İçeriğe geç

Futbolun Çocukları

Bölüm 8 · 9 dk okuma

Futbolun Çocukları

Bölüm 8

Cilt-1 Bölüm-8 Bunun Bir Galibiyet Olduğundan Emin miyiz?

Turnuvanın 2. turunun başlamasının ardından ilk maç AltınKapı ve GüneyYıldızı takımları arasındaydı. Diğer maçlar AlayBozan/KirliHisar, Beyaz Mucize/DemirBoğan ve Savaş Ciridi/Eriyen Ruh takımları arasında olacaktı. Fakat en yakın maça henüz 3 gün vardı. O yüzden bütün takımlar tribünde yerlerini almış ve AltınKapı GüneyYıldızı maçını izliyorlardı.

Fakat bir terslik vardı. Bu oyun maçtan çok bir çocuk oyunu gibi görünüyordu. AltınKapı takımı her zamanki oyununun daha kötü bir halini sergilemesine rağmen GüneyYıldızı takımı çok zorlanıyordu. Sanki takım futbola birkaç ay önce başlayan oyunculardan kurulmuş gibiydi. AltınKapı'yı biraz bile zorlamıyorlardı. Sadece savunma yapıyorlardı.

Takımların maçı çok taktığı yoktu. Genel amaçları AltınKapı takımını analiz etmekti. Tabii rakipleri o kadar o kadar kötüydü ki analiz edilecek hiçbir şeyleri kalmamıştı. Hiçbir şey yapmadan ilkokul çocukları gibi top oynuyorlar ve rakiplerini yeniyorlardı.

Sırf bu basitlik yüzünden bazen bilerek atağa çıkmıyorlardı. Bu onlar için sıkıldıklarını gösterme şekilleriydi. Tabii rakipleri için de büyük bir aşağılama. Gelin görün ki maç gerçekten sıkıcıydı. Yani kim yaptığı her atakta hiç zorlanmadan gol atmak isterdi ki? Futbol birazda heyecan içermeliydi.

(Azap)-Sikerim ben gidiyorum.

(Erdem)-Nereye?

(Azap)-Eve. Böyle boş bir maçı izlemek istemiyorum. Antrenman yaparken daha çok yoruluyorum lan ben!

Azap sıkıntıdan ölmemek için çaba sarf ederken gitmek için yol arıyordu. Bu maçlar resmi maç sayıldığı için kafasına göre çekip gidemiyordu ama soyunma odasına kaçarsa oradan gerisi getirip orayı terk edebilirdi.

Erdem kendisinin soyunma odasına giderse kaçıp gideceğini bildiğinden onu oraya bile göndermiyordu. Yanında oturma zorunluluğu sağlıyor ve maçları zorla izletiyordu.

(Azap)-Lan gideceğim rahat bırak beni! Bu takıma böyle şeyler için katılmadım ben. Heyecan yok lan maçlarda.

(Erdem)-Otur yoksa takımdan kovarım seni.

(Azap)-Kov lan! Ne olursun kov! Kovda direkt U-20 takımına kaydolayım! Bu boş takımdan da kurtulmuş olurum.

(Erdem)-Kovmuyorum lan o zaman! Otur götünün üstüne!

(Azap)-Sikeceğim! Vallaha sikeceğim! Bütün sahanın amına koyacağım! Oyuna sok lan beni! Hakeme zorla maçı bitirteceğim. Bakma suratıma aval aval! Oyuna sok beni! Çıkar Oğuzhan'ı!

(Erdem)-3 dakika yeterli olur mu?

(Azap)-Kaç gol istiyorsun?

(Erdem)-Maçı bitirmeni. 3 dakika dediğini yapman için yeterli olur mu?

Azap'ın yüzü aniden gerildi ve dişleri birer porselen gibi ortaya döküldü. Sakin suratı bir anda bir psikopatın gülümsemesiyle lanetli bir şekilde parladı.

