İçeriğe geç

Gece Kanı

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Gece Kanı

Bölüm 5

Bölüm 5

Yerçekimi, fiziksel bir olgudan ziyade, ruhu kemiren bir yırtıcıya dönüşmüştü. Boşluğun içine savrulurken zamanın kavramı erimiş, sadece havanın kulak zarlarında yarattığı o sağır edici ıslık sesi baki kalmıştı. Azra, zihninin derinliklerinde bir yerlerde, daha önce hiç tatmadığı kadar keskin bir güç hissediyordu. Bu güç, damarlarında akan kanla değil, ruhunun çatlaklarından sızan zift gibi bir karanlıkla besleniyordu.

Düşüş, nihayet metalik bir çarpma sesi ve kemikleri sızlatan bir sarsıntıyla sona erdi.

Azra gözlerini açtığında, görüş alanı bulanık ve renksizdi. Burası, yeraltı fraksiyonunun kadim haritalarda "Unutulmuşlar Şehri" olarak adlandırdığı, gerçekliğin bittiği yerdi. Gökyüzü diye bir şey yoktu; sadece taş tavanlardan sarkan, nabız gibi atan fosforlu yosunların zayıf, hastalıklı ışığı vardı. Hava, bin yıllık küf, çürümüş demir ve tarif edilemez bir metalik yanık kokusuyla ağırdı.

"Selim?" Sesi, kendi kulaklarına bile yabancı geldi. Çatallı, soğuk ve sanki boğazında bıçak ağızları varmış gibi bir tını.

Yanı başında bir hırıltı duydu. Selim, birkaç metre ötede, parçalanmış siyah pardösüsünün içinde doğrulamaya çalışıyordu. Yüzü, düşüşün darbesiyle kanamıştı; o keskin hatlı, her zaman soğuk duran yüzünde şimdi bir vahşet izi vardı. Ancak gözleri... Gözleri, tüm bu yıkımın içinde tek bir noktaya sabitlenmişti: Azra’ya.

Selim acıyla inleyerek ayağa kalktı. Adımları sendeleyerek ona doğru ilerledi. "Azra, kendine gel," dedi sesi kısıktı, uyarıcıydı. "Gücünü serbest bırakma. Eğer o duvarları yıkarsan, burada bizi bekleyen o şeylerin dikkatini çekersin."

Azra, ellerine baktı. Parmak uçlarından siyah dumanlar yükseliyor, havada asılı kalan toz zerrelerini bir mıknatıs gibi kendine çekiyordu. Kontrolü kaybetmek üzereydi. İçindeki o karanlık, zincirlerini zorluyor, onu etrafındaki her şeyi yakıp yıkmaya zorluyordu. "Durmuyor," diye fısıldadı Azra. Gözleri, artık doğal iris rengini kaybetmiş, kömür karası bir uçuruma dönüşmüştü. "İçimde bir şey genişliyor, Selim. Sanki... birini çağırıyor."

Selim, aralarındaki mesafeyi kapattı. Tam karşısında durduğunda, onun o boğucu varlığını iliklerine kadar hissetti. Selim, fraksiyonun en tehlikeli, en gizemli figürüydü; ancak şimdi, Azra’nın yaydığı o saf, dizginlenemez yıkım karşısında korumacı bir duvar gibi duruyordu.

"Bana bak," dedi Selim sertçe, ellerini Azra’nın omuzlarına koyarak. Dokunuşu, Azra’nın teninde elektrikli bir şok etkisi yarattı. "Beni duy. O karanlığa teslim olma. Eğer kontrolü verirsen, geri dönemezsin. Seni burada bırakıp gitmemi istemiyorsan, o iblisi geri it."

Azra, Selim’in gözlerine baktı. O gözlerdeki derinliğin içinde, kendi karanlığına karşı savaşan bir adamın çaresizliğini değil, onu kurtarmak için kendi sonuna razı olan bir adamın kararlılığını gördü. Bu çekim, bu tensel ve ruhsal gerilim, yeraltının soğukluğunu bile ısıtacak kadar güçlüydü. Azra’nın elleri istemsizce Selim’in göğsüne gitti, kanlı gömleğini kavradı. Tırnakları, kumaşın üzerinde iz bırakıyordu.

"Korkuyorum," diye itiraf etti Azra. Sesi titriyordu ama karanlığı hala çevresinde bir hale gibi dönüp duruyordu. "Seni yakmaktan korkuyorum."

