık kahveye dönüyordu. Yanaklarıma kanın saniyeler sonra hücum ettiğini hissettim.

Belki eksilere inen soğuğa rağmen birden sıcak olduğunu hissettim. Gür ama kalın olmayan kasları esmer olup bembeyaz alan ile beyazlasan teni,kalın kırmızı dudakları ile her zamanki gibi çok iyi görünüyordu. Kalbim yer değiştirdi. Yerinden çıktı gibi hissettim. Gözleri dudaklarıma doğru indiğinde kahverengi hareleri koyulaştı. Boğuk gelen kalın sesi ile konuştu;

"Şimdi nasıl olduğunu gösterme sırası bende,hm?"

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

22. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

17 yorum