İçeriğe geç

GECE 00.00 TRENİ

Bölüm 4 · 3 dk okuma

GECE 00.00 TRENİ

Bölüm 4

2. BÖLÜM

Evet, bugün iş çıkışından birkaç saat sonra kardeşimin yanına, Antalya’ya gidecektim. Kardeşim şu an yirmi yaşındaydı. İki yıl önce Antalya’ya taşınmıştı çünkü çok istediği o meşhur üniversite Antalya’daydı. Yalnız hissetmemesi için bir hafta boyunca yanında kalacaktım.

Evden çıktım ve otobüs durağına doğru ilerledim. Otobüs durağında biraz bekledikten sonra otobüsüm gelmişti. Hastaneye otobüsle on dakikada gidiyordum. Bu iyi bir süreydi fakat trafik olduğu zaman gecikmekten kıl payı kurtuluyordum.

Kol saatime baktığımda saatin 08.50 olduğunu gördüm. Neyse ki trafik yoktu, yedi-sekiz dakikaya varırdık muhtemelen.

***

Dediğim gibi de olmuştu. Saat 08.57’de hastanenin önündeydim.

Çalıştığım hastane bayağı bir büyüktü. Dokuz katlıydı fakat çok moderndi. Bir apartmana benzemiyordu, daha çok ünlü iş insanlarının yaşadığı yüz katlı gökdelen havası veriyordu.

Hastanenin dönen kapısından içeriye girdim. Bugün günlerden perşembe olmasına ve saatin erken olmasına rağmen hastane bayağı kalabalıktı. Randevu almak isteyenler uzun bir sıra oluşturmuşlardı. Fazla bakamadan asansörlere ilerledim. Şansıma asansör bu kattaydı. Hemen bindim ve dokuzuncu kata bastım. Asansörde tek olabildiğime sevinmiştim çünkü asansör çıkarken aynada istediğim hareketleri yapabiliyordum.

Sonunda asansör dokuzuncu kata çıktığında indim. Kasım ayında olduğumuz için hava soğuk oluyordu, bu yüzden katta klimaları sıcak ayara getiriyorlardı. Etraf sıcacıktı ve sıcaklık beni mutlu ediyordu.

Kattaki herkes bana gülümseyerek selam veriyordu çünkü hastalar, doktorlar ve hastaların aileleri beni çok severdi. Aslında genel olarak insanlar tarafından sevilirdim.

Herkesin gülümsemeleri eşliğinde bana ait olan odama girdim. Kapının girişinde psikolog Güneş Varol adını gördüğümde hep kendimle gurur duyardım, tabii buralara gelmemde ailemin de -daha doğrusu annemin ve kardeşimin- çok katkısı vardı. Bana hep destek olmuşlardı.

Askılığımdan beyaz önlüğümü aldım ve üzerime geçirdim. Önlüğün altında kalan saçlarımı dışarı çıkardım ve belime dökülmelerine izin verdim.

Genelde bana çocuk ve genç hastalar gelirdi. Bazen sınav streslerinden dolayı, bazen korkularıyla ve kaygılarıyla nasıl başa çıkabileceklerini öğrenmek için veya içini dökmek için gelirlerdi. Hepsini büyük bir ilgiyle dinlerdim, dertlerini çözmek isterdim.

Bugün ise saat 10.00’da randevum vardı. Yani hastam birazdan gelirdi.

Dönen sandalyemde otururken kapı tıklatıldı ve asistanım Pelin hastaya içeri kadar eşlik etti. Asistanım çıktığında kafamı hastaya çevirdim.

Gelen hasta on dört-on beş yaşında gibi duran kahverengi saçlı ve ela gözleri olan, boyu yaşına göre oldukça uzun bir hastaydı. Gözlerinin altı şişmişti ve morluklar vardı. Bu tür morluklar uykusuzluktan olurdu genelde. Yüzü ise asıktı ve bayağı üzgün gözüküyordu.

Evet, böylece günüm onunla seansımla başlamış oldu…

***

“Evet canım. Lütfen bu söylediklerimi unutma ve kendine çok çok dikkat et. İki hafta sonra görüşürüz,” dedim ve bugünkü son hastayı da uğurladım.

Hasta çıktıktan sonra sandalyemde esnedim ve kol saatime baktım. Vay be! Zaman ne kadar çabuk geçmişti. Geldiğimde saat ondu, şimdi ise 18.00 olmuştu. Severek yaptığım bir iş olduğu için muhtemelen zaman çabuk geçmişti benim için.

Ayağa kalktım ve önlüğümü askılığıma astım. Telefonumu cebime attım ve kapıyı açtım. Bir hafta burada olamayacağım için kapıyı kilitledim. Tam kapıyı kilitleyip arkamı dönmüştüm ki karşımda müdür Ayşe Hanım’ı görünce irkilerek geriye çekildim. Ayşe Hanım ise bu halime kahkaha attı. Yine zindeydi belli ki. Ayşe Hanım hastanede bir tek benimle samimi konuşurdu.

Her zaman topuz yaptığı siyah saçları ve aynı renk gözleriyle kırk iki yaşında olmasına rağmen hâlâ çok güzeldi. Boyu benden beş santim kadar kısaydı.

Hâlâ gülerken omzuma vurdu ve, “Hemen de korktun ürkek ceylan,” dedi ve kahkahası tebessüme döndü. Ben de ona gülümsedim ve, “Ben burada bir hafta olamayacağım, Ayşe Hanım. Lütfen kendinize iyi bakın,” dedim. Ayşe Hanım saçlarımı okşayarak, “Asıl sen kendine dikkat et yavrum. Oralarda Ruslar falan vardır şimdi ha, belki oğluma güzel bir Rus gelin bulursun,” dedi ve yine güldü.

Ayşe Hanım’ın enerjisini hep anneme benzetirdim. Muhtemelen annem Ayça Varol olmasaydı annemin Ayşe Hanım olmasını isterdim. “Bulurum Ayşe Abla bulurum,” dedim ben de gülerek ve ona sarıldım. Sonunda ona veda ettim ve hastaneden çıktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.