İçeriğe geç

Galinarael

Bölüm 2 · 18 dk okuma

Galinarael

Bölüm 2

2~ Kaybedilen anılar ve tanışma

İnce ince yağmaya devam eden yağmur, bıçak gibi tenime düşüp kesiyormus hissi yaratarak beni içten içe titretiyordu ve ben çok üşüyordum pèlerinime daha sıkı sarıldım daha sıkı kapattım gözlerimi ayın ışığı yüzüme ve yanımdaki göle yansırken gözlerimi açma gereksinimi duymadan gece olduğunu anlamıştım. Yapamıyordum gözlerimi açıp göldeki yansımama bakamıyordum düşüncelerimden arınamıyordum oradaki ben değildim o benim gerçek yüzüm değildi taktığım maskelerden biriydi sadece ve hiç kimse gerçek beni görmemişti. Peki ya bu bir problem miydi? Bu benim problemim miydi?

Yaslandığım ağaç birden sarsılıp bir kaç yaprak yüzüme düşünce ister istemez gözlerimi açmak zorunda kaldım ve o’nu gördüm benimki gibi saf beyaz saç tutamları gözünün üzerine düşmüş kalbindeki güzellik yüzüne yansımış gibi görünüyordu bir o kadar bana benzerken benden çok farklıydı üzerindeki kıyafetleri inceledim soyluların giydiği türden değildi ama tamamen kusursuzdu.

“Sende kims-”

“Shhh! Sessiz olsana, beni bulacaklar .“ ismini bilmediğim benim yaşıtım gibi görünen o kız işaret parmağını dudağının üzerine bastırıp kaşlarını çatıp fısıldayarak söylemisti bunu ilk olarak gözlerine baktım saf bir maviye sahipti saçlarını inceledim omzunun biraz aşağısına dökülüyor beyaz saç tutanları onu oldukça güçlü gösterirken asillik katıyordu bir soyluya benziyordu ancak onu daha önce hiç görmemiştim içimizden biri değildi bizden çok daha farklıydı düşünülenin aksine saf bir güzelliğe sahipti göz kamaştırıcıydı davranışları ise.. oldukça tuhaftı.

Neden bilmiyorum ama uyum sağlama gereği duydum ve yanına yaklaşıp bende fısıldayarak konuştum hala yağmur yağıyordu ve bu kız burada olmaya devam ettiği sürece kesinlikle hasta olacaktı, ailesi yok muydu? Benim gibi evini mi terk etmişti?

“Seni kimler bulacak?”

“Annem ve babam tabii ki.”

“Yani ailen mi?”

“Evet! Saklambaç oynuyoruz, sende oynamak ister misin?”

“Hayır” Bu garip kızın yanından ayrılıp oturduğum ağacın önüne tekrar oturdum ve gözlerimi kapattım ancak omzumda hissettiğim ağırlıkla gözlerimi açmak zorunda kaldım gözlerimi açtığımda o garip kız benim Omzuma başını yaslamış üzerime örttüğüm pelerinimi çekistiriyordu ne yaptığına anlam verememiş bakışlarla onu izledim ve bende pelerinin diğer tarafını sıkıca tuttum

“Hadi ama! pelerinini benimle paylaşmayacak mısın?”

“Evet, paylaşmayacağım.”

“Tanrı aşkına çok kabasın dışardan ise oldukça cömert görünüyordun ancak bir pelerini bile çok görüyorsun hava soğuk ve üşüyorum.”

“Bunu evini terk etmeden önce düşünmen gerekmez miydi?”

“Sanırım.” Sanır mısın? Tanrı aşkına bu kız benimle dalga mı geçiyor? Pelerinimi çekiştirmeyi bırakmıyordu ve bende bırakması için sertçe kendime doğru çektim ismini bile bilmediğim garip kız canının yandığını belli eden bir ses çıkarıp kafasını tuttu ona baktığımda bana kaşlarını çatmış ve sinirli bir şekilde bakıyordu kafasını ağacın gövdesine çarpmıştı gülmemek için kendimi açıkçası zorlamam gerekmişti.

“Kitaplarda olan şu romantik sahnelerinden birini yaşayıp beyaz atlı prensimi bulduğumu düşünmüştüm ancak lanetimi bulmuşum!” kafasını ağaca vurduğunda düşen elmalardan bir tanesini aldı ve kafama hedef alarak bana fırlattı.

