O gece Ruby Carter için diğer gecelerden farksız görünüyordu.
Kahverengi saçları dağınık bir şekilde bağlanmış, başına geçirdiği hırkanın kapüşonu yüzünün yarısını gizlemişti. Üzerinde her zamanki gibi rahat uyku kıyafetleri vardı. Kulaklıklarından çalan müzik, gecenin sessizliğini kendi küçük dünyasında bastırıyordu.
Ruby geceleri yürümeyi severdi. Endişelerini ve yorucu hayatını unuttururdu ona.
Şehrin gündüz kalabalığından arınmış sokakları, sanki ona aitmiş gibi hissettirirdi. Geceleri herşey daha huzurluydu. Lambaların sarı ışıkları asfaltın üzerine dökülür, rüzgâr boş sokaklarda serbestçe dolaşırdı.
O gece de farklı değildi.
Hafif bir rüzgâr esiyor, kapüşonun altından birkaç tutam saçını yüzüne savuruyordu. Ruby bunu umursamadan yürümeye devam etti.
Ancak içinde garip bir his vardı.
Tarif edemediği, sebebini bulamadığı bir huzursuzluk…
Kalbinin derinlerinde ince bir sızı gibi kıpırdanıyordu.
Sebebine kafa yormadı.
Bazı hisleri açıklamaya kelimeler yetmezdi.
Sokağın karşısında küçük bir kafe gördüğünde adımlarını o yöne çevirdi. Pencerelerden yayılan sıcak ışık, soğuk gecede davetkâr görünüyordu. Ruby gece geç saatlere kadar açık olan bu kafeye gelmeyi seviyordu.
Ruby kulaklığını hafifçe çekerek etrafı kontrol etti. Yol boştu.
Arabaların geçmediğinden emin olduktan sonra karşıya geçti.
Kafeye yaklaştığında yan taraftaki dar sokaktan gelen bir hışırtı duydu. Normalde önemsemeyip yoluna devam edeceği bu ufak sesi duymak vücudunda bir karıncalanma hissi uyandırdı.
Durdu ve sesin kaynağını görmek istedi.
Kulaklığını tamamen çıkardı.
Sessizlik…
Sonra tekrar.
Hafif bir sürtünme sesi.
Ruby kaşlarını çattı. Keskin bir acı başına saplanmıştı. Tam o sırada gözlerinin önünden tuhaf görüntüler geçti. Sanki biri zihnine bir anlık görüntüler fırlatmıştı.
Kar…
Kırmızı bir ay…
Uzun ağaç gölgeleri…
Ve bir çift meraklı gözler.
Ruby irkilerek başını salladı.
“Ne—?”
Ne olduğunu anlamadan dar sokağa doğru baktı. İçinde burdan uzaklaşmak istiyordu lakin ayakları olduğu yere çivilenmiş gibiydi. İşte o anda bir şey karanlıktan fırladı.
Bir kedi.
Ruby refleksle gözlerini sımsıkı kapattı. Üzerine ağır bir şeyin çarpmasını ve asfaltın sertliğini hissetmeyi bekledi.
Ama öyle olmadı. Evet çarpmayı hissetti. Ama sonra… Yumuşak bir zemin.
Ruby kaşlarını çatarak yüzünü buruşturdu. Bu asfalt değildi. Ellerini yere bastı. Parmaklarının arasında soğuk ve nemli çimenler ezildi.
Dur bir dakika… Çimen mi?
Ruby yavaşça gözlerini açtı. Kucağına baktı. Kedi yoktu. Başını kaldırdı ve gördüğü şey nefesini kesmeye yetti.
Etrafını karla kaplı bir orman çevreliyordu. Gökyüzü koyu bir lacivertti. Ağaçların dalları karla kaplanmış, ağır ağır eğilmişti. Uzaktan esen rüzgâr dalları sallıyor, kar taneleri havaya savruluyordu.
Ruby gözlerini kırpıştırdı. Bir kez. Sonra bir kez daha. Manzara değişmedi.
