İçeriğe geç

Gece Notları

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Gece Notları

Bölüm 2

2."Sisler Arasında"

Ertesi gün Sera, okula gitmek için hazırlanıyordu. Endişeleri hâlâ peşini bırakmamıştı. En sonunda sıkı sıkı giyinip evden çıktı. Kasabada yine derin bir sessizlik hâkimdi. Dünkü cinayetin ardından insanlar, ara sokaklarda gizlice fısıldaşıyor; korku ve endişe yüzlerinden okunuyordu.

Sera, yürüyerek okulun önüne geldi. Binası dışarıdan bakıldığında diğer evlere kıyasla daha yeniydi. Bu hoşuna gitmişti. İçeriye adımını attı ve doğrudan müdürün odasına yöneldi. Kapıyı nazikçe tıklatıp içeriye girdi.

Odaya girdiğinde güzel yüzlü, tatlı bir kadınla karşılaştı. Sera şaşırmıştı; çünkü bu kasabada şimdiye kadar güler yüzlü biriyle karşılaşmamıştı. Kadın, nazikçe gülümsedi.

“Merhaba, ben müdüre Saadet Toksöz. Okulumuza hoş geldiniz öğretmen hanım,” dedi.Sera da gülümseyerek karşılık verdi: “Ben de Sera, hoş bulduk.” Ardından elini uzatıp kadının elini sıktı.

Saadet Hanım nazikçe yer gösterdi. “Buyurun, oturun. Yol yorgunusunuzdur,” dedi. Sesi huzur vericiydi, ama Sera içinde nedenini bilmediği bir huzursuzluk taşımaya devam ediyordu. Odanın penceresinden dışarı baktığında, okul bahçesinin arkasında yoğun ve karanlık bir orman dikkatini çekti.

“Umarım burası size iyi gelir. Kasabamız küçük ama kendi içinde oldukça... canlıdır,” dedi Saadet Hanım, anlamlı bir gülümsemeyle.

Sera o an o cümlenin sonunda bir şey gizli olduğunu hissetti. Ama üstelemedi. Yüzüne nötr bir ifade takınarak, “Ben öğrencilerle ilgilenmek istiyorum sadece. Sessiz bir hayat hayalimdi,” dedi.

Saadet Hanım başını yavaşça salladı. “Dilerim öyle olur... Ama bu kasabada sessizlik bazen aldatıcıdır, Sera Hanım. Herkesin bir hikâyesi vardır burada. Kimse göründüğü kadar sade değildir.”

O anlık bir sessizlik oldu. Sadece duvarda asılı eski saat tik tak ediyordu. Sonra Saadet Hanım toparlandı, güler yüzünü yeniden takındı ve masanın üzerinden bir anahtar uzattı.

“Bu da öğretmenler odasının anahtarı. Bugün biraz okul ortamını tanıyın, isterseniz sınıfınıza da göz atın. Öğrenciler yarın başlayacak zaten.”

Sera anahtarı alırken teşekkür etti. Ayağa kalktı, kapıya yöneldi ama tam çıkarken Saadet Hanım’ın sesi onu durdurdu:“Bir de... Dün gece olanları unutmaya çalışmayın. Çünkü burada bazı şeyler unutulmaz. Unutturulmaz.”

“Bir de... Dün gece olanları unutmaya çalışmayın. Çünkü burada bazı şeyler unutulmaz. Unutturulmaz.”

Sera bir an durdu. Kadının gözleri ciddileşmişti. Ne demek istemişti? Sera başını eğip kapıyı açtı, koridora çıktı.

Sessizlik, okulun koridorlarında yankı gibiydi. Adımlarının sesi uzun koridorda yankılanırken, içeride bir şeylerin yolunda gitmediği hissi peşini bırakmıyordu...

Neyse ki sonunda aradığı sınıfı buldu ve içeriye girdi. Karşısında, birbirinden güzel ve ışıl ışıl gözlerle bakan çocuklar vardı. Bu manzara, içindeki tüm tedirginliği bir anlığına da olsa unutturdu. Sera gülümsedi. Çocuklarla tanışma faslı sıcak ve samimi geçmişti. Onların masumiyeti, kasabanın üzerine çöken karanlık havayı bir nebze dağıtmıştı.

