Kan ter içinde kalmıştı bedeni. Kazmayı sert zemine her vuruşunda alnından yere ter damlıyor, göğüs kafesi sıkıntıyla inip kalkıyordu. Daha bir saat önce damarlarında akan zevk, yerini korkuya bırakmış, hastalıklı zihni çözüm arıyordu.
"Kimse bilmemeli, hem benim hatam değildi. Evet evet, bütün suç o büyük veledin. "
Beton zemin parçalandı, toprağa ulaşan kazmanın tepkisi artık daha yumuşaktı. "Biraz daha kazdım mı tamam. Müdire sorarsa kaçmışlar derim, kimse benden şüphelenmez. "
Gecenin siyahını aydınlatmak için yaktığı fenerin ışığında gölgesi duvara düşmüştü. Elindeki kazma inip kalkarken, ürkütücü görüntüsü kararmış ruhuyla bir bütün olmuştu. Sırıttı; "İyi plan yaptım ama, iyi iyi, kimse anlamayacak. "
Toprak artık diz boyuydu, mahzenin altından yukarı yansıyan gürültü, çalışan kalorifer kazanının gürültüsünde kayboluyordu. Dinlenmek için kazmayı baston gibi kullanarak belini doğrulttu. Hemen yakınında yatan iki çocuğa baktı. Nasıl da hareketsizdiler. "Seni piç kurusu, daha bir saat önce debeleniyordun, n'oldu şimdi? Gördün mü kim güçlüymüş.”
Ağzından bir topak tükürüğü cansız bedenin üzerine fırlatıp işine kaldığı yerden devam etti. Kazmayı her indirişinde ağzından hınk diye bir ses çıkıyordu. "Hamlamışım iyi mi, eh! Uzun zamandır böyle çalışmadım. İşim rahat, hem de istediğim zaman alabiliyorum. Burası cennet gibi. "
Güldü; bu iş ayağına geldiğinde bu kadar memnun olacağını tahmin etmezdi. Sadece bu gece, dört yıldan beri ilk kez sorun yaşamıştı. Yoksa korkardı onlar. Ayak seslerini duyduklarında, "Işıkları kapatın, gardiyan geliyor! " derlerdi. Duyulmasından korkmadan kahkaha attı. Kazdığı çukur boynuna gelmişti. Kazmayı bir kenara bıraktı, çukurun içinden çıktı. Çukurun kenarına oturup cebinden altın kaplama tütün tabakasını çıkardı. Az ışığın altında fark edilmese de sararmış parmağıyla sigarasını sardı. Cebinden çakmağını çıkarıp, karanlığa bir ışık çaktığında dumanın zevk veren nikotini ciğerlerine nüfuz etti.
Bütün kaygısı geçmişti. Başarmıştı işte, belayı başından def etmişti. Biten sigarasını çukurun içine attı. Ayağa kalktı, yerde yatan bedenlerden büyük olanı kollarından tutup çukura yaklaştırdı. Kollarını bıraktığı bedeni ayağıyla çukura yuvarladı. "Amma da ağırmış be! Bu çelimsiz bir şeydi önceden. "
Sıra küçük bedene geldiğinde zorlanmadan tek kolundan tutup çekiştirdi, yüz üstü düşen bedenin üzerine fırlattı. Çok az kalmıştı çok az, birazdan sonsuza dek onlardan kurtulacaktı. Küreği eline aldı, tedarikli gelmişti. Bahçıvan kulübesinden, Sait Efendi görmeden aşırmıştı. İşini bitirince aldığı yere bırakacaktı. Kimse görmeden, kimse bilmeden.
Çukurun içinden çıkardığı toprağı üst üste yatan bedenlerin üzerine attı. Her toprak atışında bedenler kaybolurken rahatlaması artıyordu. Zeminle aynı düzeye gelen çukur, mahzenin ortasında kara bir yama gibi durana dek toprak atmaya devam etti. Getirdiği çimento ve kireci karıştırıp harç yaptı, çukurun üzerine düzgünce yaydı. Artık eskisinden farkı kalmamıştı.
Betonun yeni olduğunu kimse fark etmezdi çünkü buraya girecek başka kimse yoktu. Öyle rahattı ki içi! Bu sır, sonsuza dek onda saklı kalacaktı. Kimse görmeyecek, kimse bilmeyecekti.








