Odun kesecekler olarak bize söylenilen kulübenin önünde toplandığımızda bir süre bu etkinlik hakkında konuşmuştuk. Toplamda beş kişiydik. Duman, Batuhan, Selin, Masal bir de ben. Bu sürede biraz birbirimizi tanımıştık. Duman biraz asi bir karaktere sahipti, biraz da umursamaz. Yeşilimsi gözleri ve gri-siyah saçları vardı. Selin, tek kelimeyle büyüleyiciydi. Ailesi tanınan büyücülerdendi.
Kızın ikna edebilme kabiliyeti vardı, ailesinin çoğunun da bu tür güçleri olduğunu söylemişti. Belki gücü de bununla ilişkili bir şey olacaktı. Sarı uzun saçları vardı ve gözleri pembe-kırmızı arasında gidip geliyordu. Batuhan da uysal ve beyefendi birine benziyordu. Koyu sarı saçları ve kahverengi gözleri vardı. Ayrıca bebek yüzlü tiplerdendi. Masal ise biraz ilginçti. Mavi saçları ve açık mavi gözleri vardı. Konuşmaya başladığı an ortama ani bir sakinlik ve huzur yayılıyordu.
Biz biraz daha konuşurken Eren gözüktü. Bize doğru geliyordu. Demek ki bu etkinliğin gözetmeni oydu. Hatta o yüzden bana o lafı söylemiş olmalıydı.
Yanımıza vardı ve konuşmaya başladı.
-"Buraya geldiğiniz için üzüldüğünüzü tahmin edebiliyorum, kampçılar." dedi özellikle bana bakarak.
-"Ama bugün eğleneceğinize söz verebilirim. Öncelikle kızlar için şunu belirteyim. Odun kesmek için fiziksel bir güce ihtiyacınız olmayacak. Keseceğiniz odunlar sihirli olacağı için üzerinde bazı görevler ya da bilmeceler olacak. Eğer görevi tamamlar ya da bilmeceyi doğru bilirseniz oduna çok sert olmadan vursanız bile kendiliğinden kesilecektir ama görevi yapmayı reddederseniz ya da bilmeceyi yanlış cevaplarsanız odunlar yüksek bir ses çıkartıp kendiliğinden yanacaktır. Şimdi işaretli yerlerinize geçin. Ben hepinizle teker teker ilgileneceğim."
Kulübenin önündeki geniş açıklıkta ormana yakın en kenar kısımlarda yere beşer tane yuvarlak boyanmıştı. Herkes kendi adının yazdığı yuvarlağın üstüne geçti. Böylece birbirimizden en uzak köşelere yerleşmiş olduk. Odunlar önümüzde belirirken Eren'in Masal ile konuştuğunu gördüm.
Önüme gelen odun kenarlarından altın parıltılar saçıyordu. Üstünde de bir yazı vardı. Görev: Duman'ın yanına git ve ondan bir odun ödünç al. Bunun üzerine Duman'ın yanına doğru gittim.
-"Bana görev olarak senden bir odun ödünç almak çıktı. Bir tane verebilir misin, Duman?" diye sordum. O da hafifçe başını sallayıp bir tanesini verdi. Eren şimdi Selin'i de geçmiş Batuhan'la konuşuyordu. Odunu taşıyıp kendi yerime döndüm. Herhangi bir şey olmayınca Duman'dan aldığım odunu, adımın yazılı olduğu yuvarlağın üstüne koydum. Bir tak sesi geldi. Bunun üzerine elime baltayı alıp oduna sapladım. Odun bir anda ikiye parçalanmıştı. Hemen yanımdaki yığından bir tane daha odun önüme geldi. Sırası gelen her odundan parıltılar akıyordu.
Bunda da bir tane bilmece vardı. Bilmece: Çiçek dürbünüdür diğer adı, şaşırtır içine bakanı. Bir süre olduğum yerde düşündüm. Bilmecenin cevabını biliyordum ama adını tam olarak doğru hatırlamak istiyordum. Aklıma gelince "kaleydoskop" diye cevap verdim. Cevabımın üzerine yine bir tak sesi çıktı ve odunu kırdım. Tam o sırada Eren'in benim yanıma geldiğini gördüm.
-"İyi gidiyorsun, Doğa. Şimdiden iki tane kırmışsın."
-"Teşekkür ederim."
-"Çok da sıkıcı değilmiş ha, ne dersin?"
-"Beklediğimden kesinlikle daha eğlenceli çıktı." dedim gülerek.
Bunu dedikten sonra karşıma geçip kollarını bağladı ve yaptıklarımı izlemeye başladı.
İkinci odunu kırdığım için bir tane daha odun önümde belirdi. Bu sefer de bir görev çıkmıştı. En yakınımda Eren vardı bu yüzden ona doğru yürümeye başladım. Bir anda onun ne yaptığımı anlamadığını fark ettim. Elini tutarak bileğinden bir tane bileklik çıkarttım. Sonra geri yerime dönüp bilekliği bileğime taktım. Bir süre bekleyince yine tak sesi geldi ve baltayla vurdum.
Bu sırada Eren, Selin çağırdığı için onun yanına yardıma gitmişti. Önümde yine bir odun belirmişti ama bir anda kenarında durduğum ağaçların arasından bir ses duydum. Çığlık sesi gibi bir şeydi ama insandan geldiğini sanmıyordum. Ormanın çok içine girmeyecektim çünkü böyle bir tehlikeyi göze alamazdım. Henüz dört-beş adım atmışken yerde bir şey gördüm.
Her yer kıpkırmızıydı ve yerler kanla boyanmıştı. Bir şey ölmüştü daha doğrusu öldürülmüştü.
Lütfen yorum yapmayı ve bölüme oy vermeyi unutmayın!