“...bu bir rüya olmalı.” diye mırıldandı.
Sesinin titrediğini fark etti.
Ağaçların tepelerinde birkaç sincap durmuş ona bakıyordu. Küçük başlarını eğmiş, sanki bir anda varolan bu garip yaratığı inceliyorlardı.
Ruby’nin midesi birden bulandı.
Dünyası baştan aşağı degişmişti. Az önce burada olmadığına emindi.
Baş dönmesiyle etrafına baktı.
“Ben…umm şey yani biraz önce şehirde olduğuma eminim.” diye mırıldandı istemsizce.
Tam o sırada sert bir rüzgâr esti.
Kapüşonu başından uçtu.
Soğuk hava yüzüne bıçak gibi çarptı. Ruby titredi. Bu öyle hafif bir üşüme değildi. Bu kemiklere işleyen bir soğuktu.
Ruby aklında ki düşünceleri durduramadan endişeyle titredi, Eğer bu bir rüya olsaydı…
Şu anda buzdan bir gölün ortasında titriyor gibi hissetmezdi. Hatta rüyada olsaydı soğuktan ölücekmiş gibi hissetmezdi... Belki de olabilirdi rüyalar herzaman gerçekmiş gibi görünürdü ancak sonra uyanır ve ah sadece bir rüyaymış derdin buda öyle birseydi belkide diye düşündü ruby. Üzerindeki siyah ince hırka ve aynı renk tişörtü ona hiç yardımcı olmuyordu. Daha az önceki kıyafetleriyle aynıydı üstündekiler, bir rüya bu kadar detaylı olabilir miydi?
Ruby nefesini hızla verdi.
Beyaz bir buhar havaya karıştı. Baş parmağını işaret parmağına batırdı ve ufak bir acı hissetti.
“Bu gerçek.” diye düşündü. Paniklemekten kendini alamadı.
Üzerinden şoku atamadan uzaklardan bir uluma sesi yankılandı.
Bir kurt. Ruby’nin kalbi bir an duracak gibi oldu.
Sonra başka bir uluma daha geldi. Farklı bir yönden ve bir tane daha.
Kısa süre içinde ormanın dört bir yanından yankılanan ulumalar geceyi doldurdu. Şuanda sadece bunun bir rüya olduğunu düşünmek istiyordu.
Tüm bunların üzerine bir de korku eklenmişti. Nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde geldiği yerde bir kurt tarafından parçalanarak mı ölecekti?
Boğazı kurumuştu.
“Harika,” diye mırıldandı.
“Gerçekten harika.”
Bir saniye önce şehirdeydi. Şimdi ise kurtlarla dolu bir ormanda. Hemde kış'ın ortasında !?
Ruby başını kaldırdı. Gözlerini kapattı ve şansına lanetler okudu. Gözlerini actığında ağaçların arasından gökyüzünü gördü. Hafifçe gözlerini kıstı. Gökyüzünde ki tuhaflık dikkatini çekmişti bir anlığına. Hava hala karanlıktı ve birşeyleri görebilmek için odaklanmak gerekiyordu.
Ay…
Ay kırmızıydı.
Sanki gökyüzüne asılmış dev bir damla kan gibi parlıyordu. Kendini tuhaf hissetmekten alamadı. Tabi ki çok sık olmasa da gerçekleşen bir olaydı ancak böyle garip bir zamanda kanlı dolunay görmeyi beklemiyordu.
Ruby’nin içinde o garip his yeniden kıpırdadı.
Ama bu sefer daha güçlüydü.
Daha karanlık ve daha tehlikeli bir his.
Sanki bu orman…
Onu bekliyordu. Ruby tuhaf bir şekilde kendini bu ormana yabancı da hissetmiyordu. Ancak Ruby bu hissin soğuktan ölmeden önceki o garip rahatlama olduğunu düşündü.
