14. BÖLÜM: Sarnıcın Fısıltısı
Dar tünelde ilerledikçe havadaki nem oranı artıyor, taşların arasından sızan su damlalarının sesi çoğalıyordu. Birkaç dakika sonra tünel genişledi ve devasa bir yer altı sarnıcının kıyısına çıktık.
Suya yansıyan cılız ışıklar, suyun içinden yükselen yüzlerce tarihi sütunu aydınlatıyordu. Burası sanki zamanın durduğu, sessiz ve büyülü bir su sarayıydı.
"Burası Yerebatan Sarnıcı’nın unutulmuş, haritaya işlenmemiş bir kolu," dedi Aras, suyun kenarına çöküp yüzünü buz gibi suyla yıkarken.
Sırtımı soğuk bir sütuna yasladım. Yorgunluktan ve korkudan dizlerim titriyordu. Aras yanıma geldi, cebinden çıkardığı kuru bir bezi bana uzattı.
"Çok iyi dayanıyorsun Melek," dedi yumuşak bir sesle. Gözlerindeki o sert, korumacı ifade yerini derin bir saygıya bırakmıştı. "Seni bu tehlikenin içine sürüklediğim için üzgünüm."
"Senin suçun değil," dedim gözlerinin içine bakarak. "Artık bu işin sonuna kadar birlikte gideceğiz."