“Kitaplarda olan romantik sahneler ve beyaz atlı prens bulmak mı? ne tarz kitaplar okuyorsun sen hemde bu yaşında?” Bana attığı elmayı havada tutarken gözlerinin içine bakıp gülümsedim kaslarını kaldırdı ve elimde tuttuğum elmaya dik dik bakmaya başladı bir ısırık alıp sırıttım

“Hedefi iyi almıştın ama benim kadar iyi değilsin.”

“Gereksiz sinir bozucusun hm şimdi romantik sahnelere gelirsek bunlar genelde unutulmaz tanışma sahneleri oluyor yağmur yağarken çocuk kıza şemsiye uzatıyor sonra bir şekilde arkadaş oluyorlar sonra birlikte yemek yiyorlar sonr-”

“Sana hiç çok garip bir kız olduğun söylendi mi?”

“Çok kez” Elini bana doğru içten bir şekilde gülerek uzattı. “İsmim Luna ismimi sorma tenezülünde bulunmadın ancak ben yinede seninle tanıştığıma memnun oldum romantizmden uzak aptal çocuk”

Gülümsemeye çalışarak bana uzattığı elini sıktım kibarlıktan dolayı bu gerekirdi sanırım babam sarayda herkese karşı kibar ve centilmen davranmam gerektiğini söylerdi. Sarayda değildim ve kibarlık kavramının sınırını geçeli baya olmuştu sanırım “Bende memnun oldum küçük ay, bu sende kalabilir üzerimdekiler kalın” 10 dakika boyunca çekistirmeye devam ettiği pelerini onun üzerine bıraktım.

“Küçük ay değil adım Luna”

“Küçüksün ve isminin anlamı ay, küçük Aysın ve ayrıca ben romantizmden uzak aptal çocuk değilim bana böyle seslenemezsin.”

“Küçük değilim seninle aynı yastayım sana böyle seslendim çünkü hala bana kim olduğunu söylemiyorsun.”

“Benden kısa olman küçük olman için yeterli ve sana kim olduğumu söyleyemem affet beni küçük ay” gülümsedim, gülümsedi ama sorgulamadı konuyu değiştirmeye çalıştı ve bunu benim için yaptı bu garip kız beni gerçekten güldürebiliyordu.

“Madem pelerinini bu kadar kolay verecektin neden 10 dakikadır cekistirmeye devam ediyorsun?”

“Pelerinim değerli, annemden kalan tek şey bu”

Bir süre sessiz kalması gerekti pelerini geri verip vermemek arasında kaldığına şahit oldum ancak soğuktan titriyordu ve yağmur yağmaya devam ediyordu.

“O halde benimle değerli bir şeyini paylaştığın için teşekkür ederim” Ayağa kalktı ve elbisesinin eteklerini tutarak eğilip önümde selam verdi. Gülerek geri oturması için elimi uzattım, elimi nazikçe tutup geri yanıma oturdu. Gözlerini yakından izleme fırsatı bulmuştum doğal bir maviye sahipti gözleri, gözlerinin ışığı sönmemisti ama bir burukluk taşıyordu içinde kaybolduğum gözlerinde onun gözleri duygusal bir melodi mırıldanıyordu ama insanı güldürebiliyordu.

Uzun süre onu izlediğimi farkettiğim zaman hafifçe bir tebessüm edip tekrar ağaca yaslandım Luna ise gölün yanına gitmiş dizlerini kırarak oturup göldeki ayın yansımasına bakıyordu elini ayın yansımasının üzerine uzattı avucunu kapattı ayı avucunun içinde kalbinde taşıyordu ama bundan haberdar olan tek ailesi onu terketmişti. ağabeyini kaybettiğinden beri yine yapayalnız kalmıştı. Küçük ay lanetlenmiş varise döndü mavi gözlerinde göz yaşları yüzünde buruk bir gülümseme vardı.

“Saklambaç oyununu kazandım.” Dedi kendini oturduğu yere bırakıp lanetlenmiş varisin gözlerinin içine bakarken. Herhangi bir şey arıyordu bir kurtuluş belki yeni bir aile ama birilerine ihtiyacı vardı.

