İçeriğe geç

Gecemde Güneşlenir misin?

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Gecemde Güneşlenir misin?

Bölüm 2

Nilüferin çamuruna talip

Teyzesinin pencerede onu beklemesini ne kadar görmezden gelebilirdi ki. Çok isterdi ama bu mümkün değildi. Masadan kalkıp yanına gitti. Ne istediği yüzünden okunuyordu. Arada gelir ona bahçede hem yardım hem de arkadaşlık etmesi için rica ederdi. Ne bahçeyle ne de teyzesinin özenle ektiği büyüttüğü çiçeklerle ilgileniyordu ama bu teyzesini geri çevirmek için bir sebep değildi. Birlikte yaşamanın en azından bu kadar küçük fedakarlıkları beraberinde getirmesi gerektiğine inanıyordu. Bu gelişin amacını sormadan dışarı çıkıp teyseninin yanına vardı.

"Yeryüzünün sevdiğim nadir çiçeklerinden, nasılsın? Niçin geldiğini ikimizde biliyoruz değil mi? Hadi cennetine gidelim."

Teyzesine bunları söylerken onu arkasında bırakmıştı bile. Hızlı hızlı yürüyordu. Sözleri hoşuna gitmiş olacak ki gülümseyerek yetişti yeğenine teyzesi. Bir şey söylemek istedi ama hem hızlı hızlı yürüyüp hem de konuşacağına inancı olmadığından sustu. Birlikte yan yana yürüdüler bir süre.

Bahçeye vardıklarında çiçeklerle ilginmeye başladılar. Teyze özenle çiçeklerin etrafındaki otları toplarken o Teyzesinin kopardığı otları izliyordu.

"Otların bu bahçede yeri yok mu?" Dedi.

"Sence var mı?"

"Çiçek kadar otun da yaşamaya hakkı yok mu?'

"Elbette var ama benim bahçemde yok. Ötedeki otları yolduğumu hiç gördün mü?"

"Yaşamdan koparılmasının tek sebebi yeşerdiği toprakta ondan daha özel bitkilerin isteyerek ekilmiş olması. Daha renkli ve daha güzel kokan otun verdiği estetiği bozuyor. Ait olmayana biçilen son bu mu?"

"Kıymet verdiklerine zarar veren başıboşları ortadan kaldırmak dışında başka çarem yok. Ben ikisinin de yaratıcısı değilim. Ama birinin yaratılmasına sebep oldum tıpkı bir anne gibi. Annende aynı şeyi yapardı."

" Ama annem yok. Bunu bilemiyecez."

" Neyse bunun hakkında konuşmayalım."

Bir süre daha sessizlik devam etti. İkiside durgundu. İkisinden biri bu ortamı değiştirmeliydi.

Teyzesi yeğenine dönüp:

"Sevdiğin nadir çiçeklerden olduğumu söyledin. Yoksa başka çiçeklerde mi var? Bahçemde bulunuyor mu bu özel çiçekler? Bulunmuyorsa ekmek isterim çünkü nadir bir sevgi nadir bir çiçek demektir. Nadir çiçek bahçeme yakışır" Dedi.

"Hayır, bahçende bulunmuyor ve bulunmayacaktır da. Çünkü kirli ve çamurlu sularda yetişen bir çiçeğin bahçende yeri yok. Sen bahçende kire çamura ait bir ota yer vermezsin."

"Nilüferlerden bahsediyorsun. Haklısın yer vermem. Her varlığın ait olduğu bir yer vardır. Bunun için beni suçlayamazsın."

"Nilüferi suçlayabilir miyim peki?"

"Bir nilüfer neden benim bahçem de bulunmak istesin ki? İhtiyaçları orada karşılanıyor."

" Peki ya çiçeklerinden biri çamuru isteseydi? Ya nilüfer çamurdan çıkmak isteseydi? Kim suçlanabilinirdi?"

"Doğanın kanunu bozulmaya müsait değildir. Ütopik düşünceler bugün yeterli kalk da gidelim."

Odasına vardığında kapısının açık olduğunu gördü. İçeride kuzenini masasında yazılarını okurken bulacağını beklemiyordu. Bir çırpıda elinden aldı. Kuzeni mahcup görünüyordu. Babasının bunu istediğini biliyordu ama kuzenin de iradesi vardı. Bunu yapmamayı seçebilirdi.

"Üzgünüm. Bu eyleminden ötürü pişmanlık duymuyorum ama doğru olduğunu da düşünmüyorum. Senin için endişelendik bu yü.. "

"Yeter!" Diyerek sözünü kesti.

"Kim için yaptığın ve ne için yaptığını biliyorum. Seninle bu diyalogları uzatmam bana hiçbir fayda vermeyeceğini de biliyorum. Lütfen kuzenim, sana kızmıyorum ama bir daha odama girmeyeceksin. Şimdi çıkmanı rica ediyorum. Babamla konuşmaya gideceğim."

