BİR AY SONRA
"Ane! Gel! Gel!" Minik parmaklarını elime uzatan oğlum ile oturduğum yerden kalkıp onu takip ettim. "Bak! Kar!" Onun yanına eğilip dudaklarımı omuz başına bastırdım "evet annem kar yağıyor" ellerini açıp açıp kapattığında hevesli hevesli "ane! Kar oynayalım!"
"Ama şuan çok soğuk dışarısı biraz zaman geçsin öyle çıkalım tamam mı?"
Dudaklarını buzerken minik omuzlarını sağa sola oynatıp ellerini saçlarımın arasına daldırarak "ane! Şimdi! Şimdi! Lütvenn!" Kelimeyi siyleyememesine gülerek poposunun altından tutarak onu kucağıma aldım. O böyle hevesli isterken nasıl onun hevesini kirabilirdim ki?
"Aras abi,Elif! Biz kar oynamaya çıkıyoruz" içeriye bağırıp partmantoya ilerledim. Aras abinin evine gelmiştik Elif ile ve onlar şuan mutfakta tatlı yapmaya çalışıyorlardı. Onları acayip acayip shipledigim için ship damarim onları da çağırmak istememişti.
Bence birbirlerine ayrı değer veriyorlardı. Aras'ın iyileşme döneminde onun yanında psikolojik destek olan kişi Elif idi ve bağları çok ayrı gibi hissediyor ve bu ikiliden ayrı bir aura alıyordum. Belki aralarında bir şey vardı veya belki de birbirlerine itiraf etmiyorlardı. Bilmiyordum.
Ceketini,atkısını,beresini ve eldivenlerini giydirdigim Buğra kapıyı açmam ile dubleks evin bahçesine koşturdu. "Düşeceksin yavaş!" Arkasından bağırmam ona işlemedi tabii ve paytak adımları beyaz karların arasına takılıp yüz üstü karın uzerine yamuldu canım çocuğum.
Kahkaha atarak ona ilerleyip hemen soğuğu hissetmeden onu kaldırdım. "Bak annenin sözünü dinlemez sen böyle olur küçük adam" ellerini çırpıp boncuk boncuk gözlerle bana döndü "ane! Uf" bu bir ayda oldukça konuşmayı çözmüş ve yürümeyi öğrenmişti. Her duyduğu kelimeyi tekrar ediyordu. Bende ona yardımcı olup herşeyin ismini ona tekrar tekrar söylüyordum.
"Uf ya uf ben ne dedim sana!" Yalandan söylenip ona güldüm ve başında olan beresini düzelttim. "Şimdiii! Savaş zamanı!" Sesimi duyduğu gibi heyecan ile gülüp küçük ellerinin arasına kar topu almaya çalıştı. Ben ondan önce davranıp kalın montuna attığımda o "ha! Ane!" Diyip bana bana koşmaya başlamıştı bile.
YAZAR ANLATIMINDAN
Elif elinde olan telefonundan tarife tekrardan bakıp tezgahın kenarına bıraktı. "Ne yapacağız dedin?" Aras'ın bir milyon kez sorduğu soruyla bıkmadan ona baktı. "Damla cikolatali ve cevizli kek dedim ya!" Aras başını salladı ve gözünde dünya güzeli olan kadına baktı gözleri kısa boyunda kıvırcık sarışın saçlarında ve her kıvrımında dolandı.
"Ben ne yapmalıyım"
"Senin hamaratlığını bildiğimden kesinlikle bütün işleri sana yaptıracağım"
"La havle! Kızım ne kusurunu gördün Allah aşkına"
"Sanki bilmiyormusum gibi en son mutfağa girdiğinde sağlam eşyan kalmamıştı " Elif ona lafını verdiğinde Aras içten içe gülerken dışından 'la havle' çekti. "Söyle ne yapayim hadi!" Elif burnundan nefes verip "un ekleyecegim bana un ve bir bardak verir misin?" Dedi.
Aras harfiyen un paketini ona getirdiğinde bardak dolabını açıp içinden aldığı bardağı da ona uzattı. Elif unu koyup ona geri verdiğinde Aras bile bile parmaklarını birbirine sürterek almıştı elinden biliyordu ki bu onun hoşuna gidiyordu. Yoksa onu rahatsız edecek hiçbir şey yapmazdı.