Sonra Rubynin kafasına bir şey dank etti. Yavaşça ayağa kalktı. Soğuktan ölmek ya da kurtlar tarafından öldürülmek istemiyorsa kendine bir yer bulmalıydı. Güvenli bir yer. Bunun sadece bir rüya olduğunu düşünüp olduğu yerde kalmak ona korkutucu geliyordu sonuçta kurtlar vardı. Bu bir rüya değilse rubyi bulabilirler ve onu parçalarına ayırabilirlerdi.
Yürümeye başladığında kar ayaklarının altında gacırdadı. Ruby tam arkasını dönüp ulumaların geldiği yönün tersine gitmeyi düşünüyordu ki bu sefer duyduğu ses bir uluma değildi.
Daha zayıf bir sesti.
Bir inleme.
Kesik kesik, acı dolu bir ses karların arasından süzülerek ona ulaştı.
Ruby bir an donup kaldı. Bir insanın sesi mi yoksa başka bir şeyin mi anlayamadı.
Ses çok uzaktan gelmiyordu. Hatta… düşündüğünden çok daha yakındı.
Kaşlarını çatarak başını sesin geldiği yöne çevirdi. Tam olarak uluma seslerinin olduğu taraftan geliyordu. Ağaçların arasındaki karanlıkta bir şey göremiyordu ama kulaklarını kabarttığında o sesi tekrar duydu.
Zayıf. Acılı. Sanki bir şey can çekişiyordu.
Ruby’nin boğazı kurudu.
“Harika…” diye fısıldadı kendi kendine. Daha neler olduğunu anlayamıyorken bu sesin peşinden mi gitmeliydi?
Mantığının bir kısmı ona oradan uzaklaşmasını söylüyordu. Bu orman zaten yeterince tehlikeliydi. Kurt ulumaları hâlâ uzaklarda yankılanıyordu.
Ama o ses…
İnsanın içine işleyen bir acı taşıyordu. Bir annenin feryadı gibi.
Ruby daha ne olduğunu anlayamadan sese doğru birkaç adım attı.
Kar ayaklarının altında hafifçe gacırdadı. Her adımda kalbi biraz daha hızlı atıyordu. Ağaçların gövdeleri karanlıkta uzun gölgeler oluşturuyor, rüzgâr dalları hafifçe sallıyordu.
İnleme tekrar duyuldu. Bu sefer daha yakından gelmişti. Ruby nefesini tuttu. Ağaçların arasından ilerlediğinde karların üzerinde bir şey fark etti. Önce sadece koyu renkli lekeler gördü. Sonra ay ışığı o lekelerin üzerine düştü.
Ruby’nin kalbi sıkıştı.
Kan. Burda neler dönüyordu ?
Karların üzerine yayılmış kırmızı lekeler vardı. Beyaz zeminin üzerinde korkutucu derecede belirgindi. Ruby’nin içinden soğuk bir ürperti geçti.
Kanların biraz daha ilerisine baktı.
Ve onu gördü. Karların arasında yerde yatan beyaz bir kurt. Ruby’nin nefesi boğazında takılı kaldı.
Kurt gerçekten büyüktü. Şehirde gördüğü hiçbir köpeğe benzemiyordu. Aynı şey olmadığını biliyordu ancak bu Kurt bir motordan bile daha büyük görünüyordu. Kar kadar beyaz kürkü, kanla kirlenmişti. Yan tarafında derin bir yara vardı ve her nefes aldığında vücudu titriyordu.
Ruby içgüdüsel olarak bir adım geri çekildi. Böyle tehlikeli birşeye yaklaşmaması gerektiğini düşündü.
“Tamam… tamam… ben sadece gidiyorum.”
Sesi fısıltıdan biraz daha yüksekti. Kurt başını kaldırmadı ancak hafifçe kıpırdandı. Sadece tekrar o zayıf inleme duyuldu. Ruby kaşlarını çattı.
Bir şey tuhaftı.
Eğer etrafta kurt ulumaları varsa ve bu Kurt yaralı ve tek başınaysa neden diğerleri yanına gelmiyordu ?
