“Lütfen güneşimi bana geri ver. Üşüdüğümü bilmiyor musun? Yalnızlığımı, kimsesizliğimi bilmiyor musun? Sen de ordaydın, ben düşerken sende ordaydın. Karanlıkta elim tutulmazken ordaydın. Ben karanlıktan korkarım bilmiyor musun? Işığım yokken önümü göremem. Dikenli yollardan geçerim, inan hiç canım acımaz ama nereye gittiğimi bilmem gerek. Lütfen beni bana geri ver.”
“Güneşini, ışığını senden almadım. Seni buz dağına ben sürüklemedim. Orayı sen yarattın. Bak etrafına senden parçalar var etrafında. Üşüyorsun çünkü ateş yakmadın. Yalnız değilsin, sen terk ettin. Karanlığına kimse mum yakmadı. Korktuğunu unutturdu sana. Dikenleri görüyorsan henüz küllerine sahipsin. Yanmalısın. Yan ve güneşine yürü. Onu bul.”
“Uyanın.”
“ Ne demek istiyorsun? O nerede”?
“Uyanın efendim.”
“Nasıl bulacağım?”
“Efendim… Ağlıyorsunuz. ”
Yardımcısı onu dürtünce birden uyandı uykusundan. Ellerini gözlerine götürdüğünde göz yaşlarını hissetti. “bu da ne” diye sordu yanındakine. Yanındaki sorgulu bakışlara karşılık verdi.
“rüya görüyordunuz ve o nerde diye bağırdınız” Dedi.
Sessizleştiler bir süre. Kim nerde diye sormak istiyordu ama kafası çok karışıktı. Gördükleri çok karışıktı çünkü. Yatağından kalkıp pencereye yürüdü. Geri dönüp gördüklerini unutmamak için yazmaya karar verdi. yardımcısını gönderip, yastığın altındaki defterini yastığın üstüne koydu. Analiz edebilmek için önce yazdı sonra yazdıklarını yüksek sesle tekrar etmeye başladı.
“Büyük bir nilüfer tarlasında koşuşturuyordum. Elimde bir güneş vardı ve içimi ısıtıyordu. Güneşim elimden kaydı ve göğe yükseldi. Daha sonra da kayboldu. Her yeri buz kesti. Karanlıkta kaldığım için etrafı göremiyor, çiçekleri eziyordum. Daha sonra da uyandım. devamında ne oldu hatırlamıyorum. Neden o nerde diye bağırdım? O kim? Nasıl bir rüya bu böyle?”
Bir süre daha böyle kalmak istiyordu ama birazdan yemek için çağrılacağını bildiği için kulakları kapıtaydı. Yanılmadı. Yardımcı kapıyı çalıp içeri girdi. yardımcının yüzünde endişeli ve olanları annene anlattım bakışı vardı. Annesine verecek bir hesabı vardı artık. Kıyafetlerini değiştirip bahçeye çıktı. Başını kaldırıp aya baktığında içini bir ürperti kapladı işte bir gün daha diye düşündü. Karanlık takvime yeni bir yaprak.
“Gel kızım biraz konuşmak istiyorum seninle.”
“Konuşmamız gereken bir şey yok. Basit bir rüya gördüm ve tahmin edersin ki ne gördüğümü bile hatırlamıyorum.”
“Halkımız için rüyaların önemli olduğunu biliyorsun. bana anlatmak istemiyorsun anlıyorum ama bir tabirciye anlatmalısın. lütfen.”
“Peki, ama ormandaki yaşlı adama gitmek istiyorum.”
Yanındaki yardımcının gözlerine bakıp geri döndü kızına annesi
“Elbette o da seninle gelirse neden olmasın.”
Yanlız gitmek istiyordu ama hiç gitmemektense bunun daha mantıklı olduğuna karar verdi.
Orman sakin ve huzurluydu. Bunu da karanlık olmasına borçluydu belkide. Burada insanlar tıpkı bu orman gibiydi. Tek farkları huzurlu değillerdi. Buz gibiydi suretleri. Çok az güler, çok az konuşur, çok az hissederlerdi. Duygular eşit bir şekilde dağıtılmış yeryüzüne sanki. Terazinin iki kefesi de bundan memnundu. Peki ya terazide olmayanlar?