(Azap)-Katliam başlasın o zaman!

***

O andan itibaren oyun ilk durduğunda Oğuzhan oyundan çıktı ve Azap oyuna girdi. Ve tam olarak 1 dakika 9 saniye sonra hakem maçı bitirmiş ve GüneyYıldızı takımı hükmen mağlup sayılmıştı.

(Oğuzhan)-Bu... sanki biraz fazla basit oldu. Bunun bir galibiyet olduğundan emin miyiz?

Tribünde oturan birçok oyuncu Azap'ın maça girmesinin ardından neler olduğunu anlamaya çalışmıştı. Azap'mı çok iyiydi yoksa GüneyYıldızı kötü olduğu için mi Azap bu kadar iyi görünüyordu? Birkaç oyuncu hariç herkes bunu düşünüyordu. Böyle düşünmeyip Azap'ın bir canavar olduğunu anlayan birkaç oyuncu ise sakin sakin oturuyordu.

Beyaz saçlı, turuncu yaklaşık 1.85 boylarında bir çocuk elini çenesine dayamış gözlerini bile kırpmadan Azap'ı izliyordu.

(??)-Ölüm saçan ucube bir melek ve yaşam veren mucize bir melek.

Bu sözlerinden sonra beyaz kanatlarını oluşturan silüet parladı ve patlayarak gökyüzüne saçıldı. Aynı anda ise Azap'ın karanlık kanatları aynı şekilde parladı ve karanlık gözlerini çocuğun olduğu yere dikti.

(Azap)-Sikik bir melek hissediyorum.

Diyen Azap kafasını çevirdi ve soyunma odasına çekildi.

(?)-Yani Azrail'in Bacakları bu çocuk öyle mi?

Dedi mavi saçlı, mavi gözlü suratında yara izi olan çocuk.

(?)-Eğlenceli duruyor.

(???)-Dengeleri biraz değiştirmemiz gerekecek gibi ha? Azrail çocuk.

Dedi siyah saçlı ve gözlü çocuk ayağa kalkıp oraya terk etmeden hemen önce.

Maç sonucu 11-0 idi ve ağır bir aşağılama barındırıyordu. Azap maça girdikten 1 dakika sonra 6 gol atmıştı ve hakem maçı bitirmek zorunda kalmıştı. Azap kendini yormamıştı bile. Hatta böyle bir takımla oynadığı için kendisi aşağılanmış hissediyordu.

(Azap)-Sıkıcı. Bu yüzden maçlara çıkmak istemiyorum.

Azap için bu maç gerçekten sıkıcıydı. 1 dakika içinde 6 gol atabildiği bir takıma karşı oynamak onu huysuzlaştırmıştı.

(Ayberk)-Onları bu kadar aşağılamana gerek yoktu.

Ayberk ise Azap'a katılmıyordu. Takımdaki diğer herkes gibi tabii. Azap'ın davranışlarının çok fevri olduğunu ve insanları aşağılamanın kötü bir şey olduğunu düşünüyordu. Futbol onun için eğleneceği bir oyundu. İnsanlarla savaşacağı değil. Yeni dostluklar edinebileceği bir aktiviteydi.

(Azap)-Bir işte kötüysen o işi yapmayı bırakırsın. Ama bir aptal gibi o işi yapmaya devam edersen aşağılanırsın. Ve buna katlanmak zorundasın.

(Ayberk)-Ya başka çaren yoksa?

(Azap)-O zaman canını ortaya koyarsın. Burası aptal bir futbol sahası değil. Savaş alanı. Savaşamayan ya da yaşamak istemeyen herkesin sonu ölümdür. Kaybetmektense ölmeyi yeğlerim.

Fakat Azap için işler o şekilde ilerlemiyordu. Futbol onun için bir eğlence aracı değildi. Futbol onun için bir yaşamdı. Kendisine bahşedilmiş üst kademe bir hayattı. Futbol için yaşayıp her şeyin sonunda futbolu öldürmek ve hayatına son vermek istiyordu.

