Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Odamın içindeki tek ışık kaynağı, elimde tuttuğum telefonun ekranıydı. Kami uygulamasında dolanıyor, paylaşılan hikayeleri inceliyordum. Ev sessizdi, herkes çoktan uyumuştu. Tam yeni bir hikayeye tıklayacakken, koridordan hafif bir tıkırtı yükseldi. Rüzgârdır diye düşünüp umursamadım ve ekranı kaydırmaya devam ettim.
Masamın üzerindeki o küçük, turuncu ilaç şişesine baktım. Annem her gün genlerimden gelen o 'mirası' kontrol altında tutmam için onları içmemi hatırlatırdı. Ben zihnimin bana oyun oynamadığını çok iyi biliyordum. Ya da sadece öyle umuyordum...
Tam o sırada telefonum titredi. Ekranın üst kısmında beliren bildirim, kalbimin teklemesine yetti. Profil resmi olmayan gizemli bir hesaptan mesaj gelmişti:
"Üzerindeki kırmızı tişört çok yakışmış Raya... Ama bence arkana bakmasan daha iyi olur."
Nefesim boğazımda düğümlendi. Çünkü üzerimde gerçekten de kırmızı tişörtüm vardı. Yavaşça kafamı arkamdaki gardırobun yarım açık kapağına doğru çevirdim...
Bakışlarımı gardırobun yarı açık kapağından çekip hızla odanın diğer köşesine, pencereye çevirdim. Kalbimin ritmi kulaklarımda çınlıyordu. Dışarıdaki zifiri karanlığın içinde, sokak lambasının cılız ışığının altında bir şey vardı. Daha doğrusu biri.
Pencerenin hemen ardında, yüzünü tamamen gölgede bırakan siyah kapüşonlu bir silüet duruyordu. Doğrudan bana bakıyordu. Korkudan hareket bile edemezken, telefonum elimde tekrar titredi. Ekranda aynı gizemli hesaptan gelen yeni bir mesaj belirdi:
"Sana arkana bakmamanı söylemiştim Raya..."
Gözlerimi dehşetle ekrandan kaldırıp tekrar pencereye baktığımda ise... Kimse yoktu. Sokak lambasının altında sadece boş kaldırımlar uzanıyordu. Silüet, oracıkta, sanki hiç var olmamış gibi gözden kaybolmuştu.