Ormana varmıştı artık yaşlı adamın kulübesi de hiç gizli değildi. Biraz gizemli olsaydı nasıl olurdu acaba derken adam kapıda belirdi. İşte bu biraz gizemliydi. Belki de hissetmişti. Yada sadece tesadüf. Adam onları içeri aldı ama yardımcısı dışarda kalmak stediğini söyledi. Bu iyi bir şeydi yanlız konuşmak en iyisi. Sedire oturunca hemen anlatmaya başlamk istedi ama hiçbir şey hatırlamıyordu. Elini çantasına attı defter yoktu. Defterini unuttuğuna inanamadı. Yaşlı adamdan izin alıp geri gitmek istedi ama yardımcısı kendi gidip alacağını söyledi. Yardımcı gittiğinde sessizlik ikisini ele geçirdi. Bir şey söyleme ihtiyacı duydu.
"Burada sıkılmıyor musun?"
Diye fısıldadı. Hem fısıldamış hem öne eğilmişti. Adama yaşlı olduğunu yüzüne vurmuş gibi hissedince geri çekildi. Yaşlı adam cevap vermedi bi süre sonra konuşmaya hazırlanır gibi boğazını temizledi.
"hayır"
Bütün söyledikleri bu kadardı. Bu kadar mı? diye sormak istediğinde yardımcı içeri girdi. Elinde defteri yoktu. Bulamamıştı. Bu çok tuhaftı odasında olduğuna emindi. Burda daha fazla kalması gerekiyor gibi hissediyordu ama defter yoktu ve yaşlı adam kalması için bir sebep sunacak gibi durmuyordu.
"Sanırım başka bir yere koydum bulunca tekrar geleceğim. Bu günlük hoşçakalın. Yarın ay yükseldiğinde burada olacağım."
Sözünü bitirip ayağa kalktığında yaşlı adam da ayağa kalktı. Şaşırdı ama belli etmedi. Çünkü geldiğinden beri tepkisizdi. Onları dışarı uğurladı ve kapısını kapatmadan önce gözlerinin içine baktı
"Yarın gelmeyeceksin çünkü defterini bulamayacaksın."
Sözlerini bitirip kapıyı suratlarına kapattı. Yardımcıya baktı yardımcı olağandışı hiçbir şey yokmuş gibi arkasına dönüp yürümeye başladı. Şaşkın bir şekilde onu izledi. Arkasını döndüğünde yaşlı adamı görecekmiş gibi hissetti. Bu his onu ele geçirdi ve arkasını döndü. Bir ağaç kavuğu ilişti gözüne geldiğinde orda olduğunu görmemişti. Geri geri yürüdü ve ağacın karşısında durdu. Ağaca bir çiçek resmi kazılmıştı. Bu nilüfer çiçeğiydi. Elini çiçekte gezdirdi. Çiçek içeri doğru girdi ve küçük bir bölme oluştu. Elini kavuktan içeri somak istediğinde yardımcının sesini duydu. Hemen elini çekti ve ordan uzaklaştı. İçgüdüsel davranmıştı kimsenin bunu görmemesi gerekiyordu. Yardımcısına yetişmek için hızlı hızlı yürüdü. Titriyor ve ağacın yerini unutmamaya çalışıyordu. Ormandan çıktılar. Odasına gidip defterini aradı gerçekten yoktu. Oturup bugun olanları düşündü. O ağaçta ne vardı. Düşünürken vakit geçiyordu. Penceren baktığında uyku vaktine az kalmıştı. Ay batmaya yakındı. İçindeki merak duygusunu bastırması mümkün değildi. Gizlice odasından çıkıp ormana daldı. Ağacı bulamayacağından endişe edecekti ki ilerde bir ağacın parladığını gördü. Eve bu o ağaçtı. koşarak ağacın dibine ulaştı. Elini hızlıca bölmeye soktu. Orda bir kağıt vardı kağıdı açtı. Bu bir mektuptu. Okumak istediği anda çanlar çaldı ve her yer beyaza büründü.

