İçeriğe geç

GALİBİYET

Bölüm 8 · 4 dk okuma

GALİBİYET

Bölüm 8

Güçlü Öğrenciler

Odadaki herkes şaşkınca bir şeyler fısıldıyordu. Lina, inanamıyordu. Şok içinde konuştu.

"Biz mi?"

İdne başını salladı.

"Kraliçeler tarafından konferans salonuna çağırılıyorsunuz. Çabucak gelseniz iyi olur."

Hâlâ şoku atlatamamıştım. En güçlü öğrenci seçilmiştik. Hâlbuki bizden daha cesaretli kişiler de vardı. Kraliçemiz neden bizi seçmişti?

Daha fazla düşünmeden kalktım ve İdne'nın yanına gittim. Kitap ve Lina hâlâ şok yaşıyordu. Benim gittiğimi görünce onlar da yavaştan kalkarak yanımıza geldiler. İdne, önümüzden yürüyerek konuşmaya başladı.

"Korkmayın. Kraliçeniz sizi çok övdü. Okulun popüler ve en yetenekli kişileri arasından seçti sizi. Size güvendiğini de dile getirdi."

Kitap derin nefes alarak İdne'nın yanına gitti ve yanında yürümeye başladı.

"Kraliçe Jenny hangi kişileri seçti?"

İdne, hafif gülümsedi ve konuşmaya başladı.

"İlk olarak beni seçti. Sonra ise abim olan Harry'i, sonrasında ise abimin arkadaşı Matt'i seçti. Hepsi de yeteneksiz ukalanın teki. Gerçi Harry çok yetenekli. Ona bir şey diyemem. Ama Matt'in hiçbir yeteneği yok."

Sessizlik çöktü. Nedense içimi bir korku basmıştı. Bu işin içinden çıkamayacağımızı düşünüyordum. Korkunca hep bir şarkı mırıldanırdım. Ama bu sefer mırıldanamıyordum. Sanki dört duvar arasında sıkışmış gibiydim. Ne rahatlayabiliyordum ne de-

Bir dakika!

Onun burada ne işi vardı?

Ona bakınca direkt o anı hatırlamıştım. O anı hatırlayınca korkum daha da vücuduma yayıldı.

Başını salladı ve balkondan tam çıkacaktık ki, bir kaç erkek vampir soyundan gelen öğrenci kapının önündeydi. Hemen kapıya yaslandık ve görünmemeye çalıştık. Keşke öyle olsaydı... Lina'nın eteği fırtınadan hafif sallanınca onlar bizi gördü. Nefesimi tutmuş, duvara yaslanmaktan başka birşey yapmıyordum. Erkeklerden bir tanesi kapıyı açtı ve tam etrafına bakacakken, Lina arkasından kapıyı kapatıp kilitledi. Ben de hemen Kitap'ın verdiği lazerli değişik bir kılıçla onu köşede yakaladım. Lazeri açıp boğazına tuttum.

Vampir soyundan gelen erkek yakalamıştık...

"Siktir! Siz de neyin nesisiniz?"

"Biz bu okulun öğrencileriyiz, peki siz kimsiniz?"

Lina bu lafı söyledikten sonra karşısına geçti. Bana göz kırptı. O sırada onu incelemeye başladım. Tarzı bol ve güzeldi. Saçları kahküllüydü ve bakımlı bir erkeğe benziyordu. Bunu söylemek istemezdim ama çok yakışıklıydı. Konuşmaya başladım

.

"Şimdi sakince kaçmış gibi yapıp gidiyorsun."

Dikkatle bize baktı.

"Bana yardım mı ediyorsunuz?"

"Derdimiz seninle değil. İnan ki yoksa şu lazerle içinden geçerdim."

Gülümsedi.

"O zaman şu lazeri boğazımdan uzaklaştırır mısın?"

Gülümsemesi zoruma gitmişti. Yine de lazeri iki elimi birleştirerek kapatıp cebime koydum. Kapıyı tam açmıştı ki bizde döndü.

"Biz düşmandık. Okulunuza büyük ayıp ettiniz."

"Yine mi lazer istiyorsun?"

Lina dayanamayıp söze girince yan gözlerle ona baktım. Her şeye bir cevabı vardı. Vampir soyundan gelen o çocuk gitmişti. Ama dışarıdaki kalabalık bitmemişti. Hâlâ çığlık sesleri geliyordu. Burada kalmaktan başka çaremiz yoktu. Yere çöktüm.

O erkekler şu an buradaydı. Tam karşımızda. Onlar da garip garip bize bakıyordu. İdne ve Kitap ise aramızdaki gerginliğe şaşırıp kalmıştı. Şu an ortam aşırı derecede gerilmişti.

Kitap sessizliği bozdu.

"Ne birbirinize ayı görmüş gibi bakıyorsunuz? Hadi gelin."

Bakışlarımı çekip yürümeye başladım. Bir de onlarla uğraşmazdık. Arkamdan baktıklarını hissedebiliyordum. Yine de arkama bakmadım. O sırada arkamda bir hareketlilik hissedip kafamı çevirdim.

"O gün biraz salaklaşmıştım. Kusura bakma. Teşekkür de etmemiştim. Yani... Teşekkür ederim, beni öldürmediğiniz için."

"Önemli değil."

Hâlâ başım önüne eğik yürüyordum. Bir anda önüme geçip durunca yüzüne baktım. Ne yapmaya çalışıyordu? Elini uzattı ve göz temasını kaçırmadan konuştu.

"Galiba tanışmamız gerekecek. Çünkü savaşta beraberiz. Ben Harry."

Derin nefes verip elimi uzattım.

"Yeşil."

Elleri hâlâ ellerimdeyken bir anda arkama baktım. Lina, İdne, Kitap ve bir erkek bize tip tip bakıyordu.

Takmayıp elini bıraktım ve yürümeye devam ettim. Bu okul da ne büyüktü. Bir türlü konferans salonuna ulaşamamıştık. Sıkıntıyla yürümeye devam ediyordum.

*

**

Konferans salonundan çıkarken şaşkınlık içerisindeydim. Her iki erkek de savaşa isteksiz katılıyordu hatta Jenny'e bile karşı çıkmışlardı. Ama Jenny onları savaşa götürmeye istekliydi. Değişik...

Siyah saçlı olanın ismi Matt'ti. Diğerini ise biliyordum zaten. Onun için tanışmamıştık çünkü zaten konferans salonuna giderken tanışmıştık. Bir dahaya gerek yoktu.

Savaş yarın başlatılacaktı ve biz 6 kişi savaşa uğurlanacaktık. Kraliçeler ile beraber 8 kişi oluyorduk ve bu sayı oldukça azdı. Yine de bize yeterli olduğunu söylemişlerdi.

Matt'in hiç yeteneği olmamasına rağmen onu seçmeleri, onun en dayanıklı kişi olmasıydı. Ve daha çok bize abilik yapması için gönderilmişti.

Başlıyorduk yani. Maalesef ki başlıyorduk.

Yatağıma geçtim ve boş boş tavana baktım.

Hayatıma neler olmuştu böyle?

Hayat böyleydi. Sen neler olacağını bilemezsin, ya iyi haber, yada kötü haber alırsın. Benimki fazlası ile kötüydü. Ve bundan rahatsız bir şekilde yatakta kıpırdandım.

Yarın başlıyorduk. Gözlerimi kapattım. Uyanmaya korkuyordum.

Neden gözlerimi savaşa açacağıma bile bile, kapatmaya istekliydim? Bilirsiniz, gözlerimizi kapatınca, sonraki güne istek duyarız...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.