Günün hangi saatinde olduklarını anlamak giderek zorlaşıyordu. Saatler vardı ama zaman ilerlemiyordu. Bina, anları birbirine yapıştırıyor; sabah ile akşam arasındaki farkı silip atıyordu. Defne, bunu en çok sessizlikte hissediyordu. Sessizlik uzadıkça, insanların içi daha gürültülü hâle geliyordu. Salonda toplanmaları bu kez tesadüf değildi. Cem istemişti. Masanın etrafındaki sandalyeler bilinçli şekilde çekilmişti. Kim nereye oturursa, kimin kiminle yan yana geldiği fark ediliyordu. Bu, küçük ama önemli bir detaydı. Defne kenara yakın bir sandalyeye oturdu. Duvara sırtını vermişti. Önü açıktı. Kaçış planı değil; kontrol içgüdüsüydü bu. Miray hemen yanına geldi. Sessizce oturdu ama dizleri hafifçe sallanıyordu. Aras karşı taraftaydı. Sandalyeye yayılmış, rahat görünüyordu ama bakışları sürekli hareket hâlindeydi. Kim konuşsa ona bakıyor, kim sustuysa daha uzun bakıyordu. Cem ayağa kalktı. Defter elindeydi ama açmadı. “Bu şekilde devam edemeyiz,” dedi. “Nasıl?” diye sordu biri. “Her şey belirsiz,” dedi Cem. “Kim ne biliyor, kim ne saklıyor, kim gece nerede…” “Yine aynı yere geldik,” dedi Aras. “Bizi mi sorgulayacaksın?” “Birbirimizi,” dedi Cem. “Başka seçeneğimiz yok.” Bu söz salonda bir dalga gibi yayıldı. Kimse doğrudan itiraz etmedi ama yüzler gerildi. Defne, insanların omuzlarının nasıl sertleştiğini fark etti. Sanki herkes görünmez bir savunma hattı çekmişti. “İlk geceden sonra,” dedi Cem, “kimse kimseye tam olarak güvenmiyor. Bu normal. Ama tamamen susarsak bu, daha kötü sonuçlar doğurur.” “Susmak bazen kendini korumaktır,” dedi Defne. Sesi çok yüksek değildi ama netti. Cem ona döndü. “Bazen,” dedi. “Ama burada suskunluk, boşluk yaratıyor.” Aras hafifçe gülümsedi. “Boşluklar tehlikelidir,” dedi. “Biri doldurur.” Defne bakışlarını ona çevirdi. “Genelde en çok konuşanlar doldurur.” Aras’ın gülümsemesi kayboldu. “Bunu kişisel alma,” dedi. “Ama senin sessizliğin de pek masum durmuyor.” Miray araya girdi. “Yeter,” dedi. “Bu, kim daha şüpheli yarışması değil.” Ama çoktan başlamıştı. Cem masaya yaklaştı. “Geceyle ilgili bir şey var,” dedi. “Birileri uyanıktı.” Bu cümle, ortamı anında kilitledi. “Ne demek o?” diye sordu biri. “ Bu şu demek,” dedi Cem, “Hareket vardı. Kapılar açıldı. Koridorlarda biri dolaştı.” Bakışlar istemsizce Aras’a kaydı. Sonra başkalarına. Defne bunu fark etti. İnsanlar suçlu aramaya başlamıştı bile. “Kanıtın var mı?” dedi Aras. “Sesler,” dedi Cem. “Ve bazı kapılar sabah farklıydı.” “Bu çok muğlak,” dedi Aras. “Burada herkes gergin. Uyumayan birinin olması normal.” “Normal değil,” dedi Cem. “Birinin eksilmesinden sonraki ilk gece.” Defne’nin içi sıkıştı. O geceyi hatırladı. Sesleri. Adımları. Kapısını açmamıştı ama dinlemişti. Her şeyi. “Ben uyumadım,” dedi Defne aniden. Salondaki herkes ona baktı. Miray