Gün, sorunsuz bir şekilde sona erdi. Dersler bitmiş, koridorlar boşalmıştı. Ama Sera’nın zihninde hâlâ cevap bekleyen sorular vardı. Artık öğretmenlik kimliğini bir kenara bırakıp araştırmacı ruhunu devreye sokma zamanı gelmişti.

İlk olarak, cinayete kurban giden kişinin kim olduğunu öğrenmesi gerekiyordu. Bunun için kasabayı dolaşmaya ve bilgi toplamaya karar verdi. Ama duyduklarına kulak vermek yetmezdi — doğrudan kaynağa gitmeliydi.

Bu düşünceyle polis karakoluna gitmeye karar verdi. Gerçekten bir cinayet miydi? Yoksa kasaba halkının abarttığı sıradan bir ölüm müydü? Bunu öğrenmek zorundaydı.

Zaman kaybetmeden yola koyuldu. İçinde hafif bir heyecan, ama daha çok kararlı bir merak vardı. Bu kasabada bir şeyler ters gidiyordu ve o, bu düğümü çözmeye niyetliydi.Karakol, kasabanın merkezine yakın, küçük bir meydanın köşesinde yer alıyordu. Dışı gri taşlarla örülmüş, sade bir binaydı. Önünde ne bir hareketlilik vardı ne de bir güvenlik görevlisi. Sessizliğiyle bile insanı huzursuz edecek kadar soğuk görünüyordu.

Sera derin bir nefes aldı ve kapıyı iterek içeri girdi. İçeride boğucu bir sessizlik hâkimdi. Ahşap duvarlara sinmiş eski tütün kokusu, loş ışıkta daha da belirginleşiyordu. Masalardan birinde oturan, kalın kaşlı, sert bakışlı bir adam başını kaldırdı. Üniforması ütüsüzdü ama yüzündeki ifade oldukça dikkatlidir.“Buyurun, yardımcı olabilir miyim?” dedi.

Sera kendini toparlayarak yaklaştı. “Ben öğretmenim, yeni geldim kasabaya. Dünkü... ölüm olayıyla ilgili bazı şeyleri öğrenmek istedim. Malum, insanlar fısıltılarla konuşuyor. Ne olduğunu tam anlayamadım.”

Adam gözlerini Sera’nın yüzüne dikti. Kısa bir sessizlik oldu. Ardından dosyaların arasında bir kâğıt çekip önüne koydu.“Bahsettiğiniz kişi, Halil Korkmaz. Yaşlı bir adamdı. Orman yolundaki kulübede yalnız yaşardı. Dün gece cesedi bulundu.”

Sera yutkundu. “Doğal ölüm mü peki? İnsanlar cinayet olduğunu söylüyor da…”Polis memuru gözlerini kısmıştı. “Adli rapor gelmeden yorum yapmak doğru değil ama...” cümlesini yarım bıraktı.

Sera’nın kalbi hafifçe hızlandı. “Ama?” diye sordu. Adam biraz eğildi ve alçak sesle konuştu: “Ceset bulunduğunda... ağzı toprakla doluydu. Ve kulübesinin kapısı içeriden kilitliydi. Dışarıdan zorlama yok. Bu yüzden... normal bir ölüm olduğunu düşünmüyoruz.”

Bir anda içerisi daha da soğumuş gibiydi. Sera'nın içini bir ürperti kapladı.“Peki,” dedi sessizce. “Onu en son gören kimmiş?”

Adam derin bir nefes alıp geriye yaslandı. “İşte o kısmı... daha karanlık. Çünkü Halil Korkmaz’ın neredeyse kimseyle bağı yoktu. Ama bir kişi var ki... ondan şüpheleniyoruz. Onunla görüşmeden buradan ayrılmayın.”

Sera'nın gözleri büyüdü. “Kim?” Polis memuru hafifçe başını eğdi. “Cemile Nine. Halil’le yıllardır konuşmayan tek kişi. Ama nedense ceset bulunmadan bir gün önce onun evinin önünde görüldüğü söyleniyor. Ve Cemile Nine... bu kasabanın hafızası gibidir. Ama her hafıza... temiz değildir.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.