Elif dudaklarını birbirine bastırıp keke odaklanmaya çalıştı. Aras'ın böylesi tavırları kalbinin pır pır çarpmasına neden oluyordu lakin bu aralarında olan şeyi kendince çok yanlış buluyordu. Olmaması gerektiğini düşünüyor ve uzaklaşmaya çalışıyordu Arasdan.
Bardağın kırılma sesi mutfak duvarlarında yankılandığında Elif yerinden sıçradı. Hemen gözleri Aras'ı buldu. Aras ise parmakları arasından kayan bardağa bakış atmıştı. "İyi misin? Bir yerine battı mi?" Elif'in ilgisi üzerine Aras 'keske elimi kesseydim' diye düşündü.
Elif ona yaklaşırken genç adam başını iki yana salladı "yok ama bunu ne yapacağız?" Tezgahın üzerinde olan kırıkları gösterdi "tezgahta kırılmış sana bir şey olmadıysa sorun değil" dedi. Büyük parçaları toplarken fark etmeden Aras'ın önüne geçmişti. Şimdi tezgah ile genç adamın bedeninin arasındaydı bedeni.
Avuclarini iki yanından tezgaha yaslayan Aras kızın kıvırcık saçlarının arasında hissettirmemeye dikkat edip burnunu soktu. Genç kadının kıvırcık tutamlarının yüzünü talan etmesine izin verdi.
Bu onun için dünyanın en güzel hissi olabilirdi.
"Aras.." Elif'in kısık sesini duyunca gözleri açıldı kendini belli edip saçlarının üzerine bir buse bıraktı "Elif..kaçma artık be gülüm" genç kadın yutkundu sertçe. Bedenini Aras'a çevirip tezgaha sırtını yasladı.
"Neyden kaçıyormuşum ben? Kaçıyorum ki!"
"Hadi ordan,yalancı! Adın gibi biliyorsun. Gel kavuşalım artık,yeter bu kadar hasret güzelim" Aras uzun ince parmaklarını en kotu zamanında onu sırtlanan kadının çene kemiğine koyarak göz göze gelmelerini sağladı "dayanamam sensizliğe daha nedir seni korkutan,benden kacmani sağlayan söyle çözelim derdini"
"Aras..bu..bu yanlış" Elif zar zor konuşmuştu adamın gözlerine bakarken "ne yanlış iki gözüm?" Yutkundu sadece kadın diyecek bir şey bulamadı o an "herkes bizi abi kardeş sayiyor-"
"Hiç kimse umrumda değil benim Elif, hiç kimse sorun kim? Aral Efken mi? O ne olursa olsun bize saygı duyup yanımızda olur bunu sende biliyorsun. Berktuğ mu? İrem mi? Sorunun ne? Albay mı?"
Gözleri doldu nedensizce genç kadının "ben bilmiyorum sadece...yanlış geliyor işte." Aras'ın elleri Elif'in belini kavrayıp kendine yasladı şevkatlice sıvazladı sırtını "değil,asla değil. Sevda bu belirleyemezsin. Kavuşayım sana artık yeter ki yanlış olan her şeyi bir bir doğruya ceviririm gülüm,sen yeterki iste."
Gözlerini,gözleri boncuk boncuk olan kadının gözlerine dikti. Alınları şimdi aynı hizada idi. Elif alınlarını birleştirip gözlerini kapatıp açtı. Çok istiyordu, çok.
"O zaman üstesinden gelemeyecegimiz hiç bir şey yok!" Aras'ın kelimeleri Elif'in gözlerini açıp elini nereye koyacağını bilemeden omuzlarından tutunmasina neden oldu.
Burunları birbirine sürtündü. Aras, kadının belindeki elini sıkılaştırıp kendine daha da yaklaştırdı. İkisi de aynı anda yutkunduğunda Elif birden gelen cesaret ile parmak uçlarından yükselip dudaklarını Aras'ın dudaklarına bastırdı.
Aras sanki bunu bekliyormuş gibi kavradı kendine göre küçük kalan kadını. Dudaklarını birbirine karışıp ikisinin yüreklerini görünmez bir ip ile bağladı.
Dudaklari adeta çölde su bulmuş gibi dağılıyordu birbirine Aras belinden kavradığı Elif'i kaldırıp tezgaha oturttuktan sonra genç kadının ensesinden tutarak onu daha cok kendisine çekti.
İkisi de zaman algısını yitirmisken kapıda olan anne-oğul dan habersizdi. "Hı! Amca!" Buğra'nın sesi bir gülle gibi ortaya düştüğünde Efsûn dudaklarını birbirine bastırıp gülmesini durdurmaya çalışıyordu. Hemen oğlunun gözlerinin önüne elini koyup küçük çocuğun görüş açısını kapattı.
