Hayatımda duyduğum en yoğun pişmanlıktı şimdiki yaşadığım şey. Ben, çok ama çok dikkatsiz davranmıştım. Sevdiklerimi ve kendimi, belki de bütün okulu zor durumda bırakmıştım. Ben, bir canavarın bize musallat olmasını sağlamıştım. Belki de herkes ölecekti. Belki de bu canavar, bu adanın sonunu getirecekti. O yıllar boyunca, orada yaşayan bir canavar, şimdi adaya salınmış vaziyetteyse, bu adanın cidden sonu gelirdi.
Canavar, yavaşça bize yaklaşıyordu. Oldukça tuhaftı. Dinozorlara benzeyen vücudu vardı ancak, rengi maviydi. Gözleri ise sapsarıydı. Ağzının içi, kıpkırmızı ve içinden duman çıkıyordu. Oldukça korkunçtu.
Galiba yürümeyi unutmuştu. Çünkü iki de bir yere düşüp, takılıyordu. Yavaş yavaş yürüyordu. Koşarsak belki de kurtulurduk.
Bütün öğrenciler ve zombiler dehşetle koşarken, ben ise hâlâ şok olmuş bir şekilde durmuş, yavaş yavaş bize yaklaşan canavara bakıyordum. Lina ve Kitap ise, arkadan bileğimden tutup beni çekiştirmeye çalışıyordu.
"Yeşil! Kafayı mı yedin sen? Gel, öleceğiz!"
Gürültüden dolayı seslerini kesik kesik duyuyordum. Canavarın bir adımı bile deprem gibi ses çıkarıyordu. Kitap, yüksek sesle bağırdı.
"Geliyorsan gel, gelmiyorsan söyle artık!"
Canavar, bize yaklaşmaya devam ediyordu. Başımı arkaya çevirdim. Bizden başka kimse yoktu. Herkes gitmişti. Ne yaptığımı o an anladım. Kaçmalıydık.
Hızlı bir şekilde koşmaya başladım. Öyle hızlıydım ki, Lina ve Kitap çok geride kalmıştı. Arkamı dönüp hafif hızımı azalttım. Onları beklemeliydim. Lina bağırdı.
"Koşabildiğiniz kadar koşun! Beni beklemeyin."
Kitap ise hiç durmadan laf soktu.
"Oldu canım! Sonra da öl."
Nefes nefeseydik. Vampir Sarayı görünüyordu. Kitap, Vampir Sarayı'nı görür görmez bağırdı.
"Vampirlere girin! Bizimkiler büyük ihtimalle orada."
Son sürat koşmaya devam ederken, arkamı dönme isteği duydum. Hızımı yavaşlatıp arkama baktım. Hiçbir şey yoktu. Canavar çok geride kalmış olmalıydı. Yine de koşmalıydık. Korku, tüm bedenimi sarmış ve karnımda ağrılar yapmaya başlamıştı.
...
Akşam olmuştu. Şu an Vampir Sarayı'nda, bir odada oturuyor ve bu durumdan nasıl çıkacaklarını konuşuyorlardı. Kimse benim yaptığımı bilmiyordu. Kendimi çok kötü hissediyordum. İhanet etmişim gibi olmuştu. Kitap, arada bir bana bakıyor, endişeli hâlimi görmesine rağmen bir şey demiyordu. Siktir, çok zeki bir kızdı ve benim yaptığımı anlamış olmalıydı. Biz ve 10'a yakın kız, odada oturmuş konuşurken, kapı bir anda açıldı.
Gelen kişi, Vampir Sarayı'nın habercisiydi. Saçları simsiyah ve upuzun, teni ise bembeyazdı. Boyu kısa olmasına rağmen hot bir görünümü vardı. Gelip bize 4-5 saniye baktıktan sonra konuştu.
"Zombi Sarayı kraliçesi Lisa ve Vampir sarayı kraliçesi Jenny, toplantı yaptı."
Hemen bir kız sözünü kesti.
"Ne konuştular?"
"İzin verirsen anlatacağım."
Haberci kız kapıyı kapatıp odaya girdi. Koltuğun üstünden rastgele bir yastık alıp yanımıza attı ve üstüne oturdu. Gözü Kitap'ta idi. Kitap da ona bakıyordu. Haberci kız, fazla bekletmeden konuşmaya başladı.
"Canavar sorunu çözülene kadar, zombiler burada kalacak. İşbirliği gibi bir şey olacak yani. Ve bu yüzden zombi ve vampir öğrencilerin birbiri ile iyi geçinmesini istiyorlar. Galiba her iki saray da içlerinizden en iyi olan öğrencileri alıp savaşa sokacaklar."
Lina, sessizliği bozdu.
"İş birliği mi, neden böyle bir şey düşündüler?"