(Ayberk)-Sen delisin.

(Azap)-Ölmenin bir onuru vardır Ayberk. Kaybetmenin hiçbir şeyi yoktur. Kaybedenler hatırlanmaz. Tarih yalnızca kahramanları ve kahramanca ölenleri hatırlar. Aşağılananlar ise kahramanları yüceltmek için birer araçtan fazlası değildir.

Azap'ın dünya görüşleri çevresindekilerden çok farklıydı. Belki yetişme şekli belki de tamamen kendine ait fikirlerdi. Ama yolun sonunda önemli olan Azap'ın hırsının dünyalar kadar yoğun olduğuydu. Bu sözler basit bir insanın söyleyebileceği sözler değildi.

(Azap)-Mesele deli olmak değil. Asıl mesele deliliği nasıl kullandığın.

Azap için delirmiş gibi görünmek önemli değildi.

(Azap)-Bir işte ustalaşmak istiyorsanız o iş için delirmeniz gerekiyor.

Bunun en büyük örneği kahramanlar ve kötü adamlardır. İki tarafta yapabileceği en iyi şeyi yapmak adına kendisinden, hayatından vazgeçer ve sonunda sakatlanacak ya da ölecek bile olsa ileri gitmeye devam eder. Ne hissettikleri önemli değildir. Önemli olan tek şey istedikleri şeyi başarmaktır. Ya yok edecekler ya da koruyacaklar. Ve bunun için bedenlerini eğitirler. Bedenleri kim olduklarını unutana kadar gelişmeye devam ederler. Vücutlarının iflas edeceği noktada ise hırsları bedenlerini diri tutmaya başlar ve saçmalık derecesinde daha da ileri gidebilirler.

(Azap)-Ve bu her iş için geçerli. Yeterince delirmeyenler delilerin ne kadar akıllı olduklarını anlayamazlar.

Azap için kendisi delirdiği sürece sorun yoktu. Etrafındaki diğer hiç kimse delirmese bile o delirecekti.

(Oğuzhan)-Gerçekten anlamaya çalışmak için doğru insan mısın emin değilim. Ama nedense sana katılmam gerekiyormuş gibi hissediyorum.

(Azap)-Bana katılmana ihtiyacım yok. Ben gidiyorum. Yarın sabah 5'te antrenman sahasında olun.

Eşyalarını toplayan Azap çantasını sırtına attı ve soyunma odasından ayrıldı.

(Ayberk)-Garip bir çocuk.

(Oğuzhan)-Onu anlayabiliyorum aslında.

(Deha)-Bende anlayabiliyorum.

(Ayberk)-Siz iyi misiniz çocuklar?

(Yücelen)-Azap haklı Ayberk. Hayatı futbola bağlıymış gibi oynuyor.

(Oğuzhan)-Azap, insanoğlunun gerçek duygularının bir yansıması gibi.

(Deha)-Sonsuz bencillik. İnsanların en büyük sorunu. Kazanma hırsı. Kaybetme nefreti. Birisinin bir işte kendisinden daha iyi olmasını hazmedememek. Bencillik ve egonun mutlak bir karışımı. Sürekli olarak kazanmak ve yüceltilmek isteyen insanoğlunun sonu gelmeyen açgözlülüğü bu. Ama ne var ki...

(Oğuzhan)-Ne var ki o piçe bakmak içimi kıpır kıpır ediyor.

Oğuzhan delirmeye başlamış gibi gülümsedi ve yumruğunu sıktı.

(Oğuzhan)-Onu sahanın ortasına gömüp bütün egosunu ayaklarım altına almak istiyorum. Futboldan korkacağı seviyeye gelene kadar onu ezmek istiyorum! Bu da tüylerimi diken diken ediyor amına koyayım! Azap'ı gebertmeden futbolu bırakmayacağım!