Luna- Adonisin yanına gelmeden önce

Bu sabah o’nun ortaya çıktığı 6. Gündü tekrardan güneş doğmuştu lanet olası bir günün başlangıcıydı babam bir madenciydi saraylarla ve soylularla iç içeydi değerli taşları para giysiler ve yiyecekler karşılığında soylularla takas ediyordu bu yüzden neredeyse bir soylu olarak büyüdüğüm söylenebilirdi günümün çoğunluğunu evde camın yanına oturup kitap okuyarak geçiriyordum ancak bu sıralar içimde iyi bir hisin olduğu söylenilemezdi kaşınan bileğimi kaşıdım iz belirginleşiyordu ne olduğundan bile tamamen emin olmadığım ay sigiline baktım annem ile bugün kasabaya inecektik almamız gereken şeyler vardı babam akşamdan madende kalmak zorunda olduğu için yalnızdık.

Gri, kollarının bilek kısmında çiçek işlemeleri olan elbisemi giydim. Elbisenin etekleri dalgalı bir şekilde gidiyordu ve dizimin biraz üzerinde kalıyordu ancak bu elbise benim için oldukça büyüktü babam değerli bir kaç taş ile takas edip bu elbiseyi almıştı sonucunda beyaz bir kemeri belimi sarması için takmam gerekti son olarak siyah uzun eldivenlerimi elime geçirdim ve bileğime kadar çektim aynaya geçip kendime baktım ve yüzüme bir gülümseme yerleştirmeye çalıştım içimde olan bu kötü hisle beraber bu oldukça zor olmuştu.

Annemin yanına gittiğim de bizim için yine her zamanki gibi güzel bir kahvaltı hazırlamıştı gülümseyip yanına oturdum.

“Günaydın anne.”

“Günaydın Luna’m”

Annemle açıkçası pek konuşmazdık sabahları günaydınlaşır ardından tüm gün odama kapanır babamın gelmesini beklerdim hava açık olduğu zaman teleskop ile uzayı yıldızları ayı izlerdik bende buydum.

“Bugün kasabaya ineceğiz değil mi anne?”

“Bugün olmaz Luna’m kasaba da işler karışmış kimsenin evden çıkmaması isteniyor. kralımız anons yaptı kurala uymayanlar cezalandırılacakmış beklenmeyen bir gölge saldırısı olmuş.”

“Başka bir zaman.”

“Ama söz vermiştin.” kahvaltımı ederken olaylara anlam vermeye çalışıyordum ve tabii ki hiç bir şey anlamıyordum kesinlikle kasabaya inip bakacaktım. Yasak olsa bile..

Kahvaltıdan sonra her zamanki gibi neredeyse hiç konuşmadık odama döndüm ve camın yanındaki sandalyeme oturup kitap okuyarak zamanın geçmesini bekledim zaman geçmiyordu güneşin tepeye yükselmesini bekliyordum öğlen olduğunda annem odasına kapanır ve beni asla içeri sokmazdı ve genelde ana kapı kilitli olmazdı.

Hasır çantamın içine bir hançer, bir şişe su ve bir kitap aldım sadece kasabaya inecektim olurda bir gölge ile karşılaşırsam en azından hançerimi sadece bir iki kez sallarsam hasar vereceğimi düşündüm ancak bu gölgelerin nasıl bir seye benzediğini bilmiyordum, onlardan nasıl kaçılır bilmiyordum, insanlara verdikleri zarar ne türdendi bilmiyordum. Gölgeler ve ışıklar hakkında hiç bir şey bilmiyordum.

Bildiğim tek şey ışıkların bileğinde bir sigil oluyordu bende de vardı bir ay şeklindeydi ve kesinlikle çok kaşınıyor günden güne daha çok belirgin hale geliyordu, düşünürken dağın yarısını inmiştim ve kasabaya baya yaklaşmıştım umarım tanrı beni korurdu ve hiç bir gölgeyle karşılaşmadan ne olduğunu öğrenebilirdim.