"Canavar sarayın önünden geçerken onu kontrol ettiler. Oldukça güçlü. Onu belki iş birliği yaparak bile yenemeyiz."
Evet, canavar sarayın önünden geçerken neredeyse 10.000'e yakın insan camlara çıkmış, o canavarı izliyordu. Herkes çok korkmuştu. Ama neyse ki canavar sarayın önünden geçerek uzaklaşmıştı ve herkes derin bir oh çekmişti. Haberci, konuşmaya devam etti.
"Bu arada, söylemeyi unuttum. Bir de dışarı çıkmamız yasak. Canavarı öldürene kadar kimse dışarı çıkmayacak."
Kitap, derin bir nefes aldı. Bunun üzerine haberci kız elini Kitap'a uzattı.
"Merhaba, ismin Kitap olmalı. Galiba okulunda oldukça popüler ve güçlüsün. Ben de İdne."
Kitap kaşlarını kaldırdı. Ardından o da elini uzattı ve konuştu.
"Ben de seni duymuştum. Okul birincisiydin, değil mi?"
İdne, başını salladı. Kitap'a en büyük rakip olabilirdi. İkisi de rekabet seviyor gibi duruyordu. İdne konuştu.
"Maalesef okullar birleştiği için artık herkesin gözünden düştün Kitap. Çünkü herkesin gözüne ben gireceğim."
Kitap durur mu? Hemen ağzının payını verdi.
"Benim hiç kimsenin gözüne girmek için bir amacım yok İdne. Ne yapıyorsam kendim için yapıyorum. Sen pek öyle değilsin galiba?"
İdne, alacağı cevabı beklemiyordu. Yalnızca Kitap'ın yüzüne bakmakla yetindi. Kitap ise sırıtıyordu. İdne elini Kitap'tan ayırıp hızlıca yerinden kalktı.
"Haberlerim bu kadardı. Umarım bir daha görüşmeyiz."
Bunları Kitap'a bakarak söylemişti. Kitap ise alaycı gülümseme ile el salladı. Ah, bu Kitap herkesi kendine çekiyordu. Cidden, İdne onun yanına sinek gibi kalırdı. Bende gülümsedim. Ve kaldığımız yerden konuşmaya devam ettik.
2 gün sonra...
Her şey aynıydı. Tek farklı olan şey, Kitap'ın bana karşı soğuk olmasıydı. Neden birden bire benden soğumuştu? Yaptığım hatayı biliyor muydu? Bilse de bu yüzden soğuyacak bir insan değildi. Başka bir neden olmalıydı.
Herkes odada bir yerlere dağılmıştı. Kimseden çıt çıkmıyordu. Kitap, bir köşede telefonuna bakıyordu. Fırsat bu fırsat yanına gidip onunla konuşmalıydım.
Yerimden kalkıp hızlıca yanına gittim ve direkt yanına oturdum. Kitap, hâlâ yüzünü kaldırmamıştı. Konuşmaya başladım.
"Kitap, sana bir şey sormak istiyorum."
"Sor."
Hâlâ başını kaldırmamış, telefonuna bakmaya devam ediyordu. Pat diye söyleyiverdim.
"Bana, canavarın gelmesini sağladığım için mi soğuk davranıyorsun?"
Kitap'ın şaşırmasını bekliyordum ama gayet normal karşıladı. Ve hiç beklemeden cevap verdi.
"Sadece bana söylemediğin için kırgınım."
Sessizleştim. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sessizce konuştum.
"Söylersem, benden uzaklaşırsınız diye..."
"Kaç yıllık arkadaşımı bu yüzden neden bırakayım!"
Bir anda yüksek ses ile bağırdığı için hafif irkildim. Odadaki herkes bize bakıyordu. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Kitap ise daha demin söylediğinden pişmanmış gibi etrafına baktı. Yutkundum ve başımı eğdim.
"Her neyse, bütün olanlara ben sebep oldum. Bunu anlayınca benimle konuşmamanın asıl sebebi benden artık nefret etmen."
Kitap, bir an yumuşadı. Ama benim onu dinlemeye niyetim yoktu. Arkamı döndüm ve yatağıma oturup telefonumu açtım. Kitap bana seslendi ve hızlıca yatağından kalkarak bana doğru yürüdü.
"Yeşil, saçmalama."
Tam o sırada odaya İdne girdi. Anlaşılan yine bir şey olmuştu. Yoksa İdne hayatta yanımıza gelmezdi. Hızlıca konuya girdi.
"Kitap, Yeşil ve Lina. Kraliçe Lisa tarafından en güçlü öğrenciler seçildiniz ve savaşa dâhil olacaksınız."
Gözlerimi koskocaman açtım.
Ciddi değillerdi.
Olamazlardı.