İçeriğe geç

Galinarael

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Galinarael

Bölüm 1

1 ~ Lanetlenmiş varis

#Giriş

Herkesin bir seçim şansı vardır ancak herkesin mükemmel bir hayatı onu seven bir ailesi ya da arkadaşları olmayabilir.

Wanderland diyarında insanlar krallar ve sarayda yaşayan soytarılar olmak üzere soylular, kendi ekinini kendi biçmesi gereken bol bol yardımlaşmanın huzurun ve mutluluğun sesini duyabildiğimiz kasabalılar, soyluların ve kasabada yaşayanların olumsuz duygularından etkilenip çoğalan ve şekil değiştiren gölgeler, soyluların ve kasabalıların arasından Tanrı'nın evren ve yıldız aracılığıyla seçtiği büyük fedakarlık yapmaları gereken, yeri gelince ailesini yeri gelince arkadaşlarını feda etmesi gereken ışıklar ve sadece adını bildiğimiz karanlıklar ,seçim şansı bırakılmayanlar, kalbi donmuşlar.

Her 16 yılda bir gerçekleşen Avcı takım yıldızından Bir yıldızın ayrılıp parçalanarak Ay’ın Güneş’in ve örneğin Mars gibi benzeri gezegenlerin yanından geçmesiyle wanderland diyarının yeni ışıklarının seçilmesi mucizevi Bir olaydı,Seçilen bu ışıkların sağ ya da sol el bileklerinin iç kısmında gezegen sigili bulunurken, halk asıl ışıkların kalbinde tanrının izini ve elementini taşıdığını düşünüyor, kimi için bu tanrının lütfuyken kimi için bu tanrının lanetinden başka bir şey değildi ve 12 yaşındaki, saf beyaz saç tutamları önüne düşen küçük çocuğa Tanrı ona bu lütfu bahşetmişti. seçilenlerden biri olmayı ona uygun görmüş, kalbini ayın ışığı ile aydınlatmıştı.

Işıklar hakkında bildikleri kitaplarda yazılanlardan ibaretti küçük çocuğun. Sarayın büyük kütüphanesinden öğrenebileceği kadar çok şeyi öğrenmiş karıştırılmadık kitap bırakmamıştı, geçmişlerini öğrendi ışıkların.

Maceralarını insanlar için yaptıklarını, onlara hayran oldu, geleceklerinde bulunmak içlerinden biri olmak istedi.

Heyecanla sırt çantasına ışıklar ile ilgili okuduğu ilk ansiklopediyi yerleştirmeden önce ansiklopedinin kapağını tekrar araladı, ellerini tozlu sayfalarda gezdirdi bu sayede büyük bir kütüphaneden istediği kitabı seçermişcesine eski anıları gözü önüne geldi. 8 yaşındayken sarayın büyük kütüphanesine girip kitapları karıştırdığı zaman gibi kokuyordu etraf. Raflar arasında gezinirken gözüne nerdeyse ismi tamamen silinmiş, dışının tozlardan görünmediği simsiyah olan büyük bir ansiklopedi çarpmıştı. Kitap ilgisini oldukça çektiği icin raftan indirip incelemeye başlamış ellerini tozlu sayfalarda gezdirmişti.

Gözü önüne gelen anılarına ve yaşadıklarına gülümsedi matarasını boynuna taktı ve kitabını kahverengi deri çantasına yerleştirdi.

Koşar adımlarla sarayın muhafızlarına ve kral olan babasına yokluğunu hissettirmeden odasından ayrıldı. Beyaz saç tutamlarının gözüne düşmesini önemsemeden sarayın tek korumasız olan büyük kapılarını ittirdi önce. Gökteki ışık saçan güneşin onu selamlamasına izin verdikten sonra 12 yıl ardından ilk defa saraydan ayrılmanın, ilk kez dışarı çıkmanın hazzını sonuna kadar damarlarından geçen kanında hissediyor, kanı kaynıyordu.

Adonis

Rüzgar hafifçe bedenimi okşarken koşmaya devam ediyordum özgürlüğe koşuyor gibiydim ve ilk kez bu kadar mutlu hissediyordum, saraydan yeterince uzaklaşmıştım ama duramıyordum koştum ve sadece koştum. Büyük ormanın sonuna yaklaştığımda nefes nefese kalmış nefes almakta zorluk çekiyordum, yakın gördüğüm bir ağaca yavaşça oturup sırtımı verdim, herkes icin normal olan ağacın altına oturmak bile beni heyecanlı hissettiriyordu ilk kez deneyimlemiştim ve.. çok sevmiştim. Boynuma astığım matarayı boynumdan çıkardım ağacın altında otururken biraz dinlenip su içtim. Daha sonra gözlerimi kapattım ve altına oturduğum ağaçta düşündüm. Işıkların arasında olduğumu geleceğimi onlarla geçireceğimi gerçek ailemi bulacağımı , 10 dakika sonra tamamen dinlenmiştim tekrardan ayağa kalkmadan önce sağ el bileğimi kendime çevirip göz hizama getirdim gördüğüm renksiz dünya sigilinden dolayı hafif bir tebessüm ettim ve tanrıya bana bu lütfu verdiği için teşşekkür ettim.