Kasabanın içine tamamen girdiğimde soğuk bir rüzgar etrafımı sarmaya başlamıştı buranın aurası hoş değildi kesinlikle bir şeyler olmuştu ve bize tam olarak kimse hiçbir şey söylememişti her yerde tezgahlar ve tezgahtar olan kasabanın neşesi yoktu insanlar kendilerini evlere kapatmıştı tüm perdeler kapalıydı etrafı izlerken ilerliyordum buraya doğru geldiklerini ayaklarını yerlere vurdukları da anlayabileceğiniz at sesleri duydum bir ya da tahminen iki taneydi üzerinde de sarayın muhafızlarından olmalıydı at hareket ederken muhafızların ağır zırhları ses çıkarıyordu beni görmemeleri için bir ara sokağa saptım tahminlerimin hepsi doğru çıkmıştı 2 muhafız at üzerinde dümdüz ilerliyordu koşarak onları takip etmeye başladım atlar o kadar hızlı değildi ve nereye gittiklerini yerde bıraktıkları izlerden farkediyordum buraya gelirken ormandan geçtiklerini varsaydığımızda nalları çamur izleri bırakıyordu nerdeyse 50 metre koşmuş olmalıyım ki nefes nefese kalmıştım bir ağaca yaslandım soluklanıp su içtim o sıra 20’den fazla atlı muhaffız ve 3 at arabası bir yetimhanenin önünde durmuştu bir kaç muhaffız ise yolu kapatmaya gitmişti. Kral da karşımdaydı ve yetimhanenin içinden bir.. ceset çıkarıyorlardı! Ne konuştuklarını duymak için biraz daha yaklaştım ama kesinlikle korkudan tüm bedenim buz kesilmişti ve titriyordum gerçekten burada biri öldürülmüştü ve bu bir gölge saldırısıydı gölgelerin hiç bir zaman bu kadar tehlikeli olacağını düşünememiştim.

“Yani sen buranın güvenliğisin ve buraya kimin gelip kimin gittiğinden bile emin olmadığını söylüyorsun öyle mi?” muhaffız sinirle elindeki mızrağı yere vurdu ve güvenliğe doğru doğrulttu.

“Efendim gerçekten bugün içinde buraya kimse gelmedi sadece ben ve.. bayan frause.”

“O halde belki Frause’u sen öldürdün ve suçu bir gölgeye attın, bundan emin olamayız.”

Muhafızın yanında duran başka bir muhaffız miğferini çıkarıp, yüzünü ortaya çıkardı. “Sende biliyorsun henry gizemli ölümler her zaman gölgenin suçu olarak kayıtlara geçer.”

“Onu gördüm! Şimdi hatırladım bu sabah henüz öğlen olmadan içerisi birden fazla karardı soğuk bir rüzgar çıktı bayan frauseun iyi olup olmadığını kontrol etmek için odasına girmeye çalıştığım anda kapısı ise kilitliydi yedek anahtarı almak için depoya indiğimde içerideki kötü hava dağıldı kapıyı açıp içeri girdiğimde bayan frauseun cansız bedeni ile karşılaştım ancak camın orada siyah belirsiz bir silüet gördüm!” Güvenlik sesini duyurmaya çalışıyordu ancak kimse onu dinlemiyordu bileklerine bir adet kelepçe takıldı ve muhaffız tarafından bir at arabasının içine koyuldu sessiz olmazsa sorgulanmadan zindanlara atılacağı ve ölüme terk edileceği ile ilgili tehditler adının başka bir muhaffızdan duyduğum henry tarafından edilmişti.

Kral diğer bir at arabasına bindi ve bu şekilde 2 at arabası da harekete geçmişti son at arabası ve en fazla 5 muhaffız kalmıştı bayan frauseun cansız bedenini dikkatli bir şekilde at arabasının içine koydular iki muhaffız atların üzerine geçerken biri at arabasının içine geçti ve diğer ikisi ise yetimhaneyi mühürledi ardından onlarda geldikleri sarayın yolunu tuttu. sokakta tek başıma kaldığımda saklandığım yerden çıktım hasır çantamdan hançerimi çıkardım ve yetimhanenin kapısına gittim.

