(Sıfır'ın bakış açısından)
Size söylenen şeylerin imkansızlığında boğulurken, hayat hep acımasız davranırdı. Siz bir şeylere inanmak istemedikçe yaşamda zıttını karşınıza çıkarırdı. Tam tersi; neyi ne kadar isterseniz o şey o kadar olmazdı. Bir şeyler hep kursağınızda kalır ve orada bir yumru oluştururdu yaşanamayanlar ya da yaşanması ihtimalken olmayanlar, o yumrunun yaygın adıydı. asıl sebebiydi. Bense boğazıma kadar imkansızlıklarla doluydum. Bu maskenin ardında, onlarca sırla birlikte yok olmayı bekliyordum sadece ve tabi kendimle birlikte yok etmeyi de. Bugün değerliydi benim için, bizim için... ortak bir amaca ayaklık etmek herkese kazandıracaktı bugün.
Bu gece ilk elemenin olacağı güne bağlanan geceydi. bütün mıntıka yöneticileri, uzun yemek masasının etrafında yerlerinde oturuyorlardı. Her şeyin bir düzeni vardı burada, benim oluşturduğum, Nizami bir düzen. Herkesin buna uyması gereken, örgütün kurulduğundan beri asla değişmeyen kuralları... aslında hiçbir şey sanıldığı gibi değildi. Sıradan bir suç çetesi, kendine sokaktan eleme yaparak aldığı kişilerle lider seçmiyordu.. Aileler. Soyadlar. Öncekiler ve şimdikiler... Yaşananlar, yaşanmışlıklar, Asıl oyun, soyadların çevresindeydi.
Boğazımı temizleyerek başladım önce ardından, bütün yöneticilerde dolaştı gözlerim. Hepsinin aklından geçen düşünceyi biliyordum, hep bilmiştim. Tek bir kişi dışında; sekiz... o garip biriydi. Belki de garip kelimesi hafif bile kalırdı. Hem merhametli, hemde acımasızdı. Bütün zıtlıkların efendisiydi o... Biliyordum, diğerlerinin arasında ki en kurnaz kişi de kendisiydi. Burada ki amacıda bir muammaydı. Birinci yönetici mesela, annesi için buradaydı. İkinci yönetici, kardeşi için... hepsinin, hepsinin böyle sebepleri vardı çünkü o sebepleri ben yaratmıştım ama sekizin burada olmak için yeterli sebebi yoktu ya da eski liderle kül olup gitmişti bu sırrı...
"Beklenen gün geldi." Diye lafa girdim. Beklenen gün. Devranın döndüğü gün... alınanlar, hesaba çekilenler, adalet adı altında alınan yegane canlar... ah! Bütün bu oyunlar... hepsinin canı cehenneme. İstediğim tek şey ölmeleriydi. Artık bir lidere gerek yoktu. Hepsinin vakti ölümdü. Yıllardır süre gelen bu çetenin artık benim lehime hareket etmesi gerekiyordu.Hepsinin sırası da gelecekti.
"Muhafız!" Diye seslendim, koltuğumdan üç metre ileri de duran kişiye... yanı başıma geldiğinde "yöneticilere, kağıtları uzat lütfen!" Dediğimi yaptı. Sekiz kağıt, sekiz kalem, karga işlemeli... "devam etmek istediğiniz numarayı yazın!" Herkes dediğimi yaparken boynumu sağ ve sola hareket ettirerek kıtlattım. Rahatlatıcı bir tarafı olduğu gerçekti.
"Çok zor seçim yapmak." Diye mırıldandı bir. Masadan boğuk bir kıkırdama yükseldiğinde, aptallıklarına bende gülümsedim. Herkes bunun alaylı olduğunu düşünsede, öyle olmadığını bilen iki kişiden biri de sekizdi. Aslında bütün yöneticilerin belliydi aklında ki kişi. Herkes karar vermişti bu yolda kiminle devam edeceğine, en başında... kimsenin bir korkusu yoktu burada, tutsaklar dışında. Ama korkmalıydılar. Ben dışında kimse bir gerçeğe tutunmuyordu. Onlar soylarının intikamı için burada olduklarını düşünürlerken, tek sorumlu bendim. Ah zavallıcıklar! Nasılda herkes, lider yetiştirmek için çabalıyordu değil mi? Sonra da çeteyi yöneteceklerini düşünüyorlardı. Ne yazık ki kimse lider olamayacaktı. Kendi tırnaklarımla geldiğim bu yerde liderliğimi gölgeleyecek birini barındırmayacaktım.