Ve neden bu kadar savunmasızdı?
Sürüsü onu ölüme mi terk etmişti? Ruby bu yapayalnız kurda empati duydu. Ruby biraz daha dikkatli baktı. Kurdun vücudu hafifçe kıpırdadı.
Ve o zaman fark etti. Kurdun karnının altında küçük hareketler vardı. Ruby gözlerini kısarak eğildi.
“...ne?”
Görebilmek için birkaç adım daha yaklaştı.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu ama merakı korkusuna ağır basmaya başlamıştı. Belki de kurda bu kadar yakın olmasina rağmen kurdun ona düşmanca bir tavır sergilememesinden cesaret almıştır.
Kurtsa hâlâ başını kaldırmıyordu. Sadece ağır ağır nefes alıp veriyordu.
Ruby birkaç metre kala durdu.
Ay ışığı ağaçların arasından süzülüp karların üzerine düştü.
Ve Ruby nihayet gördü.
Kurdun karnına sokulmuş iki küçük yavru vardı.
Minicik bedenleri titriyordu. 3-4 haftalık görünen bu yavrular Küçük patileriyle annelerinin kürküne tutunmuş, süt emmeye çalışıyorlardı.
Ruby’nin ağzı açık kaldı.
“...şaka yapıyorsun.”
Fısıltısı bu kez farklıydı. Korkudan çok şaşkınlık taşıyordu. Yaralı beyaz kurt tekrar zayıf bir inleme çıkardı. Başını hafifçe kaldırdı.
Ve ilk kez Ruby’ye baktı.
Gözleri mormal bir kurdun gözleri gibi değildi. Ay ışığında soluk bir gümüş rengi parlıyordu.
Ruby olduğu yerde dondu. Gözleri sanki birşeyler anlatıyormuş gibiydi. Rahatlamış gibiydi. Kurt ona saldırmadı. Hatta dişlerini bile göstermedi.
Sadece bakıyordu.
Yorgun.
Acı içinde. Ama garip bir şekilde sanki kabullenmiş gibiydi.
Ruby yavaşça dizlerinin üzerine çöktü. Hâlâ temkinliydi. Her an kaçmaya hazırdı.
Ama gözlerini yavrulardan alamıyordu.
“Onlar…” diye fısıldadı.
Yavrulardan biri zayıf bir ses çıkardı. Üşüyor muydu?
Ruby’nin kalbi sıkıştı. Beyaz kurt tekrar inledi.Ruby bakışlarını yaraya çevirdi. Kan hâlâ akıyordu.
“Sen…” diye mırıldandı istemsizce. Devamını getiremedi. Yaraya dikkatle bakarken kurdun ona baktığından habersizdi. Yarası 3 uzun çizgiden oluşuyordu. Yaranın içinden kemikleri bile görünüyordu. Çok kötü bir durumdaydı.
Kurt gözlerini kırpmadı. Ruby yavaşça onun bakışlarına karşılık verdi.
O sanki…
Ruby’nin ona olan bakışlarının altındaki anlamı anlıyormuş gibiydi. O kurtarılamazdı. Küçük kurtlardan birinin sesini duyunca bakışları yavrulara döndü. Hafifçe gülümsedi onlara karşı. Soğuğa rağmen oldukça hareketlilerdi.
Ruby bir an durdu.
Sonra içinden geçen düşünceyi fark etti.
“Ben gerçekten şu an bir kurda yardım etmeyi mi düşünüyorum?”
Başını iki yana salladı.
“Harika Ruby. Gerçekten harika. Bilmediğin bir dünyadasın, kurtlarla dolu bir ormandasın ve ilk yaptığın şey yaralı bir kurda yaklaşmakken üstüne ona yardım etmeyi nasıl düşünebilirim.”
Ama ayakları geri gitmedi. Yavrulara gözlerini dikti ve düşündü. Beyaz kurt tekrar yavrularına doğru hafifçe kıpırdadı.
