3. BÖLÜM: KARANLIK SOKAKLARIN HARİTASI
Bacaklarımdaki kaslar yırtılırcasına yanıyor, ciğerlerime dolan buz gibi gece havası soluk borumu keskin bir bıçak gibi kesiyordu. Çıplak ayaklarım asfalttaki küçük taşlara, kırık cam parçalarına çarptıkça hissettiğim acı, vücuduma yayılan devasa adrenalin dalgası yüzünden silikleşip gidiyordu. Ama zihnim açıktı. Yıllarca ekran karşısında edindiğim o refleks, tehlike anında paniklemek yerine sadece çevreye ve hayatta kalma ihtimallerine odaklanmamı sağlıyordu.
Arkamdaki motosiklet sesleri hızla yaklaşıyordu. Motorların yüksek frekanslı kükremesi, dar sokakların beton duvarlarında yankılanarak her yönden geliyormuş hissi yaratıyordu. Işıklar, virajları aldıkça binaların yüzeyinde devasa, ürkütücü gölgeler dans ettiriyordu.
Mesajdaki talimat zihnime kazınmıştı: "Sokak lambalarını takip etme."
Aydınlatılmış ana caddenin başındaki sarı ışık hüzmesini gördüğüm an sağa, iki binanın arasındaki dar ve karanlık pasaj boşluğuna doğru saptım. Burası çöp konteynerlerinin, paslı demir boruların ve eski ahşap paletlerin yığılı olduğu zifiri bir karanlıktı. Çöp konteynerinin arkasına sindim, sırtımı soğuk ve nemli tuğla duvara dayayıp nefesimi tuttum. Elimi ağzımla kapattım; kalbimin göğüs kafesimi döven sesi sanki tüm mahallede yankılanıyordu.
Saniyeler sonra iki siyah motosiklet sokağın başından hızla geçti. Sürücülerin kasklarının vizörlerinde, karanlığı delip geçen kızılötesi veya gece görüşü olduğunu düşündüren küçük kırmızı noktalar parıldıyordu. Işığın altından geçip tam aksime, aydınlık yöne doğru devam ettiler. Beni fark etmemişlerdi.
Telefonum avucumun içinde tekrar titredi. Titreşim bile o sessizlikte bir patlama gibi gelmişti. Ekrana baktım:
"Aferin, PixelGhost. Haritayı okumayı biliyorsun. Ama bu sadece bir kaçış değil, bu bir görev."
Aynı anda ekrana karmaşık bir harita arayüzü yüklendi. Şehrin kıyısında kalan, yıllardır kullanılmayan eski sanayi bölgesinin krokisiydi bu. Haritanın ortasında, binaların tam kalbinde kırmızı bir nokta ritmik bir şekilde yanıp sönüyordu.
"Hedef: Depo No: 4. Süre: 15 dakika. Oraya ulaştığında ilk ipucunu alacaksın. Eğer geç kalırsan, oyunu kaybedersin ve bu oyunun cezası doğrudan sevdiklerine kesilir."
Gözlerim ekrandaki yazıda çakılı kaldı. Sesim boğazımda tıkandı. Bu kadarını bilemezlerdi... Benim evimi, odamı, günlük rutinimi ve hayatımdaki insanları nasıl bu kadar detaylı takip edebilmişlerdi? Zihnimdeki parçalar birer birer birleşmeye başladı; bu rastgele bir siber saldırı ya da sıradan bir şaka değildi. Benim hakkımdaki her detayı, en ince kılcal damarına kadar incelemiş, kişisel hayatımı adım adım kurgulanmış bir oyun haritasına dönüştürmüşlerdi.
İçimdeki korkunun yerini, dipte biriken yakıcı ve karanlık bir öfke almaya başladı. Dişlerimi birbirine kenetledim. Bir oyuncu olarak hayatım boyunca en nefret ettiğim şey, hile yapılması ve kuralların adil olmamasıydı. Ve bu herifler benim hayatımı bir piyon gibi oynatabileceklerini sanıyorlardı.
"Tamam," diye mırıldandım karanlığa doğru. Sesim artık titremiyordu. "İstediğiniz oyunu oynayacağız."
Çıkmaz sokaktan sessizce çıktım. Sokak lambalarının kapsama alanına girmeden, binaların gölgelerini ve ara sokakların karanlığını bir kalkan gibi kullanarak sanayi bölgesine doğru ilerlemeye başladım. Artık sadece köşe sıkışmış bir av değildim; hamle sırasının bana gelmesini bekleyen, haritayı kendi lehine çevirmeye çalışan bir oyuncuydum. Ve bu oyunun arkasındaki kişiye, gerçek bir finalin nasıl yazıldığını gösterecektim.