
Kanlı dolunay gecesi yürüyüş yapan Ruby carter o günün de diğer günlerden bir farkı olmadığını düşünüyordu. Herzaman yaptığı gibi üzerinde ki rahat uyku kıyafetleri kafasını kapattığı hırkası ve kulağında ki kulaklıkla gece yürüyüşündeydi. Esen hafif rüzgar hırkanın kapattığı yüzünü hafifçe açıyordu. Sokaklarda yürürken bu hava ona keyif veriyordu. İçinde anlamdıramadığı hisler baş gösteriyordu. Sebebine kafa yormadı.
Sokağın karşısında bir kafe gördüğünde oraya gitmek için yola doğru adımladı. Arabaların geçmediğinden emin olup karşıya geçtiğinde kafenin yanındaki dar sokaktan gelen birkaç hışırtı sesi duydu. Bunu duyduğu sırada gözlerinin önüne tuhaf görüntüler gelip geçmişti. Ne olduğuna anlam veremeyip uzaktan dar sokağa baktığında bir şey -bir kedi- üzerine doğru atladı.
Gözlerini sımsıkı kapatarak ağır bir şeyin ona çarpmasıyla yere düşmenin acısını hissetmeyi bekledi. Beklentisinin aksine yumuşak bir zemine düştü. Dur bir dakika ellerini koyduğu şey bir çimen miydi?. Yavaşça kucağına doğru hıizaladığı gözlerini açtığında üzerine atlayan kediyi göremedi. Yavaşca kafasını kaldırdığında karla kaplı bir orman onu selamladı.
Ağaçların tepesindeki birkaç sincap sanki onu selamlarcasına bakıyordu. Gözleri ardına kadar açık olan Ruby mide bulantısıyla etrafına bakındı. Ani yer değişikliği midesini bulandırmış, başını döndürmüştü. Sert bir rüzgarın esmesiyle başındaki şapka uçmuş ve yüzünü açığa çıkarmıştı. İliklerine kadar titrediğinde bunun bir rüya olmadığını düşündü. Eğer bu bir rüya olsaydı tam şuan buzdan bir gölün ortasında korkuyla titremezdim diye düşündü.
Bir kurdun uluması duyulduğunda ona eşlik eden ve farklı taraflardan gelen başka ulumalar duydu. İşte şimdi herşey yeni başlıyordu.