Baş ucumda duran muhafıza elimle bir işaret verdim. Kendisi baş muhafızımdı ve elbette ki tek hareketimle ne istediğimi algılayabiliyordu. Elinde getirdiği, içinde kağıt parçaları -kağıtlarda yazan tutsakların isimleri- olan fanusu önüme bıraktı.
"Yöneticilerin kağıtlarını topla lütfen!" Dediğim yapıldı ve kağıtların hepsi önüme bırakıldı.
"Fanustan seçeceğim ilk kişi..." koltuğumdan kalktım ve maskemi çıkardım. Şimdi diğerleriyle aynı görünüyordum. Onlar gibi maskesiz. Diğerlerinin aksine siyah değil altından olan maskemi koltuğumun üzerine bıraktım. Bu da benim, iplerin kimin elinde olduğunu gösterdiğim bir simgeydi. "Bu gece, aramıza veda edecek." Mesele buydu. Son sekiz kişi kalana dek, ölen kişilere fanus karar verecekti. Şanslı olan yaşardı. Tabi benim her daim farklı, planlarım vardı. Yıllardır süre gelen bu düzende, kendi payım oldukça büyüktü. Eski lidere karşı kurduğum suikastte bunların cabasıydı tabi. Sevgili abim, ne çok uğraşmıştı oysa babamız ve intikamı için...
. "Her elemede, her görevde birini feda edeceksiniz," Diye de devam ettirdim elimi fanusun içine daldırarak. bir kağıdı çıkarıp avucumun içine sakladım. "geriye kalan sekiz kişide de adil bir yarış olacak." Adil yarış. Elbette adil olmayacaktı. Ama bunu onların bilmesine de lüzum yoktu.
az önce fanustan seçtiğim kağıdı aldım ve açtım. Bir saniye göz gezdirmemin ardından dudağımın sol tarafının kıvrılmasına engel olamadım. "Mıntıka yediden, Alperen Mutlu..." Mıntıka yedi tepkisiz bana bakarken, devam etmek istediği kişinin Alperen olduğunu biliyordum. O kağıtta yazan numaranın 14 olduğunu biliyordum.
"Yedi, üstüne düşeni biliyorsun. Sana güvenim sonsuz..." bu bir uyarıydı aslında, bir hainlik yapmaması için... sana güvenim sonsuz. Bu cümlenin getirdiklerine hepsi şahitti. Yedi usulca kafasını salladı. "Yöneticiler, çıkabilirsiniz..." herkes teker teker odayı terk ederken bende boş salonun ardından kendi daireme çıktım. Baş parmağımı okutarak açtığım kapı ardımdan kapandı ve bende o duvarda ki bana daima neden bunu yaptığımı hatırlatan görüntüyle karşılaştım. Bu bir bilgi haritasıydı. Kimin kiminle ne bağlantısı olduğunu gösteren harita... haritanın en ortasında Timur vardı. Her şeyin başlangıcı olan adam... bana çok şey kaybettirmişti. Mesela, eski ekibim... yok etmişti herkesi ama asla beni durduramamıştı. Kabul etmek gerekirse eski grubum daha zeki ve kurnazdı. Şimdikiler onların yanından bile geçemezdi lakin ne yaparsınız elde bu vardı. Elimdekilerde işimi görüyordu...
Eski çetenin amacını şimdikilere aşılamıştım.
Elim istemsiz boynumun yarısını yüzümün bir kısmını kaplayan o yanık izine gitti. Timur'dan hatıra kalan o iz... neyse ki evladı da bizimleydi. Bu yaradan ona da açacağımdan şüphesi olmasındı.
Bir alev almıştı benim canımı, bende bir alevle son verecektim onun hayatına, diğerlerini acımasızca yakmıştı. Benim ailem dediğim kişileri acımasızca öldürmüşlerdi. Bende aynısını onun canına yapacaktım. Benden alınan şeyi bende onun evladına yapacaktım. Bu sefer, bu grubu da yakmasına izin vermeyecektim. Tarih tekerrür etmeyecekti. Tarihi ben yazacaktım.
Çalınan kapıyla düşüncelerden sıyrılırken buldum kendimi, kapının sol tarafında ki düğmeye bastım ve kapı açıldı. Baş muhafızım, Dani içeriye girdiğinde bir baş selamı verip "14 numara bodrum kata indirildi. İnfaza son on dakika..." dedi
"Gidelim." Dedim hiç beklemeden. Onun ölümünü ben izleyecektim...