“Hadi Luna bunu yapabilirsin.” Hançeri sertçe tutma kısmından tuttum elim titriyordu ve yumruk yapmaktan avuxumun içinde uzun tırnaklarım iz bırakmıştı ancak iki kez düşünmeden yetimhanenin kapısının üzerine yapıştırılan kağıdı hançer yardımıyla çarpraz bir şekilde kestim ardından henüz ıslak olan mühürü hançer ile kırdım kağıdı kapıdan tamamen söktüm ve yere attım ahşap kapının üzerinde derin bir çarpı izi kalmıştı. Yetimhaneden içeri girdiğimde kapıyı arkamdan kapattım içerisi oldukça normaldi yatakların bulunduğu karşılıklı yaklaşık 5 oda vardı biraz daha düz ilerlediğimde ise çok büyük olan bir yemekhane vardı renk renk masalar sandalyeler ve oldukça büyük bir tezgah vardı üzerinde ise boş olan yemek kapları. Alt katı tamamen incelediğimi düşündüğüm için üst kata çıkma kararı aldım bayan frause’un odasının da orda olması gerekti merdivenleri yavaş yavaş çıktığım sıra oldukça ses çıkarıyorlardı ve açık bir şekilde bu beni germişti bu yetimhanenin kaç yıllık olduğunu merak ediyordum. Üst kata çıkıp biraz ilerlediğimde üzerinde müdür yazılı bir oda buldum kapı tahmin ettiğim gibi kilitliydi anahtarı çevirdim ve içeri girdim beni oldukça büyük bir kitaplık karşıladı ardından ise bayan frause’un çalışma masası etrafı biraz incelediğim zaman her şey oldukça normal görünüyordu burada biri öldürülmüş gibi durmuyordu hiç bir iz yoktu. Kitaplığa yaklaşınca oldukça sok oldum bir sürü kitap vardı ve hepsi ışıklar, gölgeler, elementler ile ilgiliydi bir karıştan daha kalın ansiklopediler vardı kesinlikle her biri 1000 sayfa olmalıydı. Bayan frause'un masasına baktığımda bir kaç ok, kılıç ve mızrak resmi ile karşılaştım neler olduğuna anlam veremiyordum bu kadar çok kitap elementler, ışıklar, gölgeler, kılıçlar, mızraklar ve oklar bayan frause'un sıradan biri olmadığı oldukça açıktı.

Başka bir rafa elimi uzattığım sırada ise boynuma dayanan hançer nefesimi kesmeye yetti.

“Kıpırdama.”

Kıpırdayabileceğimi açıkça sanmıyordum tüm bedenim tekrardan buz kesti korkuyordum ama öylece beklemeyi düşünmüyordum kapıdaki mühürü kırdığım hançeri cebimden çıkardım ve arkamı dönüp tüm gücüm ile karşı saldırıda bulundum.

Hiç bir yara almamıştı ve basit bir hamlesi ile beni dizlerimin üzerine düşürmeyi başarıp kolumu sırtıma bastırmıştı ardından hançerimi aldı ve yere attı. Tanrı aşkına en azından yüzünü görebilsem ne olurdu ki?

“Kıpırdama dedim kendini öldürmeye çalış demedim.”

“Kimsin sen ve ne istiyorsun?” Kolumu bırakmıştı ve ayağa kalkmama izin vermişti ona döneceğim sırada tekrar hançerini boğazıma dayadı.

“Arkanı dönmeye çalışmaya cüret edeyim deme sakın. Kim olduğuma gelirsek insanlar ve tanrı tarafından lanetlenen bir varisim.”

“…” sessiz kalma gereği duydum arkamı dönmeye cesaret edemedim.

“Almam gereken bir kaç kitap var onun dışında sen beni görmedin ve ben seni görmedim buraya girmeye cesaret edebildiğine göre senin de benden bir farkın yok, suçlu musun? yoksa hırsız mı?”

“Merak ettim ve sadece buraya geldim hırsız ya da bir suçlu değilim elbette!”

“Ancak mühür çok profesyonelce kırılmıştı.” Karanlık yüzünün ardında bir sırıtış gördüm.

“Kasabanın yukarısındaki dağda yaşıyorum sıradan biriyim suçlu değil sorgulamayı bırakacak mısın?”

“Hayır.” Rafları inceliyor çantasına bir kaç kitap koyuyordu ancak bir o kadar sessiz ve yavaş hareket ediyordu yüzünü göremiyordum pelerini ile yüzünü kapatıyordu ve ben kıpırdayamıyordum bile.

“Anladım o halde ben gidiyorum.”

“Gidebileceğini söylediğimi hatırlamıyorum.”

“Gidebilmek için senden izin aldığımı hatırlamıyorum.”

“Ya fazla cesursun ya da aptalın teki, aptallarla işim olmaz merak etme sadece önüme çıkma ve işime karışma yeter.”

“Hayır karşında bir aptal yok.” Daha önce saldırmayı denediğimde başarısız olduğum ve ardından lanetlenmiş varisin yere attığı hançeri yerden aldım ve arkası dönük bir şekilde kitapları incelerken yanına gittim.

