İçeriğe geç

Gece Kanı

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Gece Kanı

Bölüm 1

Bölüm 1

Derinkuyu’nun en alt katmanlarında, sanki zamanın kendisi bile bu taş duvarların arasında hapsolmuş gibiydi. Azra, başındaki fenerin titrek ışığında elindeki fırçayla tozlu bir yüzeyi temizlerken, kalbinin ritmi daralan tünellerin klostrofobik baskısıyla hızlanıyordu. Arkeoloji hayatı boyunca pek çok mezar, pek çok yaşam alanı görmüştü ama burası farklıydı. Duvarlardaki kabartmalar, sanki birileri tarafından yeni kazınmış gibi keskin ve soğuktu.

Azra sol kolunu kaşıdı. Yine o karıncalanma. Bileğinden dirseğine uzanan, ince bir damar yolu gibi görünen gümüş rengi dövmeler, sanki teninin altında nabız gibi atıyordu. “Sadece bir alerji,” diye mırıldandı kendi kendine. Sesi, sessiz dehlizlerde bir yabancı gibi yankılandı. “Toz alerjisi, Azra. Başka bir şey değil.”

Ancak o, bu yalanın sadece bir teselli olduğunu biliyordu. Ailesinden ona kalan tek miras, açıklanamayan bu izler ve her dolunayda çektiği, damarlarını sızlatan o dayanılmaz huzursuzluktu.

O gece İstanbul’a döndüğünde, hava her zamanki gibi boğucuydu. Şehrin kaosuna sığınmak, Kapadokya’nın sessizliğinden daha güvenli geliyordu. Beyoğlu’nun arka sokaklarında yükselen “Lethos” adlı kulüp, modern dünyanın tüm günahlarını içinde barındıran bir katedral gibiydi. Selim Kara’nın mekanı. Şehrin en gizemli, en ulaşılmaz adamının krallığı.

Azra içeri girdiğinde, bas vuruşları göğüs kafesini zorluyordu. Loş kırmızı ışıkların altında insanlar, ruhlarını dansa teslim etmiş gibi görünüyorlardı. Selim’i gördü. Barın en ucunda, sanki ortamdaki herkesi birer böcek gibi izleyen o mağrur duruşuyla oturuyordu. Bir kadeh viskiyi parmaklarının arasında çeviriyordu ama gözleri tek bir noktaya odaklanmıştı: Azra’ya.

Azra, adımlarını ona doğru yöneltti. Neden oraya gittiğini bilmiyordu, sadece bir çekim gücü, bir pusula ibresi gibi ona doğru sürükleniyordu. Selim, Azra yaklaştığında başını hafifçe kaldırdı. Gözleri, gece kadar siyah ve deliciydi.

“Yorgun görünüyorsun, Korkmaz,” dedi Selim. Sesi, kadife bir bıçak kadar pürüzsüz ama keskin. Azra duraksadı. İsmini bilmesi şaşırtıcı değildi, çevresinde her zaman onu gözleyen birileri vardı ama bu ses... Bu ses, sanki yıllardır duyduğu bir rüyanın yankısıydı.

“Sizi tanımıyorum,” dedi Azra, sesi biraz titreyerek.

Selim gülümsedi. Bu, içinde hiçbir sıcaklık barındırmayan, sadece dişlerinin parlaklığını öne çıkaran bir ifadeydi. “İnsanlar tanımadıkları şeylerden korkarlar, Azra. Oysa bazen korktukları şeyler, sadece geçmişte kalan bir borcun hatırlatıcısıdır.”

Selim ayağa kalktı. Uzun boyu, Azra’nın üzerinde bir gölge gibi uzandı. Azra, adamın teninden gelen, toprağı ve metalin soğukluğunu andıran o keskin kokuyu duyabiliyordu. Selim, aralarındaki mesafeyi bir tehdit gibi kapattı. Elini, hafifçe Azra’nın koluna, tam da o gümüş izlerin üzerine koydu.

Azra, teninde bir kıvılcım hissetti. Sanki dokunduğu yer değil, ruhu yanıyordu. Geri çekilmek istedi ama dizleri çözülüyordu. Selim’in parmak uçları, teninin ısısıyla o izlerin üzerindeki enerjiyi çekiyordu.

“Bu izler...” dedi Selim, sesi bir fısıltıya dönüşerek. “Seni kimin koruduğunu sanıyorsun? Bu izler bir kalkan değil, Azra. Onlar senin ölüm fermanın. Kanındaki o zehir, benim gibi olanları deli ediyor. Hem bir ilaç hem de bir son.”

Azra nefes nefese kaldı. “Sen... Nesin sen?”

Selim, dudaklarını Azra’nın kulağına yaklaştırdı. Konuştuğunda çıkan nefes, Azra’nın cildini buz gibi titretti. “Ben, atanın toprağa gömdüğü o adamım. İntikamın, seni öldürmeye gelmedi. Seni, damarlarındaki o kanın beni nasıl yok edeceğini izlemek için yaşamaya geldim.”

Tam o sırada, kulübün ışıkları aniden söndü. Müzik kesilmedi, sadece bir uğultuya dönüştü. Azra, karanlıkta Selim’in gözlerinin bir avcı gibi parladığını gördü. Adamın eli çenesine gitti, başını yavaşça geriye doğru eğdi.

“Şimdi,” diye fısıldadı Selim, dişleri Azra’nın boynundaki nabız noktasının hemen üzerinde geziniyordu. “Hangimizin daha çok acı çekeceğini görme vakti.”

Azra tam tepki verecekken, Selim’in diğer eliyle barın arkasından çıkardığı antik, gümüş işlemeli bir hançeri kendi avucuna sapladığını gördü. Kan, elinden damlayarak yere düştü. Koku... O koku odayı doldurduğunda, Azra kendinde olmadığını hissetti. Bilinci bulanıklaştı, yer ayağının altından kaydı.

Selim, kanayan elini Azra’nın dudaklarına doğru uzattı. “İç,” dedi büyülenmiş bir sesle. “Çünkü bu gece, sadece ikimiz hayatta kalacağız.”

Azra’nın dudakları, onun acı dolu kanına çarptığı anda, geçmişin tüm karanlığı odanın içine doldu. Kapadokya’daki o kazı alanında, aslında neyi uyandırdığını o an anladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.