Sadece benim dairemin olduğu koridorun sonunda ki asansöre bindik Dani'yle ve bodrum katını bizzat gören o gizli odadaki kata indim. İndim diyordum çünkü bu odaya ben dışında kimsenin girişi yoktu. Bodrumu net gören ama bodrumda ki kişinin sadece dört duvar gördüğü bir odaydı. Buranında çok bir numarası yoktu. Bodruma bağlı olan ölüm saçan düğmeler ve neredeyse bir duvarın ekranlarla dolu olması, dışında. Her mıntıkayı temsil eden tuşlar vardı. Onlar kendileri için hazırlanmış birer ölüm tuşlarıydı. Alperen'i bugün infaz edecek olan tuş 7 numaralı olandı.
"Ne oluyor lan!" Diye bir bağırış yükseldi Alperen'den ne kadar zavallı gözüküyordu. "Şerefini siktiğimin herifleri, ne lan bu?" Gülmeden edemedim. Etrafta dolaşıp duran bakışları, korkuyla inip kalkan göğsü ve kuyruğunu yakalamaya çalışan bir köpek gibi dönüp durması... O gün, her şeyin başladığı gün ne kadar da mutluydu oysa, ne kadar sakin bahsediyordu bir adamın canice yanarak can vermesinden...
Bodrumu izlediğim, o ekranların sol tarafında olan beyaz tuşa bastım kelimelerim kendisine iletilmesi için. "Bay Mutlu!"
"Amına koyduğumun piskopatı. Derdiniz ne lan sizin." Bu fevri hareketlerine kahkaha atmadan duramadım.
"Korkuyla atılan, yanlış adımlar. İnfazına son 30 saniye..."
"Ne infazı lan! Ne diyorsunuz siz?"
"Eşine iletmemizi istediğin bir mesaj var mı? İnfaza son yirmi saniye..."
"Niye yapıyorsunuz lan bunu? Amacınız ne? Niye lan niye?" O kadar keyifliydi ki bu görüntü, o korkmuş haline gülümsemeden edemiyordum.
"Hakan Karaman." Diye mırıldandım. Gülümsemem aniden kesilirken. "Bu ismi ve bu isme yaptıklarını düşün ya da babanın dosyalarında defalarca gördüğün bu ismin sana ne çağırıştırdığını bay Mutlu. O zaman bu ölümün sana ne kadar hafif kaldığını anlayacaksın!"
"Ne?" Dedi sadece Alperen. Sonra dönüp durmayı bıraktı. "Sahra'nın bununla bir ilgisi yok. Ona, ona zarar vermeyin."
"Senin eşin olması, büyük bir ilgi.." dedim ve üzerinde karga simgesi olan yedi tuşuna bastım. Attığı ilk adımda, duvarlardan fırlatılacak olan toplam sekiz yüz bıçakla paramparça olacaktı.
Bodrum, özel ve sistematik olgularla oluşturulmuş, eşi benzeri olmayan bir odaydı. Dünyanın dört bir yanında getirilmiş materyallerle en iyi biçimde tasarlanmıştı.
Bu sadece bir başlangıçtı. Bu ölüm Alperen'e özeldi. Herkes kendi ölümünü çok önceden hazırlamıştı. Bir gün hiçkimse kalmayana dek herkesin sırası gelecek ve bu geceden çok daha farklı elemelerle tanışacaktı.
Ardımdan duyduğum büyük görültü ve sarsıntıyla odadan ayrıldım. Dani elinde maskemle bana yaklaşırken elinden maskemi aldım ve yüzüme geçirdim.
Bu gece, herkes biliyordu, devranın bana döndüğünü, diğerleri kendilerini bu işin içinde bulurken, ben sessiz sedasız ördüm ağları. Bildiler, bilmediler ama bunun benim devranım olduğunu farkettiler. Ölenler, öldürülenler. Bu intikam. Bu savaş. Bu benim ailem bildiğim kişileri, yok edenleri mahvedecek infazlar. Bir gece ansızın demiştim. Demiştim ve sözümü de tutacaktım. Herkes bir çıkış yolu, umut ararken ben hepsini gafil avlayacağım. Sekiz kişi kalana dek ben, hakedenleri hakettiği biçimde harcayacağım.
Bütün yöneticiler kendi haklarını koruyacaktı. Bense ondan önce ki ailem bildiğim grubumu...
bugün veda mı etti Alperen? Bir fanus mu karar verdi ölen kişiye? Kaderleri bir şansa mı kaldı? Ömürleri bir intikam için mi harcandı. Bileceklerdi.
Herkes, her şeyi bildiğini düşünüyordu, aslında kendi üzerine düşenleri biliyorlardı da; fanusun içinde ki bütün kağıtlarda tek bir kişinin isminin yazdığı dışında...
(Hikayede ki kişi, kurum ve kuruluşların tümü hayal ürünüdür.)