Alay ve ima dolu gülen sesi ile "gel annecim biz gidelim,amcanlar keki yapmaya devam etsinler" diyerek şöminenin yanına koşturdu. Kesinlikle Elif ile bunun dalgasını çok geçecekti.
Bu fırsatı asla kaçırmazdı.
EFSUN AVŞAR
Salatayı da masaya ekleyip Elif'in karşısında olan yerime geçtim. Bebek masasında olan Buğra'ya çorba yedirmeye başladım.
Aras bizi eve bıraktıktan sonra Berktuğ ile çıkmışlardı bizde Berktugların evinde İrem,ben ve Elif yemegimizi hazırlamış kızlar gecesi yapıyorduk. Rakı veya bira almayı teklif etmişlerdi lakin hem çocuklar vardı hemde benim kendimi rezil edebileceğim bir Aral Efken yoktu.
Kendisi neredeyse bir ayı geçkin gorevdeyfi ve bana attığı bir iki mesaj dışında asla iletişime geçmemiştik. Berktuğ karargahtan haber olduğunda söylüyordu sadece.
Açık konuşmak gerekirse özlemiştim... Yani onun varlığına alışmıştım galiba bir aydır gereksiz durgunluk ve boş boş bir yerlere dalma içerisinde idim. Akşam yemekleri ve sabah kahvaltolari ne kadar Buğra'ya belli etmemeye çalışsam da o kadar durgun geciyordu ki. Enerjim hiç yok ve eksikmis gibi hissediyordum.
Bir kaç ayda nasıl bu kadar alışmıştım bilmiyorum ama bir insanın kokusunu bile ozlersiniz ya. Ben de özlemiştim. Bazen bahane ile odasına girip yatağına kıvrılıp Buğra ile oynuyorduk.
Tamam,abartmayalım ama biraz daha gelmezse cidden endişelenmeye başlayacaktım.
"Daldın gittin yine yeni gelin!" Elif'in düşüncelerime balıklama dalışı ile ona imalı imsli baktım hemen,benden asla kaçarı yoktu! "Doğru bu sıralar dalma sırası falan sende!"
"Ne alaka kız?" İrem'e karşı omuz silkip Elif'i gosterdim kendisi anlatmak isterse anlatırdı ben sadece dalgamı geçecektim. "Hala ya Aral amcam ne zaman gelecek? Bana halı saha sözü vardı onun!" Berke'nin söyledikleri yutkunmama neden oldu. "Bilmiyorum ki canım,ama amcan bir söz verdiyse tutar biliyorsun" dedim zar zor.
"Hayır,Arda herifine çatmayınca zaman da geçmiyor. Hobi oldu bende bu çocuk illa onun kafasını attırmam falan lazım"
Elif'e gülerek "sen mi onun kafasını artırıyorsun o mu seninkini bilmem ama cidden eksikliği fark ediliyor"
İrem "ilk geldiginde nasıl kavga etmistiniz hatırlıyor musun?" Diye sordu Elif'e ithafen "ay evet evet,saçını başını yolmuştum cidden" sonra hemen bana döndü ve anlamayan yüzüme karşı açıklamasını yapmaya başladı.
"Ben ilk buraya İrem'in yanına geleceğinde havalaninda bununla takıştık. Bu özürlü,benim valizimi almış bende onunkini sonra ben bunun peşinden gittim tabi dedim o benim falan sonra bu dediki 'hanfendi isim acele ben eminim bu benim valiz' dedim yön o benim yani! Neyse sonra güvenliği falan çağırdım ben tabii asla yerimde duramam bununla ben konuşurken bu yürüyüp duruyordu sonra orada demire çarpıp benim valizi delmesin mi bende şarteller attı" eliyle aynı zamanda göstererek konuşuyordu.
"Tuttum bunun saçından 'dedim sen misin bana inanmayıp üstüne valizimi delen' bunun saçını başını yoldum orda güvenlikler bizi ayırdığında ciddili elimde saçları vardı. Sonra biz nezarethneye falan düştük Berktuğ bı geldi perde reklamında olan kadınlar gibi 'Aa!" Olduk"
Koluna vurup "kız sen ne fensin varya hadi kızarsın falan da saçını yolmak ne!" Omuz silkti ve ekledj "en son saçını ona atıp 'al belki ektirirsin yerine' demiştim o yüzden benden şikayetçi oldu bende valizime zarar verdi diye ondan oldum inadima"
Berke kafasını tabagindan "hı! Teyzem Arda amcamın saçını mı yolmuş?" Elif sinsice güldü "tabi koçum,ne sandın sen teyzeni Arda falan fıs benim yanımda."