döndü. “Ne?” “Uyumadım,” dedi Defne tekrar. “Ama odadan çıkmadım.” Bu itiraf, istemeden ortamı değiştirdi. Suskun biri konuştuğunda, sözler daha ağır düşüyordu. “Bunu neden söylüyorsun?” dedi Cem. “Çünkü,” dedi Defne, “uyanık olmak suç değil.” Aras ona baktı. Uzun süre. Sonra başını eğdi. “Cesur,” dedi. “Ama riskli.” Defne cevap vermedi. Ama içinden, risk zaten her yerde diye geçirdi. Toplantı sert bir şekilde dağıldı. Kimse sonuçtan memnun değildi. Kimse rahatlamamıştı. Aksine, şüphe artık daha net bir şekil almıştı. Koridora çıkıldığında Aras Defne’nin yanına geldi. Bu kez mesafesini korumadı. “Bunu neden yaptın?” dedi. Defne durdu. “Neyi?” “Ortaya çıkmayı,” dedi Aras. “Sessizliğini bozmayı.” Defne ona döndü. “Çünkü sessizlik bazen yanlış anlaşılır.” “Bazen de hayat kurtarır,” dedi Aras. “Sen nereden biliyorsun?” dedi Defne. Aras bir an sustu. Gözleri sertleşti. “Bildiğim şeyler var,” dedi. “Ve burada herkes bildiğinden daha azını söylemeli.” Defne ilk kez onun bu kadar ciddi olduğunu gördü. Alay yoktu. Rahatlık yoktu. “Beni mi korumaya çalışıyorsun?” dedi Defne. Aras kısa bir kahkaha attı. “Kendini bu kadar önemli sanma.” Ama gözleri bunu yalanlıyordu. Akşam ilerledikçe bina gerildi. İnsanlar gruplar hâlinde dolaşmaya başladı. Üçlü çekirdek daha belirginleşmişti. Defne, Miray ve Cem çoğu zaman yan yanaydı. Aras, istemeden de olsa bu çemberin etrafında dolaşıyordu. Bir noktada ışıklar kısa süreliğine gitti. Tamamen değil; titreşti. O an herkes olduğu yerde dondu. Kalpler hızlandı. Sonra ışıklar geri geldi. Ama bir şey değişmişti. “Bu kasıtlı,” dedi Miray fısıltıyla. Cem başını salladı. “Bizi sıkıştırıyorlar.” “Ya da birbirimize düşürüyorlar,” dedi Defne. Bu sırada Aras salona girdi. Yüzü ciddiydi. “Kapılardan biri açık,” dedi. “Hangisi?” diye sordu Cem. Aras gözlerini Defne’ye kaydırdı. “Senin katında.” Defne’nin boğazı kurudu. Birlikte yukarı çıktılar. Koridor sessizdi. Açık kapı Defne’nin odasının tam karşısındaydı. Kimin odası olduğunu bilmiyorlardı ama içeri girilmediği belliydi. “Kim yaptı?” dedi Miray. “Bilmiyorum,” dedi Aras. “Ama bu bir mesaj.” Defne kapıya baktı. Açık bir kapı. Kilitsiz. Savunmasız. “Bu bir uyarı,” dedi. “Bir sonraki açık kapı… bizimki olabilir.” Aras, Defne’ye doğru bir adım attı. Sesi kısıldı. “Bu yüzden yalnız kalma.” Defne ona baktı. “Emir mi bu?” “Hayır,” dedi Aras. “İçgüdü.” İlk kez aralarındaki nefretin altından başka bir şey sızdı. Güven değildi. Şefkat hiç değildi. Ama farkındalık vardı. Ve bu, en tehlikelisiydi. Gece çökerken Defne odasına döndü. Kapıyı kilitledi. Anahtarı masaya bıraktı. Tanık kelimesi karanlıkta parladı. Artık sadece izlemiyordu. Artık tarafsız değildi. Ve bu, oyunu değiştirecekti.
Bölüm 5
5. BÖLÜM ÇATLAK
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.