“Beni öldürmeye gerçekten bu kadar niyetli misin?” Yüksek sesli bir kahkaha attı arkası dönük bir şekilde ayağa kalktı ve ellerini havada teslim olurmuş gibi kaldırırken tuttuğu hançeri yere bıraktı. “Dene o halde.”

Hançerin tutma kısmını tamamen elime yerleştirdim ve tüm gücümle üzerine koşup saldırdım ancak etrafta göz gözü görmeyecek şekilde siyah bir duman belirdi gözlerimi kapatıp öksürmeye başladım hançeri sapladığım yer ise ışıklar ile ilgili bir kitaptı farketmeden hançeri oraya saplamış olmalıydım o ise gitmişti arkama döndüğümde kimse yoktu ardından etraftaki siyah duman bir araya gelip karşıma karanlık bir silüet olarak ortaya çıktı hançerimi saplandığı kitaptan çıkarıp bir kaç adım geriledim başımı kaldırıp karşımdaki belli belirsiz siyah silüete baktım tanrı aşkına bu da neydi, ve az önceki kişi nereye kaybolmuştu? Hançerimi sıkıca tutuyordum bundan sonra ise ne yapacağımı bilmiyordum etraftaki auranın hoşuma gittiği söylenilemezdi ve içimden bir his bunun bir gölge olduğunu söylüyordu.

Gözlerimi kapatıp tanrıya bana yardım etmesi için dua etmeye başlamıştım karşımdaki silüeti inceledim bir o kadar çok insan bedenine benziyorken bir o kadar sıradan bir gölge gibiydi kalp kısmında bir boşluk vardı etrafında ise siyah bir duman vardı aurası karanlıktı, korkutucuydu sakin kalmalıydım gölgenin yanına yaklaşmak için üzerine doğru bir kaç adım attım korkuyordum ama aynı zamanda soğukkanlı yaklaşıyordum adımlarımı hızlandırdım ve hançeri gölgenin kalbinin üzerine sapladım boşluk değildi bir şeye saplanmıştı ardından göz gözü görmeyecek kadar büyük bir ışık patladı kendimi kitaplığın bir köşesine savrulurken buldum gözlerimi zorla aralayıp baktığım zamanda ise kalbi donmuş yaratık ortadan kaybolmuştu ve siyah duman tamamen dağılmıştı gerisi benim için oldukça karanlıktı.. başımı vurduğum için kendimde değildim hareket edemiyordum buraya doğru gelen adım sesleri duydum. Yalvarırım tanrım aynı kişi olmasın.

Yavaş adımlarla bana yaklaştı ve bu sefer başındaki pelerinini çıkardı uzanıp savrulan hancerimi almaya çalıştım ancak ayağıyla elimin üzerine bastırdı ve yerdeki Hançerimi kendi aldı.

“Seninle ilk tanışmamız bu olmayacak küçük ay. Bu yüzden adonis ile tanışmanın keyfini çıkar, lanetlenmiş varis olarak bir gün hayatını, aileni kaybedeceğin gibi sonsuza kadar kaybedeceksin. Her şeyini senden alacağım.”

“Ve sen bugün yaşadığın şeyleri senden geri almayacağım ama benim ile ilgili her şeyi unutup derin bir uykuyla buluşacaksın dinlenmenin tadını çıkar çünkü senin için geleceğim küçük ay.”

Adımları benden uzaklaştı bahsettiği hiç bir şeyden anlayamıyordum ardından zihnim gözlerim gibi bulanıklaştı ağırlaşan göz kapaklarım kendi kendine kapandı.

Tekrar gözlerimi aralayacak duruma gelebildiğim de beni karşılayan ilk şey tepemdeki ay oldu çimenlerin üzerinde yatıyordum tepede ise ay ve yıldızlar vardı doğrulup oturur pozisyona geldim nerede olduğumu sorguladım hiç bir fikrim yoktu ve burası neresi onu da bilmiyordum. Ayağa kalkıp etrafı inceledim hala kasaba içinde olmalıydım.

“Luna burada ne yapıyorsun?” Duyduğum tanıdık sese döndüm babamdı ayağa kalktım ve ona sarıldım.

“Burasının neresi olduğunu bilmiyorum baba sadece biraz dolaşmak için dışarı çıkmıştım, çok korktum!” neredeyse gözlerim dolmuştu babam beni sıcak kucağına çekti ve eğilip sıkıca bana sarıldı gülümsedim ve bende ona sarıldım.

