İçeriğe geç

Game Ower

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Game Ower

Bölüm 1

Bölüm 1

BÖLÜM 1: MAVİ IŞIĞIN GÖLGESİNDE

Odanın havası, saatlerdir çalışan kasa fanlarının sıcaklığı ve bayatlamış kahve kokusuyla ağırlaşmıştı. Yüzüme vuran soğuk mavi ışık, gecenin zifiri karanlığını bıçak gibi kesiyordu. Göz pınarlarım kuruluktan batıyor, ama bakışlarımı tek bir milisaniye bile ekrandan ayıramıyordum. Parmaklarım, mekanik klavyenin tuşları üzerinde bir piyanistin en zor konçertosunu çalması gibi refleksle, zahmetsizce ve kusursuzca hareket ediyordu.

Ekranın sağ üst köşesinde adım, “PixelGhost”, her zamanki gibi birinci sıradaydı.

Benim için bu bir eğlence ya da zaman geçirme aracı değildi. Dışarıdaki dünyanın karmaşasından, kuralsızlığından ve adaletsizliğinden kaçıp sığındığım tek kaleydi. Buradaki kurallar belliydi: Hızlı olursan yaşarsın, strateji yaparsan kazanırsın. Mantığın ve hızın hüküm sürdüğü bu dijital evren, kontrol edebildiğimi hissettiğim tek yerdi.

Saniyeler hızla akar, rakip oyuncuların isimleri birer birer listeden silinirken son hamleyi yapmaya hazırlandım. Turnuvanın büyük ödülüne, aylardır sürdürdüğüm mücadelenin zirvesine sadece tek bir tık uzaklıktaydım. Zafere ulaşmanın getirdiği o tanıdık, soğuk tatmin hissi içimi kaplamaya başlamıştı ki…

Ekran aniden karardı.

Işık bir anda kesilince oda koyu bir karanlığa gömüldü. Kulaklıktan gelen oyun müzikleri ve patlama sesleri kesildi; yerini uğultulu bir sessizliğe bıraktı. Siyah ekranda kendi yorgun, gözlerinin altı morarmış yansımamla baş başa kaldım.

Öfkeyle karışık bir şaşkınlıkla kulaklığı çıkarıp masaya bıraktım. "Yine mi sunucu çöktü?" diye mırıldandım. Tam bilgisayarın güç düğmesine basıp sistemi yeniden başlatmak için kasaya uzandığım sırada, monitörün tam ortasında keskin, kan kırmızısı harfler belirdi.

Font, standart bir sistem yazılımına ait olamayacak kadar pürüzsüz ve yabancıydı:

"KAZANMAK BİR İLLÜZYONDUR."

Kaşlarımı çattım. Bir siber saldırı ya da turnuvayı hazmedemeyen bir rakibin virüslü yazılımı olabileceğini düşündüm. Mouse’u hırsla salladım, Esc tuşuna üst üste bastım ama ekran hiç tepki vermedi. Kırmızı yazılar yavaşça silindi ve yerine yenileri belirdi:

"GERÇEK SEVİYE YÜKLENİYOR..."

Ekranın sağ üst köşesinde koyu kırmızı renkte bir geri sayım sayacı çalışmaya başladı: 00:59... 00:58... 00:57...

Sistem kilitlenmişti. İçimde sebebini çözemediğim, mantığımla açıklayamadığım huzursuz bir ürperti belirdi. Odadaki hava bir anda birkaç derece düşmüş gibi geldi. Tam o sırada, masanın üzerinde duran akıllı telefonum sert bir titreşimle yerinden oynadı.

Sadece bir bildirim sesi değil, uzun ve monoton bir uyarı tonuydu bu.

Ağır adımlarla telefona uzandım. Ekranı açtığımda gelen bildirimle tüylerim diken diken oldu. Mesaj, ekranda görünmeyen, gizlenmiş bir numaradan gelmişti. Eke tıklayıp fotoğrafı açtığımda kanımın damarlarımda donduğunu hissettim.

Fotoğraf, tam da şu an oturduğum açıyı gösteriyordu. Masam, bilgisayarım, sırtım, üzerimdeki siyah hırka... Fotoğraf, odamın kapısının hemen dışındaki koridorun karanlığından, kapının aralığından çekilmişti. Canlı bir yayının ekran görüntüsü gibiydi.

Fotoğrafın hemen altında tek bir cümle yazıyordu:

"Sanal dünyadaki tüm canların bitti. Şimdi gerçek hayattaki tek canınla oynuyorsun. Süre dolmadan kapıyı aç, yoksa senin için 'Game Over'."

Monitördeki sayaç hızla geri saymaya devam ediyordu: 00:21... 00:20...

Kalbim göğüs kafesimi patlatacakmışçasına çarpmaya başladı. Şakaklarımda zonklayan kanın sesini duyabiliyordum. Mantığım bana bunun çok gelişmiş bir illüzyon, bir şaka olduğunu söylese de biyolojik koruma içgüdülerim panikle çığlık atıyordu.

Ayağa kalktım. Sandalye geriye doğru devrilerek parkenin üzerinde tok bir ses çıkardı. Gözlerim monitördeki sayaç ile odanın hafif aralık duran karanlık kapısı arasında gidip geliyordu.

00:08... 00:07...

Derin bir nefes aldım. Masanın üzerindeki ağır metal kalemliği sağ elime sıkıca kavradım. Adımlarım benden bağımsız bir şekilde kapıya doğru ilerledi. Zemin soğuktu, çıplak ayaklarım pürüzsüz ahşaba basarken her adımım kendi içimdeki korkuyu büyütüyordu.

00:03... 00:02...

Kapının kuluna uzandım. Metal soğuktu. tam o anda, kapının hemen arkasından, koridorun zifiri karanlığından gelen hafif, hırıltılı bir nefes sesi ve tahtaya gıcırdayarak batan sert bir şeyin gürültüsü duyuldu.

Monitörden mekanik ve tiz bir bip sesi yükseldi. Süre dolmuştu.

Arkamdaki ekranda devasa harflerle son mesaj belirdi:

"GAME OVER. BAŞLADI."

Kapı kolu elbisemin altından kendi kendine aşağıya doğru kaydı.

Bölüm sonu

1 yorum