10. BÖLÜM: Unutulmuş Mabede Giriş
Ağır demir kapı arkamızdan büyük bir gürültüyle kapandığında, dışarıdaki silah sesleri ve bağrışmalar bir anda kesildi. Kapının diğer tarafında kalan çarkların kilitlenme sesi, artık güvende olduğumuzun ilk işaretiydi.
Derin bir nefes alıp arkama döndüm. Fenerin cılız ışığı devasa bir salonu aydınlatıyordu. Yüksek tavanlı, etrafı antik heykeller ve taş sütunlarla çevrili devasa bir yeraltı mabedindeydik. Hava burada dışarıya göre daha kuru ama bir o kadar da tozlu ve eskidi.
"Burası neresi?" diye fısıldadım, sesimin salonda yankılanmasını engelleyemeyerek.
"Muhafızların ilk sığınağı," dedi Aras, pusulayı kapının oyuğundan geri alıp cebine koyarken. "İstanbul'un altına yüzyıllar önce inşa edilmiş bir sığınak. Teşkilat buranın varlığını biliyor ama kapının şifresini asla çözememişlerdi."
Salondaki devasa taş masanın üzerine doğru yürüdü. Masanın üzerinde eski haritalar, tozlanmış parşömenler ve kurumuş mürekkep hokkaları duruyordu.