Ayağa kalkmış ve bir kaç adım attıktan sonra tamamen ormandan, soyluların arasından, babamın katı kurallarından uzaklaşmıştım şimdi de hayatımı geçireceğim o küçük ama sevimli kasabaya gidiyordum. Işıklar için derme çatma akademiler olsa da asıl ışıklar hem gizlenmiş hem de bir o kadarda herkesin görebileceği bir yerde, yetimhanede eğitiliyor, gölgelerle karşı karşıya gelmeleri için hazırlanıyorlardı ve onlar wanderland diyarının tüm umuduydular. Ben düşüncelerin arasında kaybolmuşken çoktan o yetimhanenin önüne gelmiştim ne demeliyim ya da ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, diğer soyluların beni tanımaması için taktığım pelerinimin şapkasını indirdim ve uzun kollu gömleğimin bilek kısmını sıyırdım yetimhanenin önünde duran güvenliğin yanına gittim "Bayan frause ile görüşmek istiyorum, lütfen"

Güvenlik beni mavi olan sağ, yeşil olan sol gözümden anında tanımıştı "Koskoca diyarımızın kralının oğlunu, tahtın varisini buraya yanında hiç bir muhafız bulunmadan bizim eski püskü yetimhaneye gelmeye iten şey nedir?"

"Önemli Bir şey olmadığı için yalnız geldim babamın bizzat haberi var endişelenmenize gerek yok içeri girebilir miyim? Bayan Frause ile görüşmek istiyorum" evet babamın haberi yoktu ancak bunu beni yargılayan birinin bilmesine gerek yoktu sadece önümden çekilmeliydi.

Güvenlik katı , sert bir ifadeyle "Elbette" dedi ve kapıyı açtı, etrafımda sert olan insanların olmasına oldukça alışıktım bu yüzden bu beni rahatsız etmedi. Kapıdan girdim ve adımlarımın yavaşladığını hissettim bir şey beni oraya gitmemeye itiyordu oysa o kadar çok istiyordum ki... Yavaş adımlarla yetimhanenin üst katındaki müdürün yani bayan Frause'ın odasını buldum saygı görmeye alışıktım ve karşımdakilerde benden saygı görmeyi bekliyordu bunu biliyordum. Kapıyı çaldım içerden Bayan Frauseı'ın tatlı sesi duyuldu "Gel" Kapıyı açtım içeri girerken kapıyı arkamdan kapattım, beni gördüğü zaman telaşlayıp ayağa kalktı.

"Tahtın varisi? Kralımız hakkında bir sorun mu oldu, bu saatte ve yalnız başınıza neden geldiniz? Sizin gibi bir soylu için bu çok tehlikeli suikasta uğrayabilir öldürülebilirsiniz Tahtın başında Kralımızın soyundan biri olmadığı sürece Wanderland diyarını ayakta tutamayız!"

"Sorun yok bayan Frause"

Sorun olmadığını söylediğim halde neden burada olduğumu sorguluyor gibiydi, insanlara doğduğumdan beri sadece adım duyurulmuş gelecekteki tahtın varisi olduğum bildirilmişti Wanderland diyarının varisiydim herkesin gözünde. Ancak ben bu şekilde olmak istemiyordum.. Her şeyi açıklamanın vaktinin geldiğini hissederek bayan Frause’un masasına doğru yaklaştım ve sağ el bileğimin iç kısmında olan renksiz dünya sigilini gösterdim.

“Sorun yok çünkü ben tahtın başına geçmeyeceğim.” Oldukça şaşırmış gibi bana bakıyordu "Nasıl?" Tekrardan gülümsedim ancak bu sefer bu gergin olan bir gülümsemeydi.

“Tahtın başına geçmeyeceğim çünkü ışıkların arasında olacağım, evren tarafından seçildim Tanrı benim için bir kurtuluş yolu sundu. Beni kendi tarafından işaretledi gördüğünüz gibi bu bir gezegen sigili ışıklar benim kaderim olmalı, ışıklar arasında olmalıyım bu Tanrı’nın özel isteği.. benim için ilk ve son lütfu”

Bayan Frause bana alay eder gibi baktıktan sonra bileğimi tuttu daha yakından baktı dünya şeklindeki sigile, sigilden çok doğum izine benziyordu, herkes için mi böyleydi merak ediyordum.

