“Güneş, uyan artık geç kalacaksın!”
Sabah annemin sesiyle yatakta sıçradım. Kabus görmüştüm fakat ne gördüğümü hatırlamıyordum. Tek bildiğim bende kötü bir etki bıraktığıydı.
Gözlerimi açtım ve sarı saçlarımı yüzümden çektim. Güneşin ışığı, perdesi açık penceremden yüzüme vuruyordu. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım ve yataktan kalktım.
Odamdan çıktım ve koridorun sonundaki lavaboya girdim. Saçlarımı dağınık topuz yapıp çeşmeyi açtım. Yüzümü yıkadıktan sonra lavabodan çıktım ve merdivenlerden indim. Annem ve babam mutfakta masaya oturmuş, kahvaltı yapıyorlardı.
Annem mutfak kapısının girişinde durduğumu görünce eliyle bana gel işareti yaptı. Masada annemin karşısına, babamın yanına oturdum.
Babam, her zamanki gibi yüzüme bile bakmadı. Kahvaltısını etmeye devam etti. Annem ise, “Ayy benim güzel kızım uyanmış mı!” dedi ve masanın üzerinden uzanarak yanağıma öpücük kondurup geri çekildi.
”Günaydın annecim,” dedim yorgun bir sesle ve kahvaltımı yapmaya başladım. Annemin aksine ben pek enerjik biri değildim. Annem ise sabah yeni uyandığında bile enerjik olurdu. Babam, yüzüme bile bakmazdı. Küçüklüğümden beri benimle hiç ilgilenmemişti. Annem bu adamın neyine aşık olmuştu merak ediyordum doğrusu. Gerçi yaşına göre epey yakışıklıydı ama kişiliği malesef iyi değildi.
Annem, “Uykunu alamadın mı yoksa bir tanem?” diye sordu. Evet, alamamıştım çünkü gece üçe kadar en iyi arkadaşım Meryem ile mesajlaşmıştım. Gece üçe kadar benimle eski sevgilisinin dedikodusunu yapmıştı, sonuç olarak beş saatlik uykuyla anca bu kadar enerjik olabiliyordum.
“Alamadım anneciğim,” diye mırıldandım. Annem, suratını asarak başını anladığını gösterircesine sallamakla yetindi.
Kol saatime baktığımda saatin 08.30 olduğunu fark etmemle yerimde sıçradım. İşe yarım saat kalmıştı! Anneme, “Anne, işe yetişmem lazım ellerine sağlık,” dedim ve yanağına öpücük kondurup aceleyle merdivenleri çıktım.
Odamın kapısını bir hışımla açtım ve dolabıma ilerledim. İçini açtım ve siyah dar bir bluz, altına da İspanyol paça pantolon alıp kapağını kapattım. Pijamalarımı çıkardım ve üstüme dolaptan aldıklarımı geçirdim.
Son olarak makyaj masamın karşısına oturdum. Yeşil gözlerimi daha belirgin yapmak için eyeliner çektim, dudaklarıma çok yoğun olmayan kırmızı ruj sürdüm, artık hazırdım.
Kalktım ve boy aynasından kendime baktım. Sarı saçlarım neredeyse kalçalarıma kadar gelmişti, 1.70 boyum giydiğim siyah topuklularla daha uzun olmuştu. Beyaz tenim dikkat çekiyordu. 23 yaşında bir kıza göre bence güzeldim. Çevremdekiler bana hep güzel derlerdi fakat benden daha güzel kızlar olduğunu düşünüyordum.
Üniversitede psikoloji okumuştum ve şu an çalıştığım hastanenin en iyi psikoloğuydum. Hastanenin müdürü Ayşe Hanım bana, ‘hem güzel, hem başarılı’ diyordu. Bu lafı ne zaman duysam hemen utanır ve orayı terk ederdim.
Aynaya bakmayı bıraktım ve odadan çıkıp aşağıya indim.
Babam salonda koltukta oturmuş, bilgisayardan işini yapıyordu. Muhtemelen uçak bileti kesiyordu. Babam işinde iyi bir turizmciydi. Fakat iyi bir baba değildi.
Annem ise kahvaltılıkları kaldırmış, bulaşıkları yıkıyordu. Annem meslek sahibi değildi. Ama olsaydı kesinlikle işinin en iyisi olurdu. Çünkü yaptığı her işi severek ve özenle yapardı.
Mutfağa girdim ve anneme, “Anne ben çıkıyorum,” dedim. Annem başını bulaşıklardan kaldırdı ve yanıma geldi. Bana sarıldı ve geri çekildiğinde saçlarımı okşayarak, “Bugün işten erken çıkmaya çalış olur mu? Antalya’ya gideceğin için seninle biraz daha vakit geçirmek istiyorum bir tanem,” dedi üzgün bir sesle. “Tamam annecim, senin için izin alırım,” dedim ve yanağına öpücük kondurup kapıya yöneldim.
Anneme son bir kez baktım ve evden çıktım.