Kuzeni odasından çıktığında bayılmak istedi. İnsan iradesiyle bayılamazdı ki. Uyuyabilirdi. Bu iradesiyle miydi? Hayır, öyle olsaydı çanlar çaldığında iredesi nereye gidiyordu. Şuan bu üzerine düşünülecek şey miydi? Az önce kuzenini odadan kovduğunu ve babasına gitmesi gerektiğini hatırladı.

Babasına haber gitmiş olmalı ki kendisi kapıda belirdi bile. İkiside şuan bu odada bağırıp çağırılmayacağını biliyordu. Çünkü bu hiç olmamıştı. Oturdu. Babasınınn söze girmesini bekledi. Bütün gün diyaloglarda boğulmamışçasına yeni bir diyalogu bekledi.

"Okumamam için çırpındığın bu yazıların içinde ne saklıyorsun. Kaç defa denedim okumayı da her defasında benden önce sakladın. Okumayınca okutmaya çalıştım. Kimseyle paylaşmadın. Odanı boşalttırıp kuzenini gönderdim yine sonuç çıkmadı."

"Boşalttırdım da ne demek? Teyzem bunun için mi beni bahçeye götürdü? Daha önemlisi neden bu kadar ilgileniyorsun bununla? Bu sadece merakına yenilemenin sonucu mu? Benden memnun değil misin?"

"Hayır, bir bilgisi yoktu. Sadece seni dışarı çıkarmasını istedim. Senden memnunum. Sahip olunabilecek ideal evlatsın. Bazen sende durgunluk hissediyorum. Bu durgun zamanlarda bir şeyler karaladığını görüyorum. Bilmediğim bir tarafının olmasından endişeleniyorum."

" Yazıyorum çünkü sana ideal bir evlat, insanların için ideal bir Biray olmamı sağlıyor. Teyzemin çiçek bakmasının, senin yüzmeye gitmenin altında yatan aynı sebeplerden olmasa dahi benim kalemim bunlarla eş değer. Tanımadığın bir tarafım varsa dahi bunu bilme baba. Yoksa daha fazla çiçek bahçesine döner denizde yüzmekten boğulurum."

"Peki, öyle olsun. Biraz düşünmem gerek."

Babası çıkıp gittiğinde o da arkasından çıktı ve ormana daldı. Duygularını boşaltmaya ihtiyacının olduğunu hissediyordu. Bir ağacın dibinde durdu ve kavuğunu kazımaya başladı. Bunu yapmanın ağaca verdiği zararın düşüncesinin verdiği vicdan azabı, durmasına yetecek kadar sesini duyuramadı. Ağlayarak kazıdığı ağaçtan özür diledi ve sarıldı. Ağaç onu affetti mi bilemeyecekti. Kazıdığı görüntüye uzun uzun baktı. Eline kağıdını ve kalemini aldı.

"Bir mektup, bir mektup ve bir mektup daha... Kime yazıyorum? Niçin yazıyorum? Bu sorulara verecek cevabım yok. Babamın gizlice okutturma çabalarına engel olacak gücüm de tükenmek üzere. Savaşmak. Neye karşı? Bende çırpınma hissi uyandıran sadece yazılarımın başkasının okumasını istememem mi? Uğruna çaba gösterecek amacım küçücük hatta kime göre yok sayılabilecek bir şey iken benim yüreğim neden bu kadar kor? İçim kor ama yazılarım ve ruhum gibi buz kesiyor. Şu her gün doğan gün beni ısıtmadan, umutlarımla birlikte batar. Ertesi gün yine doğar, doğar da bana yeni umutlar yeşertmez. Eski umudumu ısıtır atar önüme. O umudun dün bana nasıl hayırı yoksa bugün de yoktur. Yeryüzündeki diğer insanlara yağmurdan sevinç yağdığının farkındayım. Gülümsemek çoğu için nefes almak gibi. Ben o yağmurun altında hiç ıslanmak istemedim, isteyemedim. Düşen her damla, ruhuma değdiği anda kristalleşir de daha da üşütür beni. Kabuğuma çekilir, şemsiye açarım her yağmurda. Böyle bir döngüde güneş bir tek benim için doğmaz."

Bunlar yazdığı son mektupta içini dökmek için kaleminden döktükleriydi. Bir ağacın dibinde oturup yazılabilecek en umutsuz hisleri yazmıştı. Kalıp son kez ağaca sıkı sıkı sarıldı. Çok sıkı sarılmış olacakki kafası içeri doğru ilerledi. Korkup kafasını geri çektiğinde ağacın kovuğunda bir bölme açıldığını gördü. O esnada sesler duydu bu sesler çamların habercisiydi. Geri çekildi gidecekken elindeki kağıdı düşürdü. Kağıdı babası yine okumak isteyebilirdi. Ağacın kovuğuna atıp ormandan çıktı. Olanlar normal değildi ama o da normal bir gün geçirmiyordu.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Muhteşem bir bölümdü😭. Önceki bölümde olan bi gizem cozuldu. Diger bolumu sabirsizlikla bekliyorumm!!💌