İçeriğe geç

Futbolun Çocukları

Bölüm 19 · 8 dk okuma

Futbolun Çocukları

Bölüm 19

Cilt-1 Bölüm-19 Teklif

Azap topu bir gülle gibi ateşlediğinde Huzur uçarcasına zıplamış ve kafasıyla topa ucu ucuna da olsa dokunabilmeyi başarmıştı. Top kazandığı ivmeyle birlikte üst direğe çarpmış ve gökyüzüne yükselmişti. Huzur topu almak için koşmaya başladığında Azap çoktan havadaydı ve maçın son röveşatasını vurmaya hazırlanıyordu. Maçın bitimine saniyeler kalmıştı ve bu hareket maçın sonunu getirecekti.

(Huzur)-Hassiktir!

Her şey o an için yavaşlamış ve Huzur Azap'ın son darbesini ağır çekimde görmeye başlamıştı. Zaten 1 puan gerideydiler ve bu şutla birlikte biraz daha öne geçeceklerdi. Azap'ın karanlık kanatları korkutucu bir şekilde gökyüzünü kaplıyordu ve sonun habercisi olarak görevlerini yerine getiriyorlardı.

(Huzur)-Pekâlâ. Sen kazandın Azap. Yenilgimi kabul ediyorum.

(Spiker)-Azap maçın kaderini belirleyecek olan son vuruşunu yapmak adına gökyüzünde süzülüyor değerli izleyiciler! Beyaz Mucize'nin bu noktada yapabileceği hiçbir şeyi yok!

Azap tüm gücüyle gerilmiş ve topu kaleyle buluşturmak adına son hareketini yapmış ve ölümcül darbesini topa indirmek için bacağını savurmuştu.

-HEPİNİZİN TABUTUNA ÇİVİLERİ ÇAKACAĞIM DEMİŞTİM!!!

(Azap)-Son darbem... TAM KALBİNİZE!!!

-FWEEEPPPPP!!!

Fakat tam o anda o destansı anı bölen bir şey yaşanmış ve kulakları tırmalayan bir ses yükselmişti. Azap tam topa son darbeyi indirecekken kulaklarına çalınan düdük sesiyle birlikte şutundan vazgeçmiş ve bacağını boşa savurup topu es geçmişti. Takla atıp bir yıldırım gibi iki ayağı üzerine inmişti. Hakeme doğru sertçe bakmış ve...

(Azap)-DELİRDİN Mİ LAN SEN!?!?!? Böyle bir anda avantaja bırakman gerekmiyor mu senin!?!?!?

(Hakem)-Kes sesini! Farkındaysan bir defa düdük çaldım. İlk çaldığım üçlüyü seyirciler dahil kimse duymadı. İlk düdüğü çaldığımda top havadaydı. Düdüğü duymayıp zıplayan sendin.

O anda tüm seyirciler sessizlikle bezenmiş düzenlerini bozdular ve gırtlaklarını parçalamak istercesine bağırmaya başlayarak AltınKapı'nın galibiyetini kutlamaya başladılar.

(Azap)-Tch! benimle haklı haklı konuşma.

(Hakem)-Yani maç bittiğinde hala yerdeydin artist! Zaten kazanmışken ağlama bana!

(Azap)-Anladık be. Uzatma.

Huzur'un gözleri normal rengine dönerken gökyüzüne baktı ve ne kadar yorulduğunu fark etti. Maç sırasında yorgunluğunu hissetmiyordu.

(Huzur)-Ahh, sikeyim. Kaybetmeyeli uzun zaman olmuştu.

Huzur rahatsız olduğunu dibine kadar belli eden bir yüz ifadesiyle birlikte yumruklarını sıktı.

(Huzur)-Hala hatırladığım kadar boktan hissettiriyor.

Sonrada bir ölü gibi sahadan ayrılmak için hareketlendi. Nefret ettiği kaybetme hissi bedenini çevrelemişken kapanış gibi bire saçmalığa maruz kalmak istemiyordu. Hele de Azap kendisiyle uğraşırsa ona sağlam bir yumruk bile indirebilirdi.