Sonra hemen Berke'ye dönüp elini tehditkâr bir eekilde salladı Elif "sakin bunu Arda amcana yetiştireyim deme uğraşamam onun çenesi ile" demişti. Lakin burada olan herkes Berke'nin bunu yapacağını biliyorduk.
"Sen benim oğluşum ile uğraşmayı bırak da dökül bakalım marul kafa" İrem oğlunu savunmuştu.
Elif "Kim? Ben mi? Ben ne anlatacağım yahu?" İrem'in kendisine olan bakışından sonra yutkunarak "tamam ya az sakin ol beybisi,hayırdır ne bu agresiflik? İkinci falan geliyorsa söyle yani"
Tam olarak istediğini başarmış ve İrem'in dikkatini dağıtmıştı, "ayy, arkadaşlar bende sizle.o konuyu konuşmak istiyorum."
Gözlerim heyecan ile açıldı "ayy,çok heyecanlandım şimdi!"
"Berktuğ bu aralar sürekli istiyordu zaten malum Berke 7 yaşına girdi. Ve sürekli midem bulaniyor,ilaç da kullanmıyorum başım falan dönüyor, yarın test alacağım. Ama hissediyorum gibi" İrem'in bu haberini hep beraber kutlamıştık.
"Gözünden kaçmadı sanma hadi hadi, anlat artık" Elif bıkkınlık la omuzlarını düşürdü "sanırım artık kaçış yok,uzun zamandır ondan hoşlanıyorum zaten ama bir sekilde bu yanlış geliyordu. Çok tanık olmasam da Aras bir evlilik geçirdi ve bu o kadına yanlış gibi hissediyorum"
"Hayatım,tamam kabul bir evlilik geçirdi ve bu anormal gibi görünüyor ama aşk bu yani ve biliyorsun ki Aras ile severek evlenmediler ne kadar görücü usulü olsa da hayat devam ediyor." Elif, İrem'in söylediklerine karşı omuz silkti "yani evet ama işte bilmiyorum,en son bugün kayış koptu. Bundan sonra ne olacak çok merak ediyorum. Hele o yeni gelmişken bunu nasıl karşılarlar?"
Bu sefer ben konuştum "Allah aşkına hepimiz yetişkin insanlarız, birtanem. Size sonsuz saygı duyacağımızı biliyorsun." İrem de beni onayladı.
Elif omuz silkti "amaan, hayırlısı işte. Hayır yani bı de Buğra ve sana yakalanmak bana çok koydu. İnsan ağız tadıyla fingirdeşemiyor" bu İrem'in ona bir çimdik atmasına sebep olmuştu.
"Verdin mi kız doğruyu söyle?" Alaylı konuşmasına karşı Elif bilmiş bir eda ile saçlarını geriye attı "ben göster ama elletme taktiğini kullanıyorum hayatım."
Dedi.
"Tch tch tch,sen bunları ne zaman öğrendin acaba?"
"Ne yapayım ayol,senin gibi olsam şimdiye beşinci yoldaydı" evet bu dediği İrem'in onu dovmesine sebep olmuş ve bir kargaşa çıkmıştı hemen toparladık tabii Elif asla durmadan bu sefer lafı bana çarpmıştı "hem sıra bana gelmedi daha Aral abinin içinde yatan aslanı uyandıracak kadın karşımızda oturuyor"
Boğazıma takılan yemek ile öksürüp suyundan bir yudum aldım. İrem sırtıma vurmuştu bir iki kez. "O nasıl konuşma öyle?" Elif bana omuz silkti "o adamın içinde 32 yıldır bir aslan uyuduguna eminim bu varya iki aya kalmaz hamile kalır ben diyeyim" gözlerim kocaman olurken masanın altından ona tekme attım.
"Bı tık haklı olabilir, Efsûn büyük ihtimalle bilmiyor" İrem'e döndüm "neyi bilmiyormuşum ben?"
"Aral Efken'in hayatında hiç bir kadın olmadı şimdiye kadar. Hep işine ve Buğra'ya odaklı idi. Yani hayatında olan ilk kadın sensin canım,bakma sen onun öküzlüğüne alışır zamanla"
Bu duyduklarım beni oldukça şaşırtmıştı açıkçası. Adam 32 yaşındaydı,lisede bile mi hiç kimse olmamıştı? Bu nedensizce sevinmeme sebep olmuştu.