Selim, onun alnını kendi alnına yasladı. "O zaman yak," diye fısıldadı, sesi bu tekinsiz mağaranın içinde bir yemin gibi yankılandı. "Ama beni bırakma."

O an, yerin derinliklerinden gelen mekanik bir çatırtı duyuldu. Taş duvarlar, sanki canlı bir organizmaymış gibi kımıldamaya başladı. Etrafı saran o fosforlu ışık aniden söndü ve yerini zifiri bir karanlığa bıraktı. Fraksiyonun bekçileri gelmişti.

Gölge gibi hareket eden figürler, duvarların içinden süzülerek çıktılar. Yüzleri yoktu; sadece kapüşonlarının altında parlayan metalik maskeleri vardı. Selim, refleksle Azra’nın önüne geçti, ancak Azra’nın içindeki o karanlık, bu varlıkları gördüğü an kontrolden çıktı.

Azra’nın etrafında bir enerji patlaması yaşandı. Havada asılı duran tozlar, siyah bir fırtınaya dönüşerek odayı doldurdu. Azra çığlık attı, ancak çıkan ses insan sesine benzemiyordu; sanki kadim bir lanetin kelimeleri ağzından dökülüyordu.

"Hayır!" diye bağırdı Selim, onu geri çekmeye çalışarak. "Azra, dur! Onlar seni çekmeye çalışıyorlar!"

Azra’nın ellerinden çıkan zifiri dumanlar, hızla ona yaklaşan gölge figürlerini birer birer parçalamaya başladı. Ancak bu güç, onun kendi yaşam enerjisinden çalıyordu. Azra’nın yüzü soluyor, dudakları morarıyordu. Selim, Azra’yı durdurmak için ona sıkıca sarıldı. Kadının teninden yayılan o dondurucu soğukluk, Selim’in cildini yakıyor, deri montunu küle çeviriyordu.

"Beni dinle," dedi Selim, Azra’nın yüzünü avuçlarının arasına alarak. Azra’nın gözleri şimdi tamamen karanlıkla doluydu; onu tanıdığına dair en ufak bir emare kalmamıştı. "Eğer devam edersen, yok olacaksın."

Fraksiyonun figürlerinden biri, diğerlerinden daha uzun ve görkemli olanı, ileri doğru bir adım attı. Elindeki metalik bir mekanizmayı havaya kaldırdı. O cihazdan yayılan mavi bir ışık, Azra’nın içindeki karanlığı mıknatıs gibi çekmeye başladı. Azra, acıyla başını geriye attı. Bağları, ruhunun derinliklerine kadar sarsıldı.

Selim, Azra’yı kurtarmak için kendi hayat enerjisini o karanlığa karşı bir siper olarak kullanmaya karar verdi. Azra’nın boynuna taktığı o tılsımlı kolyeyi sertçe kavradı ve kendi elini bıçakla çizerek akan kanını kolyenin üzerine damlattı.

Kanı kolyeye değer değmez, odada sağır edici bir patlama yaşandı. Mavi ışık ve siyah duman birbirine çarptı. Selim, Azra’yı vücuduyla koruyarak onun üzerine kapandı. İkisi de yere yığıldı.

Azra, bilincinin son kırıntılarıyla Selim’in yüzüne baktı. Selim’in gözleri yavaşça kapanıyor, dudaklarından bir kan damlası süzülüyordu.

"Selim..." diye fısıldadı.

Fraksiyonun lideri, tam üzerlerinde belirdi. "Sonunda," dedi mekanik, boğuk bir sesle. "Kafes açıldı. Şimdi, karanlığın kendisine hükmetme zamanı."

Azra, elini havaya kaldırdı; parmaklarının arasında saf karanlık, bir kılıç gibi şekillenmeye başlamıştı. Ancak bu kılıç, düşmanlarına değil, kendi ruhunun düğümlerine saplanmak üzereydi. Selim’in hareketsiz bedeni, onun tek dayanağıydı ve o dayanak şimdi bir koz olarak fraksiyonun eline geçmek üzereydi.

Azra tam gücüyle geri çekilecekken, gölgelerin içinden çıkan bir el, Selim’in boğazına yapıştı. Azra’nın dünyası, Selim’in boğazındaki o soğuk metal parmaklarla birlikte tamamen karardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.