(Azap)-Hoy! Düşmüş Melek! İyi oyundu! Uzun zaman sonra beni ciddileşmeye zorlayacak biri oldun. Yani zırlamasan iyi edersin!

(Huzur)-Ciddileşmen sikimdeymiş gibi!

Huzur Azap'ı hiç umursamadı ve arkasına bile bakmadan sahayı terk etti.

***

4-3 biten maçın ardından internet bu maçın yorumlarıyla dolup taşmıştı. Maç için 100 bin mesaj varken Huzur için 170 bin ve Azap için tam 230 bin mesaj atılmıştı. Huzur'un lakabı bütün internette değişmiş ve Azap'ın dediği şeye dönüşmüştü.

(Huzur)-Düşmüş Melekmiş! Göt verenler! Sıkıysa siz çıkın karşısına!

Huzur telefonunu yatağına fırlattı ve ayağa kalktı.

(Huzur)-Madem artık durum buralarda... sanırım işleri sertleştirme vakti geldi.

Huzur üstündeki her şeyi kenara atıp altına bir şort giydi ve odasından çıkıp evinin bodrumuna indi. Bodrum koca bir spor salonu gibiydi ve üst düzey bir spor salonunda olan her türlü alet vardı. Ama Huzur'un aradığı şey bunların hiçbiri değildi.

(Huzur)-Özel yapım top ve ağırlıklar. İşte buradasınız.

Huzur ağzı açık bir kutuya bakarken eğildi ve içindekileri aldı. Azap'ın kullandığıyla aynı normalden 5 kat daha ağır ve sert olan siyah renkli bir top ve özel olarak Huzur için yapılmış olan bilek ağırlıkları. El ve ayak bilekleri için 4 tane bilek ağırlığı. Her biri 10 kilodan toplamda 40 kilo ağırlık.

(Huzur)-Sizi tekrar kullanacağımı düşünmemiştim.

Huzur bütün spor salonuna baktı. Harcadığı her bir ter damlasını, ettiği her küfrü, bayıldığı onlarca seferi, merdiveni çıkamayacak kadar yorulup burada uyuduğu günleri düşündü.

(Huzur)-Düştüğüm gibi kalkmasını da bilirim.

***

(Azap)-Yani diyorsun ki o gün çektiğim o şutu gördün.

(Miray)-Evet. O yüzden seni durdurmak için bağırdım. O şut kaleci çarpsaydı eğer...

Azap Miray'a şut çekecekken neden kendisine bağırdığını sorduğunda Miray o gün gördüklerini anlatmıştı.

(Azap)-En iyi ihtimalle eline veda etmek zorunda kalırdı.

Tabii bu durum o şutun kalecinin eline ya da herhangi bir yerine temas etmesi durumunda yaşanma ihtimali olan bir durum. Kaleciye değmeyip doğrudan kaleyi delip geçtiği senaryoda kaleciye hiçbir şey olmayacaktı. Ki zaten öyle bir şuta tepki verebilecek kaleci sayısı 1 elin parmağını geçmezdi. Belki de o kadar kişi bile yoktu.

(Miray)-Ne düşünüyordun ki? Alt tarafı bir maç.

(Azap)-Alt tarafı bir maç değil işte. Bu, yaptığı işe âşık olan neredeyse herkeste olan bir duygu. Kazanma hırsı. Sadece benim gibi insanlarda bu hırs diğer insanlara göre çok daha üst noktalarda bulunuyor. Sebebi de...

(Miray)-Sen ve senin gibiler daha önce yenilgiyi tatmadınız.

(Azap)-Tam tersi. Yenilgiyi o kadar sert tattık ki bir daha o aşağılanmayı yaşamak istemiyoruz. Valentine piçiyle futbol oynamanın ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsin. Hayır, o piçle yaşamak futbol oynamaktan daha zor. Ve inan bana, dünya sahnesinde o şuta karşı durabilecek oyuncular var.

Azap düşen insanların her zaman daha güçlü bir şekilde ayağa kalkacağına inanırdı. Tabii yeterince inançlı olanlar için geçerli bir kuraldı bu. Çünkü kendisi için durumlar hep öyle olmuştu. Etrafındakiler tarafından sürekli olarak düşürülmüş ve ayağa kalkmasına yardım edilmemişti. O yüzden Azap her seferinde daha güçlü olarak ayağa kalkmak zorunda kalmıştı.