“Tahtın varisi olduğun için sana ayrıcalık göstermeyeceğim çocuk. Kendi kendine çizdiğin aptalca bir dünya çizimiyle gelip ben ışıklara katılmak istiyorum diyemezsin. Senin tanrı tarafından uygun görülen kaderin Wanderland diyarının varisi olmak ve sen bunu değişteremezsin.”

"Anlamıyorsunuz bayan Frause"

“Anlamayan sensin adonis ve senin için oldukça açık olmayı deneyeceğim. Belli ki bir çocukluk hayaline kapılmışsın ve çizdiğin aptalca bir resimle seni ışıklar olarak eğiteceğimizi düşünüyorsun öncelikle ışıklar burada eğitilmiyor ayrıca gölge savaşçıları 16 yaşında seçiliyor her 16 yılda bir. Bu zamana kadar 12 yaşında olan hiç bir ışık olmadı."

Sinirlenmeye başlıyordum basbaya aşağılanmış ve çocuk yerine konulmuştum

"Bayan Frause birincisi ben bir çocuk yerine koyulmaktan hoşlanmadım, ikincisi ise bu gerçekten bugün içinde ortaya çıktı kendim çizmedim.”

Bayan Frause bana bakarak gerçekten yüksek sesle ve içten güldü "O halde derinin altına kazımışsındır tahtın varisi için büyük bir şey değil mi bu?"

Sesim yükselmişti saygımı ister istemez bozmuştum “Derimin altına kazımadım ve hiç bir şey çizmedim. Bunu görüyor musun? Bu gerçekten var bu bir dünya sigili tanrı beni işaretledi ve evren beni seçti! Daha bunu anlayamayacak seviyedeyken haklısın senin ışıkları eğitmeni bekleyerek hata etmişim bayan Frause”

Bayan Frause baktığı bileğime bastırdı sanki oradan kazımaya çalışıyor gibi sertti, canım yansa da sesimi çıkarmadım sinirli gözlerle ona bakıyordum. Bana bir ucubeymişim gibi bakıp sırıttı "Sigillerin anlamını bilmiyorsun bile değil mi? Tanrı seni isaretlememiş. Lanetlemiş çocuk, Tams elementi ile"

12 yaşındaki kralın oğlu, tahtın tek varisinin gözünün ışığı sönmüştü adeta. Tams elementinin anlamını biliyordu bu gölgeleri kontrol edebildiği anlamına geliyordu ışıkların arasına alınamayacak kadar tehlikeliydi

"Tahtın başına oturmak istemiyorum, ışıklardan biri olmak istiyorum ve bunu zor yollardan yapmak istemiyorum ama beni buna mecbur bırakıyorsun. 2-3 yıl içerisinde tahtın sahibi olacak biri gibi sana emir veriyorum beni ışıklara dahil et!" Adonisin sesinin tınısı bayan Frause'u içten içe titretmisti yine de dik başlığından ödün vermiyordu güçlü durmaya çalıştı oldukça net ve gür bir sesle

"İmkansız." Dedi masasının başına döndü ancak 5 dakika içinde olacaklardan tamamen habersizdi.

Burada karşısına çıkmasını en son beklediği sey olan bir gölgeydi, vardı buradaydı ve tam olarak adonisin arkasındaydı. Simsiyah bir siluet olan kalbi donmuş yaratık sadece orada duruyordu, başta oldukça zararsız görünsede Adoni'sin ışıklara ve bayan frause ile babasından dolayı insanlara olan öfkesi arttıkça gölge şekil değiştirdi çok daha büyük oldu. Odayı neredeyse kaplıyordu çok daha vahşi oldu avını avlamayı bekleyen yırtıcı bir hayvan gibi.

Bayan frause'ın saçma ve aptalca aşağılamalarına sakin kalmaya çalışıyordum derin bir nefes aldım tüm odayı kaplamış olan arkamdaki gölgeye döndüm düşündüğüm gibi değildi, korkutucu değildi belki sadece benim için öyle değildi ama şu an bunu umursayacak durumda değildim. Gözümün karardığını hisettim ruhumun, kalbimin.

Bayan Frause’a daha fazla bakma kibarklığını göstermedim ve arkamdaki gölgeye döndüm. Benim emirlerimi alacağını, istesem Bayan Frause'ı öldüreceğini anlamam fazla sürmedi ruhumdaki karanlığa dayanmaya çalışıyordum kalbimin donmasına izin vermek istemiyordum. Bunu yapamazdım onlar beni içten içe öldürürken ben onları öldüremezdim. Gölgeye gülümsedim ve küçülüp tekrardan benim boyuma ulaşmasını bekledim, ona biraz daha yaklaştım elimi hafifçe siyah siluetin başına koydum ve başını okşadım. Kitapta onları hissedemeyeceğimiz yazsa da öyle değildi bu gölge beni oldukça anlıyordu ve ona dokunmama izin veriyordu. Elimi gölgenin kalbinin üzerine koymadan önce son kez Bayan Frause'a döndüm korkudan bembeyaz olmuş adeta ruhu çekilmiş gibiydi. Kalbimi soğukluğa, ruhumu karanlığa teslim ettim.