Sanki onları korumaya çalışıyordu. Rubynin dik bakışlarını yanlış anlamış olabilirdi.
Ruby’nin içinde garip bir his doğdu. Anne kurda karşı açıklayamadığı bir yakınlık.
Yavaşça elini kaldırdı. Ruby dizlerinin üzerinde, elini havada tutarak kurda bakıyordu. Soğuk artık parmaklarını uyuşturmaya başlamıştı ama bunu fark etmiyordu bile.
Beyaz kurt da ona bakıyordu.
O gümüş rengi gözler… tuhaf bir şekilde insan bakışını andırıyordu.
Ruby istemsizce yutkundu.
“Tamam…” diye tekrar fısıldadı.
“Sana zarar vermeyeceğim. Yardım etmek istiyorum.”
Kurt gözlerini ondan ayırmadı. Ruby o bakışları görünce aklından tuhaf bir düşünce geçti.
Eğer bu kurt insan olsaydı… şu an bana şaşkın şaşkın bakıyor olurdu.
Ormanın içinde rüzgâr yeniden esti.
Ağaçlar birbirine sürtünerek hışırdadı.
Uzaklardan bir kurt daha uludu.
Ruby, yaralı beyaz kurt ve iki küçük yavruyla birlikte karların içinde diz çökmüş duruyordu.
Ve kurdun onu anladığını umuyordu. Henüz kurda nasıl yardım edeceğini bilmese de yavrularını korumak istiyordu. Sonra aniden garip birşey oldu.
"-Bana yardım etmenin sonuçlarını biliyor musun?" diye bir ses yankılandı zihninde Ruby'nin. İrkildi. Az daha korkudan karların üstüne düşücekti. Artık bir de kendinin şizofren olduğunu düşünüyordu. Ancak yinede huzursuzlanan Ruby yavaşça ayağa kalktı ve etrafında döndü sesin sahibini aradı. Titreyen bir sesle sordu, "Sen de kimsin?" Ne yardımından bahsediyordu? Onun dışında hangi insan böyle bir ormanda olabilirdi?
Kısa bir sessizlikten sonra onu duydu.
"Neden bana yardım etmek istiyorsun?" Dedi ses. Bu sefer ses önünden geliyordu. Yavaşça gözlerini yavrulara ve ordan anne kurda kaydırdı ve yutkundu. Daha ne olabilirdi ki?. Bir kurdun onla konuştuğunu mu düşünüyordu şimdi de?
Gri gözlerini ruby'e dikmiş olan kurt tekrar sordu.
"Neden?" Diye sordu gizemli bir sesle. Ruby artık onun konuştuğuna emindi. Şizofren miydi yoksa bu gördüğü abuksubuk bir rüya mıydı bilmiyordu ancak şuanda ona bir cevap vermeliydi.
"Benimle konuşan sen misin?" Dedi delirmişligin verdiği etkiyle. Şuan yaşananlara daha fazla şaşıramayacağına emindi. Kurdun duraksadığını hissetti.
"Evet?" Dedi kurdun sakin sesi. Sanki bunda herhangi bir tuhaflık görmüyordu.
"Sanırım delirmiş olmalıyım." Diye mırıldandı Ruby ve bir eliyle saçını karıştırdı. Zaten tuhaf bir gece geçiriyordu ve aniden bulduğu bu Kurt onunla konuşuyordu sanırım telepati gibi birseyle? Eğer bu bir rüyaysa şuan uyanmanın tam zamanıydı !
"Yani zihninin içinde benimle konuştuğunu mu söylüyorsun, senin yani bir kurdun?" Dedi hayret edercesine. Zihninin içinde birinin iç çektiğini duydu ve nedenini bilmediği şekilde tüyleri ürperdi.
"Buna şaşırdığına göre daha önce benim türümden birini görmemiş olmalısın" dedi can sıkıcı birşeyden bahsedermiş gibi. "oysa senden tanıdık bir koku aldığıma eminim." Diye mırıldandı ruby'nin zihninde. O pek bir şey anlamadığından kurda öylece bakakaldı. Uzun bir süre kurdun dediğini düşünürken aniden,
"Hala soruma bir cevap vermedin?" Dedi kurdun sesi.