“Madenimin önündesin ve korkacak bir şey yok ancak annen seni merak etmiş olmalı hadi eve dönelim güzel kızım.” Alnımı öptü ve saçlarımı düzeltti ardından babam ile birlikte tekrardan eve doğru gitmeye başladık.

.

.

.

Eve geldiğimizde annemin korkmuş ve endişeli yüzü ile karşılaştım.

“Luna’m neredeydin kızım sen tanrı aşkına iyisin çok korktum senin için neden böyle yapıyorsun…?” annemi rahatlatmak için sarıldım ve gülümsedim

“İyiyim anne, endişelenecek bir şey yok.”

“Eminim açsındır baban da öyledir gelin size bir şeyler hazırlayayım ardından güzelce uyuyup dinlenirsiniz.”

Sessizce başımı salladım ve annemle beraber mutfağa gittik bizim için yiyecek bir şeyler hazırlarken sadece masada oturuyordum oldukça yorgundum halsiz ve bitkindim bugün yaşadığım şeyler benim için oldukça fazlaydı ancak bunları kimseye anlatmaya cesaretim yoktu sadece uyumak istiyordum.

Ailemle yediğim akşam yemeği gülerek geçmişti ama o da bitmişti. Annem her zaman ki gülümsemesiyle yanıma geldi saçlarımı okşayıp alnımı öptü ve bana sıkıca sarıldı bana ne kadar değer verdiğinden ve benim için korktuğundan bahsetti babam gülümseyerek bizi izliyordu keske annem sadece babamın yanında böyle olmasaydı bu beni daha çok mutlu ederdi ve beni sevdiğine o zaman İnanabilirdim yemekten sonra tekrardan odama döndüm annem ve babamın benim hakkında konuştuğunu duyuyordum ama ne hakkında konuştuklarını anlayamıyordum.

Kulağımı kapıya dayadım ve bunun yanlış bir davranış olduğunu bile bile kapıyı dinlemeye başladım.

“O’na da mı aynısını yapacağız? Sonradan ne kadar çok pişman olduğumuzu biliyorsun.” Bu annemdi.

“Kızından ayrılmak istemediğini biliyorum ama onu biz bırakmazsak elimizden zorla alacaklar biliyorsun ve bizim ailemizde bir ışığa hiç bir zaman yer olmadı.” Bu ise babamdı.

Konuşmaları biraz daha alevlenip tartışma seviyesine gelince kapıyı dinlemeyi bırakıp odama döndüm bileğimdeki ay sigiline baktım keşke ışıklar gölgeler ve elementler hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilseydim açıkçası bu şu anlık en büyük dileğimdi

.

.

.

Ve yine sabah oldu babam şaşırtıcı bir şekilde evdeydi, o halde bugün birlikte teleskoptan gök yüzünü izleyebilirdik değil mi?

Hep birlikte kahvaltımızı ettik ve annem yine odasına çekildi beni biraz daha sevmesini isterdim ama yaratılışımda sevilmek diye bir şey yoktu benim. Babamın yanına gideceğim sıra annem ve babamın akşamki tartışmasını hatırladım ve babamın yanına gitmekten vazgeçtim teleskop benim odamdaydı kurup kendim gök yüzünü izleyebilirdim yinede bunun için hava oldukça aydınlık kalıyordu bu yüzden tekrar vazgeçip odama kapandım kitaplığımdan bir kitap aldım ve hava kararana kadar onu okudum.

Odamın kapısı tıklandığında içime huzursuz bir his düşmüştü

“Anne sen misin?”

Ses yoktu.

“Anne?”

Tekrar sessizlik.

“Baba sen misin?”

Sessizlik.

“Baba?”

“Biz hiç varolmadık Luna biz hiç bir zaman yoktuk ve sen sadece uyuyordun. Bizi hayal kırıklığına uğrattın ve buna devam ediyorsun.”

Gördüğüm kabusla nefes nefese uyandım adeta soğuk terler dökmüştüm ve titriyordum kafamı kaldırdığımda okuduğum kitabın sonunda olduğumu farkettim sadece kabustu, sadece kabus Luna kendine gel

Odamın kapısı tıklatıldı.

Ardından annem içeri girdi.

“Yine kitap mı okuyorsun?”