Ciddili adamın içindeki aslanı uyandırmayalım kız?
Sanırım,buna hayır demezdim.
Boğazımı temizleyerek sadece sağ sağlim gelmesini diledim. Sağ sağlim gelsindi de bakılırdı sonra ona. Kızlar ile derin sohbetimiz gece yarısı olmadan bitmişti ben Buğra'yı da alıp eve inmiştim. Buğra'yı kendi yatağına yatırıp üstünü iyice örttüğümde mutfağa uğrayarak bir bardak su doldurdum kendime.
Kalbimin ortasına çöken değişik duygular gün boyu beni bırakmamıştı. Koyu bir his değildi ama gereksiz bir şey vardı içimde.
Dış kapının sesi geldiğinde birden irkilip kaşlarımı çattım. Bu bir anahtar sesi idi. Aral Efken gelicek olsa o kadar insandan birisi haber verirdi diye düşündüğüm için elime masanin üzerinde olan bugün boşalttığım vazoyu aldım ve dış kapının yanına olan duvara yasladım. Kapı açılmış ve içeriye dışarıda olan soğuk hücum etmişti. Birisi içeriye girmiş ve gölgesinden gördüğüm kadarı ile egilmisti.
Hemen eğilen adamın önüne geçtiğinde havaya kaldırdığım vazo havada kalakaldı bu Aral Efken'di. Üzerinde asker kamuflajı yoktu ve saçları ıslaktı. "Efsûn?" Aylar sonra duyduğum o ses yüreğimde olan bütün yorgunluğu alıp kuş gibi yapmıştı.
Bir elime birde bana bakıp bakıp duruyordu. Doğrulduğu vakit elimde olan vazoyu vestiyere bırakıp özlemle dolan gözlerimi görmesin diye hiç düşünmeden kollarımı boynuna sardım.
Bana rahatlık sağlamak için eğilmiş ve ellerini belime sarmıştı. İşte şimdi tüm kokusu vücuma akın etmisti. Ne zaman kapandığını bilmediğim gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes aldım.
Cidden,nasıl bu kadar özlemiş olabilirdim?
"Efsûn" sanki kendi kendine konuşuyor gibiydi burnu hemen boynuma yerleşmiş tenime bastırmıştı kendini. Orada belki 5 dakika durmustuk. Bilmiyroum ama en sonundan ayrılıp yüzüne baktım. Gerçeklik algım yeni yeni kendine geliyordu ve bir hasarı varmı diye bedeninde bakışlarım dolandı.
"Hoş geldin,aç mısın? Bir yerinde yaran var mı? Saçların ıslak,duş almış gibi görünüyorsun?" Üst üste sıraladığım kelimeleri es geçip dudakları tebessüm ile kasıldı.
Bel oyuntumda olan elleri ince belimi kuş kadar hafif gibi kendisine yaslayıp burnunu bu sefer saçlarıma yasladı. "Hiç bu kadar hoş bulmamıştım." Dedi saçlarımın arasına bir buse yerlestirirken.
Daha sonra ikimiz de içeriye geçmiştik o kendi odasına giderken bende Buğra'ya bakmak amaçlı kendi odama ilerledim. Uyuyacagini veya başka bir şey dememişti ama ben onu beklemeyi düşündüm.
Yatağımın üzerine oturup saçlarımı ensemde dağınık bir topuz yaparak onu beklemeye devam ettim. Bir kaç dakikanın ardından açılan kapı ile üzerinde eşofman takımı olan bir Efken belirdi önümde. Beni görünce yüzünde bir gülümseme oluştu ve yatakta yanıma oturdu.
"Yorgun musun? Hemen uyuyacak misin?" Temas etmemek sanki onu rahatsiz etmiş gibi dizini dizime degdirecek kadar yaklaştırmış büyük elinin arasına ellerimi almıştı.
Dokunuşu karşısında titrerken öne belli etmemek için kırk takla atmıştım "birlikte uyuyalım" dedi sanki soru sorar gibi gözlerimin içine bakarken. Alt dudağımı ısırdığımda başımı belli bellisiz aşağı yukarı salladım.
O ve ben benim yatağıma geçtiğimizde benim arada bıraktığım mesafeyi deşip kolunu belime dolayıp bı göğsüne çekti. "Nasılsın?" Diye sordum sessizliğe karşı.