"Tamamlanmamış bir şut. "O" yavşağı delip geçmek istiyorsam tamamlamak zorundayım."

Diye düşündü Azap kahvesini yudumlarken.

(Azap)-Şutu durduramasalar bile zarar görmezler. Yani sakatlanmaları imkânsız gibi bir şey. Tabii onlar profesyonel ligdeler. Gençlik liginde o şutu durdurabilecek bir kişi bile yok.

(Miray)-Yine de insanları sakatlayabilecek bir şut çekmeni istemiyorum.

(Azap)-Beni Huzur kadar delirtecek biri olduğunu düşünmüyorum. U-20 ligindeki maçlar daha basit olur muhtemelen.

Eğer Türkiye sınırları içinde Huzur'dan daha iyi bir oyuncu varsa, en azından genç profesyoneller tarafında, kesinlikle Azap için harika olurdu ama Azap böyle bir şeyin olacağından emin değildi.

(Miray)-Daha zor olacağından eminim. U-20 ligindeki bazı oyuncular büyük takımlar tarafından isteniyorlar.

(Azap)-O kadarı önemli değil. Brezilya'nın genç yıldızıyım ben hatırlatırım. Dünya sahnesinde benden nefret eden oyuncuların sayısını bilmiyorum bile.

Azap çıktığı onlarca maçın ardından çok fazla düşman biriktirmişti. Öyle ki sadece diğer takımdaki oyuncular değil kendi takımındakiler bile ondan nefret ediyordu. Ama bu onun zerre kadar umurunda değildi. Ona öğretilen futbol tarzı 11 kişiyle oynamak üzerine değildi. Azap'ın öğrendiği futbol sahada bulunan 21 kişiyi de düşman olarak görmek hepsini yok etmek üzerine kuruluydu.

Durum bu şekilde olunca da Azap tekil bir oyun sergilediğinde ve önüne çıkan herkesi devirip bazen oyuncuları sakatlayacak kadar ileri gittiği için herkes kendisinden nefret ediyordu. Tabii bu nefret oyuncularla sınırlıydı. İş seyircilere geldiğinde Azap oldukça sevilen bir oyuncuydu. Azap'ın futbola uymayan oyun tarzı seyircilerin büyük bir kısmı için harika bir stildi.

Futbolda herkesin farklı bir yeteneği varken Azap onlar için bütün yeteneklere sahip lanet bir ana karakter gibiydi. O yüzden nefret edeninden çok seveni vardı. İnsanlar sanki yıllarca böyle bir oyuncu beklemiş gibi ona kapılıp gitmişlerdi.

(Azap)-Benden nefret etmelerinin bir önemi yok gerçi. Üzerlerine bastığım basamakların benden nefret etmesi doğal.

(Miray)-Bazen gerçekten benim sevdiğim o tatlı çocuk musun emin olamıyorum.

(Azap)-Sen başka futbol başka aşkım. Sen benim rakibim değilsin. Sen benim en değerlimsin. Senin gördüğün kişiliğim ve savaş alanında gösterdiğim kişiliğim bir olmayacak elbette. Damarlarımda akan kan sahaya adım attığım an yıkıma dönüşüyor.

(Miray)-Sahadayken korkunç olduğunu kabul ediyorsun yani.

(Azap)-Elbette ediyorum. Senin yanındayken gayet tatlıyım bence. Ama orada işler farklı. Valentine piçinin bütün felsefesi kanımda dolaşıyor. "Avcılarda yeri geldiğinde avlanmaya hazır olmalıdırlar. Ancak ve ancak "ölüm", avlanma korkusu olmadan avcılık yapabilir." Bana öğrettiği şey buydu. Benden sahadaki her şeyin ölümü olmamı istedi.

(Miray)-Ve sende buna uydun.