“mhmh” başım ile onayladım ve gülümsedim.

“Dün köye inemediğimiz için şimdi ormana gitmeyi düşünüyoruz sende gelmek ister misin kızım? Güldü. Şaka yapıyorum geleceğini biliyorum hadi hazırlan bakalım” Annem dolabıma gitti ve soğuk hava için uygun olan kıyafetlerimi bana uzattı

Kıyafetlerimi giyip hazırlandım annem beni önüne oturttu ve saçlarımı tararken bir şarkı mırıldandı yine beni seviyor numarası yapıyordu..sevmiyordu. gerçekten beni seviyor olsa her kahvaltıdan sonra odasına kapanır mıydı? Ya da bana sarılmaz mıydı? Beni sevdiğini gözlerime bakarken gerçek bir gülümsemeyle söylemez miydi? Annem söylemiyordu çünkü beni gerçekten sevmiyordu.

Babam da annemin arkasından yanıma geldi elinde giyebilmem için bir ceket getirmişti. Her zaman babamı kitaplarda olan pelerinsiz kahramanlara benzetiyordum. Süper kahramanımdı o benim beni bırakamazdı. Yüzüne yerleştirdiği sahte gülümsemesiyle yanıma geldi bana bir kaç güzel sözcük söylerken ceketimi giydirmişti bana sıkıca sarıldı nereden bilebilirdim bunun bizim son sarılışımız olacağını?

“Benim güzel kızım ceketini de giysin ormanda yürüyüş yaparken üşümez belki çok sevdiğin saklambaç oyununu da oynarız saklanırken üşümezsin” Yalancı.

“Seni çok seviyorum Luna’m” Yalancı..

“Anne, baba bende sizi çok seviyorum”

Yalandı..bende yalancıydım hiç bir farkım yoktu beni ormanın karanlık ve soğuk köşelerine bırakacak, beni terk edecek ailemden.

Nihayet birlikte dağdaki evimizden çıktık ormana kadar yürüdük soğuk rüzgar ruhumu dizginliyordu huzurlu ve güvende hissediyordum.

Yürüdüm.

Yürüdüm.

Karanlığa ulaşana kadar yürümeye devam ettim zihnimle çelişmeye devam ettim.

Annemin sesli bir şekilde attığı Kahkaha düşüncelerimden uzaklaşmamı sağladı annem ve babama bakıp gülümsedim bensiz de mükemmel görünüyorlardı o mutlu aile tablosunda kendime yer bulamıyor gibi hissediyordum.

“Bu kadar yürüyüş yeter burası saklanacak yerler için mükemmel ve karanlık.” Haklısın anne burası beni terk edip gitmeniz için yetecek kadar çok karanlık.

“Ben saklanmak istiyorum!” Elimden geldiğince gülerek söylemiştim

Babam annemin elinden tuttu ve birlikte büyük bir ağaç gölgesinde gözlerini yumdular.

“1”

Uzaklaşmaya başladım.

“2”

Ters yöne gidiyordum uzaklaştım.

“3”

Adımlarım kontrolsüz bir şekilde hızlandı gözlerim doldu ve her şeyden kaçıp kurtulmak istedim.

“4”

Annem ve babamın konuşmasını hatırladım.

“Onu da bırakacağız hayatta kalmayı ve mücadele etmeyi öğrenecek ışıklar arasında olmanın gururunu bizden uzak yaşayacak ve bizi tamamen unutacak.”

“Unutmak zorunda.”

“5”

Unutmak zorundayım..

“6”

Bana her zaman uğursuzluk getiren uğurlu sayım bir ağacın arkasında durdum annem ve babam saymayı bıraktı orada olduğumu bilmeden bir süre etrafa baktılar ve orda olmadığımdan emin olmuş bir şekilde geldiğim yönün tersine gitmeye başladılar beni bulmak için değildi beni terkettikleri içindi.

Ayakta duracak gücüm kalmamaya başlamıştı yorgundum terkedilmek istemiyordum! Bunu kim isterdi ki?

Peşlerinden koşmaya başladım çok geçti 2 gölge silueti halinde gözden kayboldular ve bende karanlık ormanın içinde sonsuza dek kayboldum. Terkedildim, unutuldum, önemsenmedim.

Evet ben luna ismim ne kadar ay anlamına gelsede çaresiz bir kızım ve sevdiklerim tarafından karanlığa gömüldüm.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.