“Benimle geliyorsun,” dedi Aron.
“Delirdin mi? Seni tanımıyorum!”
“Burada kalırsan birkaç gün içinde ölürsün.”
Ela onun gözlerine baktı.
Yalan söylemiyordu.
Ama yine de…
“Neden yardım ediyorsun?”
Aron cevap vermedi.
Aslında kendisi de bilmiyordu.
Dün gece Ela’ya ilk yaklaştığında içgüdüsü onu öldürmesini söylemişti.
Fakat başka bir şey daha vardı.
Daha güçlü bir dürtü.
Korumak.
Bu imkansızdı.
Vampirler korumazdı.
Hele bir insanı asla.
Tam konuşacakken Aron aniden gerildi.
“Geç kaldılar…”
“Kim?”
Aron pencereye baktı.
Karşı çatıda üç siluet vardı.
Gözleri kırmızı parlıyordu.
“Av başladı,” dedi Aron.
Bir saniye sonra Ela’yı belinden kavradı.
Dünya bulanıklaştı.
Rüzgar kulaklarını yırttı.
Bir anda başka bir binanın çatısındaydılar.
Ela titriyordu.
“Bunu… nasıl yaptın?”
“Hız.”
Aron gökyüzüne baktı.
“Artık geri dönüş yok, Ela. Vampir dünyası senin varlığını öğrendi.”
Ela fısıldadı:
“Peki ya sen… beni ne kadar koruyabilirsin?”
Aron ona doğru bir adım attı.
Normalde kalbi atmazdı.
Ama o an, göğsünde hayalet bir çarpıntı hissetti.
“Gerekirse bütün dünyayı karşıma alırım.”
O anda ikisi de henüz anlamadıkları bir gerçeğe yaklaşıyordu.
Gece, Ela’yı seçmişti.
Ama Aron’u da.