İçeriğe geç

Gece yarısı çizgileri🌃

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Gece yarısı çizgileri🌃

Bölüm 13

Bölüm-13- Gecenin Renkleri

Aramızdaki o son nefeslik mesafe, Valerius'un dudakları benimkilere usulca dokunduğu an tamamen eriyip yok oldu.

İlk dokunuş, sanki zamanı tamamen durdurmuş gibiydi. Tahmin ettiğim o buz gibi soğukluk, yerini saniyeler içinde damarlarımdaki tüm kanı tutuşturacak, ruhumu cayır cayır yakacak derin bir sıcaklığa bıraktı. Valerius’un dudakları benimkileri büyük bir açlıkla ama bir o kadar da narin, sanki kırılacak bir cama dokunuyormuş gibi incelikle kavradı.

Gözlerimi sıkıca kapattım. Kendimi tamamen onun o tekinsiz ama bana dünyadaki her şeyden daha güvenli gelen kollarına bıraktım. Bir eli belimi sıkıca kavrayıp beni kendine daha da çekerken, diğer eli yavaşça saçlarımın arasına süzüldü. Parmaklarının saç tellerimin arasında dolaşması, başımı hafifçe geriye yatırarak beni tamamen kendi ritmine ortak etmesi aklımı başımdan alıyordu. Kalbimin o kadar hızlı ve sert çarpıyordu ki, göğüs kafesimi aşıp doğrudan onun göğsüne vuruyor, onun ritmine karışıyordu. Dudaklarımız arasındaki o tatlı, yoğun çekim her saniye daha da derinleşiyor; her nefes alışımızda birbirimizi biraz daha içimize çekiyorduk.

Tam o anda, etrafımızda tarif edilemez, büyüleyici bir şey olmaya başladı.

Zihnimde hissettiğim o yoğun, kontrolsüz sevgi, arzu ve heyecan dalgası, bu cansız ve karakalem dünyaya adeta bir bomba gibi düştü. Valerius benden hafifçe ayrılıp, dudaklarımızın arasındaki o incecik mesafeden şaşkınlıkla başını yukarı kaldırdığında, ben de ağırlaşan göz kapaklarımı araladım.

İnanamıyordum... Kapkara olan o gökyüzü, öpücüğümüzün etkisiyle bir mürekkep damlasının suya yayılması gibi derin, parıltılı bir gece mavisine boyanıyordu. Çizgilerden oluşan cansız ağaçların yaprakları yavaş yavaş en canlı, en parlak yeşillerle canlanıyor; bastığımız o soluk mermer zemin mor, pembe ve lacivert harelerle adeta parıldıyordu. Bu renksiz, tamamlanmamış dünyaya, içimde hissettiğim o saf duyguyla ilk kez gerçek bir hayat gelmişti. Her yer ışıl ışıldı.

Valerius, gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar büyük bir hayranlık, şaşkınlık ve derin bir tutkuyla bana baktı. Sıcak parmakları hâlâ çenemi kavrıyor, dokunduğu her yerde tenimi yakıyordu. Gözleri yüzümün her bir detayında hayranlıkla gezindi.

"Bunu sen yaptın..." diye fısıldadı. Sesi tamamen büyülenmiş, o her zamanki sertliğini yitirmişti. "Duyguların bu dünyaya sadece yön vermiyor Raya, ona hayat üflüyor. Sen benim karanlıklar içinde geçen yıllarım boyunca gördüğüm tek renksin..."

Büyülenmiş gibi onun o pürüzsüz yüzüne, kömür karası gözlerindeki o yoğun parıltıya baktım. Dudaklarımız, saniyeler sonra yeniden birleşmek üzere birbirine doğru deli gibi çekildi. Dünyadaki tüm acılar, o lanetli şizofreni şüpheleri, korkularım, annemin baskısı... Hepsi bu rengarenk, canlanan gökyüzünün altında eriyip gitmişti. Sadece o ve ben vardık.

Tam o sırada, bu muhteşem büyüyü bıçak gibi kesen o ses yankılandı.

Fakat bu ses, karakalem vadiden ya da peşimizdeki canavardan gelmiyordu. Çok uzaktan, sanki devasa bir suyun en dibinden geliyormuş gibi boğuk, yankılı ama bir o kadar da ürkütücü derecede tanıdık bir sesti bu.

"Raya? Güzelim, odanda kiminle konuşuyorsun sen?"

Annemin sesiydi.

Zihnim bir anda ikiye bölündü. Valerius'un sıcak kollarındayken, gerçek dünyanın o buz gibi, gri duvarları beni arkamdan çekmeye başladı. Etrafımızdaki o güzel lacivert gökyüzü, renklenen ağaçlar ve yerdeki o mor parıltılar birden titremeye, eski bir televizyon ekranı gibi parazitlenip solmaya başladı.

"Hayır..." diye mırıldandım çaresizce. Valerius'un göğsüne biraz daha sokulmak istedim. "Annem... Geliyor."

Valerius bunu hissetmiş gibi panikle beni omuzlarımdan tuttu. Kömür karası gözlerinde ilk kez gitmemi istemeyen, beni kaybetmekten deli gibi korkan acı dolu bir ifade vardı. Ellerimi sıkıca kavradı, parmakları tenime gömüldü. Bırakmak istemiyordu.

"Gitme," diye yalvardı. Sesi ilk kez bu kadar korumasız, kırılgan ve bana muhtaç geliyordu. "Lütfen gitme Raya. Bana biraz daha zaman ver. Eğer o uyuşturucu ilaçları alırsan, burayı ve beni tekrar unutacaksın. Bizi zihnine gömme, gitme..."

"Raya? Kapıyı açıyorum kızım." Annemin ayak sesleri odamın kapısının hemen önündeydi, kapı kolunun tıkırtısı kulaklarımda yankılandı.

"Valerius, gitmek zorundayım! Özür dilerim!" diye bağırdım, gözlerimden süzülen hüzün onun ellerine akarken.

Görüntü tamamen bulanıklaştı, renkler hızla silindi. Valerius'un o çaresizce bana uzanan elleri ve karanlığa gömülen dünyası gözlerimin önünden kayıp gitti.

Gözlerimi ani, derin bir nefesle açtığımda sırtım kendi odamdaki boy aynasına sertçe yaslanmış durumdaydı. Karşımda, elimde sıkıca tuttuğum o küçük turuncu ilaç şişesi duruyordu. Parmaklarım o kadar sıkmıştı ki şişeyi, tırnaklarım beyazlamıştı. Ve tam o anda kapı açıldı, annem içeriye adım attı. Gözleri şüpheyle yatağıma, ardından elimdeki ilaçlara kaydı.

Ona bakarken, kalbimin hâlâ aynanın diğer tarafında, Valerius'un yanındaymış gibi deli gibi, göğsümü yırtarcasına çarptığını hissedebiliyordum. Gerçek dünyadaydım ama aklım, ruhum ve kalbimin en büyük yarısı o aynanın içinde, onun dudaklarında kalmıştı...

Bölüm sonu

1 yorum