Konuşmak istiyordum uzun zaman sonra böyle sessizce beklemek istemiyordum "iyiyim,görev yorucu geçti ama şimdi şu yatağa girince hepsi uçup gitti sanki. İnan böyle olmasını istemezdim. Evlendikten saatler sonra-"
"Bunu konuşmuştuk Efken" dedim sözlerini kesip. Kokusu uykumu getiriyor gözlerimi açmama yardımcı olmuyordu asla "kokun bütün baş agrimi saniyesinde nasıl yok edebilir!" Dedi kendine isyan gibi. Burnu saçlarıma yaslanmış derin derin nefesler alıyordu.
§
Gözlerimi araladığımda gözlerimin önüne bir adet adem elması görünmüştü. Dudaklarımı ıslatıp içimin mutluluk duygusu ile dolmasına izin verdim.
Başımı soktuğum boyun girintisinden çıkarıp Aral Efken'in yüzüne baktım. Kusursuz bir biçimde çizilmiş gibiydi.
İşte analar neler doguruyordu....
Gözlerim onda yeterince oyalandiktan sonra suanki pozisyonumuza baktım. Bacaklarim Aral Efken'in iki büyük bacağı arasında sıkışmış ve ben onun üzerinde boylu boyunca uzaniyordum. Yatakla hiç bir alakam yoktu,Aral Efken'in üzeri kesinlikle benim için daha rahat gelmiş olmalıydi.
Bacağımın birini bacaklarının arasından kurtarmaya çalışsam da onu uyandırmamak için uğraşmıştım. Belimi sıkıca kavramış olan kolu ise bana hiç yardımcı olmuyordu.
"Biraz daha kıpırdanırsan hiç iyi şeyler olmayacak,kıvırcık" Aral Efken'in yeni uyanan boğuk sesi kulaklarıma dolduğunda kalakaldım. Alt dudağımı ısırdım ve sabahın ilk ışıklarında sesinin nasıl bu kadar etkileyici olabileceğini düşündüm.
"Günaydın" dedim gotumdem çıkan sesim ile. Oldukça utanmıştım çünkü söylediklerinin altında ne yatıyordu bilmiyordum. Gözlerini açıp beni yatakta yastıkmış gibi ters çevirip altına aldı ve boynumdan sertçe öpüp dogruldu. "Gün şimdi aydı" şaşkınca açılan gözlerim ona bakakalırken dudağının kenarı yukarıya kıvrılmıştı.
Bu adam bu aralar fazla mi gülümsüyor?
"Bizimkiler sabah kahvaltı için dışarıya çağırdı. Gider miyiz?"
Bu bı izin alış şekli miydi?
Başımı aşağı yukarıya sallayıp konuşmadan önce bigazimu temizledim "olur,gideriz. Hem onları da görmüş olurum" dedim. O ise anlamadığım bir biçimde buna homurdanip üzerimden kalkmıştı. Bi an boşluk hissi olsa da hemen toparlanıp bende kalktım.
O odasına gittiğinde bende hemen banyoya gidip işlerimi hallettim tekrar odaya dönüp altıma bol açık siyah renkte bir Jean ve üzerine belimin azıcık yerini açık bırakan croptop tarzında basic beyaz tisortumu giydim. Üzerime yeşilimsi renkte deri ceketimi de aldığımda tamamdım.
Saçlarımı açık bırakıp kabarması için elimden geleni yaptım.
Buğra uyandığında onu da hazırlamıştım. Zaten hatır olan bir yere gitmeden önce aldığım çantasını alıp odadan çıktım. Buğra'yı kucaklayarak onunla hasret gideren Aral Efken henüz beni fark etmemişti. Onu diya doya öptükten sonra ayakkabısını giyinip dogrulan bana baktı.
Dudakları iki yana kıvrılmak üzereyken Durup bana yorum yaptı "çok güzel olmuşsun,kahvaltı için fazla mı şıksın sanki?" Dedi.
Çok güzel olmussun dedi...
Yanaklarıma pembelik basarken omuz silktim "kot tişört giydim sadece" dedim. Aral Efken ağzından bir şeyler homurdanip Buğra'nın ayakkabılarını giydirdi. "Üşümez misin böyle ?" Dedi bana. Başımı iki yana sallayıp omuz silktim.
Hava cidden soğuktu ama arabadan inip restorana görecektik bu yüzden sıkıntı yoktu. Umarım hastalanma diye geçirdim içimden.