Ruby çoktan unutmuş gibi kaşlarını çattı.
"Hangi soru?" Diye sordu düşünmeden. Hala sersemlemiş bir haldeydi.
"Neden bana yardım ediyorsun?" Dedi kurt. Ruby onun neden bunu sorduğunu anlamamış şekilde baktı ve ardından kurdun az önce evet derken ki ses tonunu taklit ederek, "çünkü yaralısın," dedi. Ardından yutkundu ve ekledi.
"Üstelik yavruların var ve yalnızsın" dedi kesin bir dille. Kurdun boş bakışlarını gördüğünde tekrar konuşma ihtiyacı hissetti. " Sana yardım edebilmem için başka bir sebebemi ihtiyacım var?" Dedi. Kurt bir süre hicbirsey söylemeden ruby'e baktı. Sanki ruby onun anlamadığı dilden konuşmuştu. Yoksa kurtlar birbirlerine yardım etmiyor muydu bundan dolayı mı çok şaşırmıştı ancak kurtlar da çok yardımseverler yani bu imkansız?? Neler oluyor anlayamıyorum diye düşündü Ruby.
Ruby kurdun yarasına kaçamak bakışlar attı. Bu sessizlik canını sıkıyordu kurdun tekrar konuşmaya niyeti olmadığını düşünürek,
"O yaralarla uzun süre hayatta kalabileceğini düşünmüyorum yani istesen de istemesen de." Başından beri anneyi kurtarabilecegini düşünmüyordu tek istediği ona bir iyilik yapıp yavruları kurtarmaktı. Nasıl yapacağını bilmese de.
"Biliyorum" dedi anne kurt hüzünle. Kurt başını eğmişti ve yavrularına bakıyordu. Oda ruby'nin düşündüğü şeyi düşünüyordu belki de. Sonra
bir anda birşeyden dolayı anne kurdun kulakları dikildi. Birşeye odaklanmıştı. Sonra havayı kokladı ve kurt irkildi.
"Zaman kalmadı." Diye mırıldandı. Kafasını eğdi ve bebeklerini hafifçe yaladı ve ardından incitmeden onları ağzıyla tutup ruby'e doğru kaldırdı.
"Onları al insan kız ve koru. Kendi yavrularınmış gibi." Dedi kurt.
Böyle birşey beklemeyen Ruby neler olduğunu anlamadan ona baktı.
"Artık gitmelisin insan. Çabuk ol." Dedi endişeyle kurt. Neden bir anda telaşlanmıştı? Tam ağzını açtığında yakinlardan gelen yüksek sesli bir uluma işitti. Bu uluma hiç barışçıl hissettirmiyordu ve rubynin tüylerinin diken diken olması bunun kanıtıydı. Yine de Ruby bu yerde onla konuşan tek şeyi -bir Kurt olsada- bırakıp gitmek istemedi. Son anına kadar ona eşlik etmeyi düşünüyordu.
Ancak kurdun bakışlarını görünce itiraz edemeyeceğini anladı. Yavrularını korumak için herşeyi yapabileceğini düşündüren bir bakıştı. O an Ruby bu kurdun yavrularını diğer kurtlardan korumaya çalıştığını anladı ancak nedenini sormanın ne yeri ne zamanıydı. O da kelimeleri yutup kurdun ağzındaki iki gri yavruyu
aldı. Hırkasının fermuarını açıp yavruları içeri yerleştirdi ve fermuarı geri çekti. Tam yürümeye başlamıştı ki durup tekrar anne kurda baktı.
"Söz veriyorum onlara hiç bir zararın gelmesine izin vermeyeceğim." dedi gecenin karanlığında, beyaz kurdun gri gözlerine bakarken. Verdiği yeminin onu ne gibi çıkmazlara sürükleyeceğini bilemeden.