(Azap)-İnsanların egosu her zaman onları kontrol eder aşkım. Konu ne olursa olsun insanları egoları yönetir. Ya egon aç kalacak ve yaralı bir aslan gibi acı içinde kıvranacaksın. Ya da sonsuz doyumsuzluk içinde yoluna çıkan her şeyi ve herkesi katledip egonu diri tutacaksın. Ama burada ortaya küçük bir fenomen ortaya çıkıyor. Eğer egon gereğinden fazla aç kalırsa seni kemirmeye başlar. Ve sende acını dindirmek için kendini yer bitirirsin. O noktada ya ölürsün ya da hiç olmadığın kadar yükseğe çıkarsın. O piç kuruları içimdeki köpeği o kadar aç bıraktılar ki...

(Miray)-Canavarın tekine dönüştün.

(Azap)-Aynen öyle. Canavarın tekine dönüştüm. Ama bu önemli değil. Sen yanımda olduğun sürece insanların beni nasıl gördüğü önemli değil.

(Miray)-Hah. Çapkın ya. Yine bana asılmaya çevirdin durumu.

(Azap)-Toplar 90'a kalbim sana asılı aşkım.

(Miray)-Hahahah. Bu güzeldi. Çok güzeldi. Ama komik olduğunu da bilmeni isterim.

(Azap)-Hahahahah. Komik olduğu kısmına katılabilirim sanırım.

Azap kahvesinin son yudumunu alırken gülümsedi. Sonra da Miray'a baktı.

(Azap)-Kalk hadi. Sana bir sürprizim var.

(Miray)-Sürpriz?

(Azap)-Kalk hadi kalk. Sonra şaşırırsın.

Azap Miray'ı elinden tutup sandalyeden kaldırdı ve evden dışarı uçtular. Azap Miray'ın kapısını açıp arabaya bindirdi ve ardından sürücü koltuğuna geçti. Arabayı çalıştırdı ve gaza bastı. Kısa sürede bir evin önüne geldiler.

(Miray)-Senin evin değil mi burası?

(Azap)-Evimiz diyelim. Seçtiğin eşyalar geldi. Hepsi yerleştirildi. Senin odamıza küçük bir ekleme de yaptım. Şimdi o eklemeyi görmeye gidiyoruz.

Eve çıktıklarında Miray'ı karşılayan şey seçtiği bir sürü tablo ve çeşitli dekorasyonlardı. Aldığı her şey eve harika bir şekilde yerleştirilmişti. Sadelikle dolu bir ev istemişti ve seçimlerini iyi yaptığı ilk bakışta anlaşılıyordu.

Sıra yatak odasına geldiğinde Azap kapıda durdu. Miray'ın karşısına geçti.

(Azap)-Pekâlâ. İçeride göreceğin şey seni fazlasıyla heyecanlandırabilir. Önden uyarayım.

(Miray)-Daha da heyecanlandırma beni ya. Meraktan çatlıyorum zaten.

(Azap)-Tamam tamam. Geç hadi.

Azap'ın önünden çekilmesiyle Miray'ın önü açıldı ve odaya girdi. Etrafı iyice süzdü ve aldığı her şeyin harika bir şekilde düzenlendiğini gördü. Ama kendisin bekleyen sürprizi göremedi.

(Miray)-Aşkım burada ekstra bir şey yo... k...

Miray, Azap'a bakmak için arkasını döndüğünde gördüğü şeyle birlikte nefesi kesildi. Deminden beri aradığı sürprizle bir anda göz göze gelmişti. Azap, tek dizinin üstüne çökmüş halde ona bakıyordu. Elinde, kapağı kapalı küçük bir kutu vardı. Gözleri, Miray'ın gözlerinin ta içine kilitlenmişti.

(Azap)-Miray'ım. En değerlim. Biliyorsun ki hayatım boyunca her şeyi tek başıma yapmaya çalıştım. Düştüm, kalktım, savaştım... ve hep yalnızdım. Ama artık o yolları seninle birlikte yürümek istiyorum. Birlikte yeni yollar çizmek, yeni yollar keşfetmek istiyorum.

Azap elindeki kutunun kapağını açtı. İçinden çıkan yüzük, Miray'ın zamanında çok beğendiği ve kendi parıltısını yansıttığını hissettiği o yüzüktü. Yüzük ışığın altında bir yıldız gibi parladı.

(Azap)-Miray, bütün bir ömrü benimle birlikte geçirmeye ne dersin?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.