Yumrukları titreyen Oğuzhan mor bir aurayla sarılı hale geliyordu. Azap'ın nefes alıyor olması bile ona batıyordu. Ve bu nefret ona gerekli olan hırsı körüklüyordu.

(Deha)-Onu öldürmek isteyen tek kişi sen değilsin Oğuzhan!

Deha elini Oğuzhan'ın omzuna attı.

(Deha)-Karşısına çıkmaktan korkacağı bir defans olacağım. Hayır. Bütün oyuncuların korktuğu aşılmaz bir duvar olacağım!

Azap'ın sözleri ve davranışlarını anlayanlar için olaylar başka bir çerçeveden ilerliyordu.

-Yeterince delirmeyenler delilerin ne kadar akıllı olduklarını anlayamazlar.

(Ayberk)-Siz delirmişsiniz.

(Yücelen)-Bu işin oluru bu Ayberk. Haksız sayılmazlar. Alışmaya çalış.

***

Takımın dağılmasının ardından Azap eve gitmek yerine dışarıda kalmayı tercih etmiş ve Miray'ı da yanına alarak arabayla tura çıkmıştı.

(Azap)-Bir süredir babanla görüştüğüm bir konu vardı. Zaten tahmin ettiğim şeyleri söylediği konular.

(Miray)-Bir süredir babamla yan yanayken gergin görünüyorsun zaten.

Azap sahadayken bir canavar olsa da günlük ilişkiler kurmakta çok iyi değildi. Özellikle de aşık olduğu kişi yanındayken kelimeleri kullanma becerisini yitiriyordu. Futbol için ne kadar hırçınsa konu aşka gelince o kadar utangaçtı.

(Azap)-Kendime bir ev aldım.

(Miray)-Ha?

Miray aniden gelen bu bilgi karşısında şaşırmadan edememişti.

(Azap)-Seninle yaşamak için ayrı bir ev aldım ve son zamanlarda babanla konuştuğum şey buydu. Tabii, dediğim gibi, baban beklediğim cevapları verdi. Seni yanıma alacaksam evlenmemiz gerektiğini söyledi. Ki zaten bunu ikimizde biliyorduk. Sadece ailenin haberi olsun istedim. Arada sırada bende kalabilirsin. Bazen sizinkilerle bana misafir olursun. Uzun lafın kısası bir süre bu şekilde ilerleme kararı aldım. Size yük olmak istemiyorum.

Azap arabayı yol kenarına çekmiş bu konuşmayı yapıyordu.

(Miray)-Bize yük olmadığını biliyorsun değil mi?

(Azap)-Biliyorum ama bu şekilde devam etmek istemiyorum. Ne olursa olsun bir misafirim ve bu kadar misafirlik yeterli. Ayrıca, seninkiler sürekli benim sesime uyanıyorlar. Çok erken kalktığım için ister istemez onları da uyandırıyorum. Bunu da istemiyorum. O yüzden ayrı bir eve çıkıyorum. Evlenince de orası bizim evimiz olacak. Ya da istersen başka bir ev tutarız.

(Miray)-Seninle olduğum her yer evim zaten. Yeni eve falan gerek yok. Ama o evin eşyalarını ben seçerim.

(Azap)-Hahahah. Kabul. Şimdi. Eve mi dönelim yoksa biraz gezelim mi?

(Miray)-Gezelim biraz ya. Kaç gündür evdeyim canım sıkılıyor.

(Azap)-Bendesin. Deliler Tepesi mi Sancak Tepesi mi?

(Miray)-Deliler Tepesi'ne gidelim. Sancak Tepesi beni hala geriyor.

(Azap)-E uçurum tabii.

Azap vitesi değiştirdi ve gaza basarak Deliler Tepesi'ne doğru sürmeye başladı. Arada sırada böyle farklı yerlere gitmeyi seviyorlardı. Ama en sevdikleri yer deliler tepesiydi. Gün batımında oranın manzarasını seyretmeyi çok seviyorlardı. Tabii şu anda gün batımına daha vardı.