“Onu benim için ortadan kaldır.”

Bayan Frause korkuyla titremeye başladı adımlarını geriye doğru attı yüksek sesle yardım istiyordu, biri onu kurtarsın istiyordu. Tanrıdan yardım istiyordu ama tanrı onu bana kurban etmişti kaderini kendi seçip, sonunu kendi getirmişti bayan Frause.

Bayan Frause'un odası zifiri karanlığa gömüldü gözlerimi kapatıp gölgenin işini bitirmesini bekliyordum zifiri karanlığa gömülmüş oda aydınlanırken yardım çığlığı isteyen bayan Frause’un sesi kesildi ruhu bu diyarı terk ederken ölü bedeni masanın arkasına düştü. Adımlarımı odanın kapısına doğru attım elimi anahtar deliğinin üzerine getirdim ve kapıyı kilitledim belki de sonsuza kadar açılmaması gerekiyordu, sonsuza dek mühürlenmeliydi Bayan Frause’un kanıyla kirlenen bu oda.

Karanlığa gömülen ruhum, kalbimin soğukluğuyla esir olan kalbim vücudumun üzerindeki olan kontrolü kaybetmemi sağlamıştı. Masanın arkasındaki ölü bedene baktım gülümsedim. Bayan Frause'un yardım isteyen tiz sesi tekrar kulağımda canlandı bana bağışlanmak için yalvarmıştı ancak ben ona bakmamıştım bile. Bu durumu sevmiştim daha fazla yalvarış duymak istiyordum kaderimi kendimi çizmek istiyordum. Düşüncelerimden arınmamı sağlayan kapının açılmak için zorlanması oldu arkamdaki duran gölgeye baktım. Bayan Frause'un odası ilk kattaydı camdan atlayabilirdim ve öyle yaptım.

Rüzgar hala esiyordu ancak bu sefer hafifçe bedenimi okşayamıyor, ruhumu dizginleyemiyordu. Koşarak geldiğim yolu ağır adımlarla yürüyerek ve büyük bir hayal kırıklığı ile geçiyordum. Yarım saat sonunda daha önce oturduğum ağacın altına tekrar oturdum ancak o bile beni iyi hissettirmedi.

Hayallerim, geleceğim hatta kendim ile ilgili olan her sey sadece bir yalandan ibaretti.

Ben bugün hayallerimi, umudumun ışığını yaşamımı kaybetmiş,seçimimi yapmıştım.

Işıkların arasında olamıyordum, ışıkların yakınında olamıyordum, kimsenin olmasına, kimsenin benim hayallerimi yaşamasına izin vermeyecektim. Çantamdan ansiklopediyi çıkardım ilk ve son sayfasını yırtıp büyük kitabı ormanın içine bir yerlere attım, umarım yırtıcı bir hayvan parçalardı, ve umarım ışıklar wanderland diyarından sonsuza kadar yok olurlardı.

Düşüncelerimden kaçmaya çalışıyordum ellerimi başımın üzerine bastırdım gözlerimi kapattım. Birini öldürdüm! Ben, bir insanı öldürdüm.. masum bir bedenden ruhun çıkmasına izin verdim masum kadının azraili olan bendim. Ruhumu karanlığa gömerken kalbimin donmasına izin verdim ben…

Daha fazla dayanamıyordum düşüncelerim beynimi adeta yok ediyordu kalbim daha çok soğuyordu ışıklara olan nefretim artıyordu, babama, insanlara. Bu yolu seçmeye beni mecbur bırakan herkesten nefret ediyordum, yaşamayı haketmeyen aptal ucubelerdi o odaya girmeme izin veren aptal güvenlik ve bir çoğu bu diyar bu insanlardan çok daha fazlasını hakediyordu. Her şeyin sonunda tanrı beni terketmişti titreyen elimi yavaşça kendime çevirip sağ bileğime baktım renksiz dünya sigilini gördüğüm an onu oradan alıp sökmek istedim derimden sonsuza dek kazımak bu dünyadan yok olan kişinin ben olmasını istedim ve tanrıya bana bu Lütfü verdiğinden dolayı lanet ettim.

Gözlerimi kapattım, ince ince yağan yağmurun sesini duymaya başlamıştım, ben sadece 12 yaşında kaderine insanlar tarafından karar verilen bir çocuktum ve ellerimi birinin kanı ile kirletmiştim. İnce ince yağan yağmur tenimin üzerine düşüyordu. Pelerinime sıkıca sarıldım ısınmaya çalışan kalbi dondurulmuş biri gibi.

.

.

.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.