Azap Deliler Tepesi'nin eteklerine arabayı çekmiş ve Miray'la beraber oturuyorlardı. Arabanın içinde sıcak bastığı için dışarı çıkmışlardı. Azap kendini doğrudan çimlerin üzerine bırakmış ve Miray'da Azap'ın koluna uzanmıştı.

Yalnız olduklarını düşünürlerken tepeye giden yokuştan bir ses duydular ve anlık olarak dikkatleri oraya çekildi.

-... zorlanıyorum. En basitinden bu saatten sonra adım tüm dünyada duyulsa ne duyulmasa ne. Ölecek olduktan sonra bir önemi yok nasıl olsa.

--Bilmiyorum ufaklık. Bilmiyorum. Ölüyorsun ve benim elimden hiçbir şey gelmiyor. Gerçekten delirecekmiş gibi hissediyorum.

-Bazen neden hala yaşıyorum diye düşünüyorum abi. Yani, geçirdiğim onca krizin ardından neden hala ölüme kafa tutup ölmeyi reddettiğimi, neden hala hayatta olduğumu çok merak ediyorum. Çok saçma değil mi gerçekten?

(Azap)-Sanki duymamamız gereken şeylermiş gibi hissettim.

(Miray)-Çocuk sanki... tanıdık gibi aşkım ya. Daha önce görmüş gibiyim. Ah doğru! Yazar. Ayan... yok değil. Ayaz mıydı?

Miray telefonunu çıkarttı ve hemen internete girip "yazar ayaz" yazdı.

(Miray)-Doğru biliyorum işte bak. Ayaz Gündoğdu. Ünlü Türk yazar.

Miray telefonu Azap'a çevirdi ve Azap çocuğa baktı.

(Azap)-Gerçekten o.

-Daha yirmilerimde 90ları görmüş gibiyim. Şuna bak. Tepeyi çıkamıyorum lan.

Çocuk tepeyi çıkarken ayağı takılmış ve düşecek gibi olmuştu. Ardından yanındaki kişi onu tutmuş ve eğilmişti. Çocuk yanındakinin sırtına çıkmış ve koşarak tepeye tırmanmışlardı.

(Miray)-Kötü olmalı. Öleceğini bilerek yaşamak.

Konuşmaları duyduktan durumla ilgili sonra tahmin yürütmek zor değildi. Çocuğun öleceği ve bu durumdan haberdar olduğu belliydi. Bir şeylerden bıkmış gibi bir görüntüsü vardı zaten.

(Azap)-Ölümden kaçamazsın bebeğim. Ne yaparsan yap, nerede olursan ol seni bulacaktır. Bu hayatta geciktiremeyeceğin tek şey ölümdür.

Azap kendi kendine kıkırdadı ve Miray bu kıkırdama yüzünden neye güldün dercesine gözlerine baktı.

(Azap)-Azrail lakabıyla bunları söylemem biraz ironik oldu. Yoksa trajikomik mi demeliyim?

(Miray)-Sen kimseyi öldürmüyorsun aşkım, kafayı mı yedin?

(Azap)-Bazı insanlar için bir şeyleri başaramamak ölmekten beterdir hayatım. Ölüm sadece fiziki olduğunda can yakar. Ama insanlar sadece fiziken ölmezler.

Azap Miray'ın saçlarını okşamaya başladı. Parmaklarını yumuşak saçları arasında dolaştırıyordu.

(Azap)-Futbolda başarılı olamamaktansa ya da seni kaybetmektense ölmeyi yeğlerim.

(Miray)-Sen yine de ölme lütfen.

(Azap)-İkimizde ölmeyelim hayatım. Sonuçta benim kurmam gereken harika bir aile ve oynamam gereken bir futbol var.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.