Çiçeklerle dolu bir bahçedeyim. Üzerimde hayatım boyunca gördüğüm en zarif elbise var; ince işlenmiş kumaşı tenime dokundukça kendimi başka bir dünyadaymışım gibi hissediyorum. Karşımda bir adam, sırtı bana dönük. Uzun boylu, sarışın ve kendinden emin bir duruşu var. Ona doğru adımlarımı atıyorum, elim titreyerek uzanıyor, neredeyse omzuna dokunacağım… tam o anda. Alarm sesi. Tabii ya. Başka ne olacaktı ki? Evrenden mesaj gibi: “Anca rüyanda.” Kendi kendime söylenirken annemin sesi çınladı: — “Manolya! Hadi ama kızım, saat kaç oldu?” Saat mi? Daha sabahın sekizi! Haftada bir izin günüm var, öğlene kadar uyumak hakkım değil mi? Of… Neyse, mızmızlanmanın faydası yok. Yataktan kalkıp aynaya baktığımda dünden kalan makyajım biraz dağılmıştı. Cildim iyi dayandı, ben olsam çoktan isyan eder, yüzümün ortasında koca bir sivilce patlatırdım. Yüzümü yıkayıp salona geçtiğimde, babam her zamanki gibi televizyon karşısında oturuyordu. — “Günaydın.” dedim. — “Günaydın mı? Tünaydın, tünaydın!” diyerek gülmeye başladı. Annem içeri girdi: — “Bırakın günaydını, tünaydını… sofraya oturun artık.” Klasik pazar kahvaltımızı yaparken planlardan konuştuk. Benim pazar rutinim belli: Sevgi. Çocukluğumdan beri en yakın arkadaşım. Her pazar buluşuruz: önce biraz alışveriş, sonra yemek eşliğinde haftanın raporu, kapanışta da tatlı. Hayatım uzun zamandır çok sıradan, tek eğlencem bu. Hazırlanmak için odama geçtim. İşte benim için en güzel kısım. Müzik açıp kıyafet seçmek, takılara karar verememek, makyajı yavaş yavaş tamamlamak… Zaman su gibi akıp geçti. Bugün biraz özenmek istedim: siyah sade bir elbise, zarif topuklular, altın takılar ve gözleri ön plana çıkaran bir makyaj. Aynaya bakınca istemsizce ağzımdan “Oha” çıktı. Dışarı çıktığımda, her zamanki gibi Sevgi benden önce buluşma yerine gelmişti. Gülümsemesi bana doğru yayıldığında içim ısındı. Ya şu kızın gülüşü var ya, insanı hayata döndürüyor. Alışveriş derken zaman aktı geçti, derken yemek için oturduk. Sevgi’nin bakışları bir anda ciddileşti. — “Sana önemli bir şey söylemem lazım. Aslında emin olmadan açmak istemiyordum ama senden saklayamadım.” Merakla eğildim: — “Eee?” — “Sanırım… birinden hoşlanıyorum.” Şaşkınlıkla gözlerim kocaman oldu. — “SEN? BİRİNDEN? HOŞLANIYORSUN?” En son lisede birinden hoşlandığını söylemişti. — “Ya emin değilim ama galiba evet.” dedi, yüzü biraz kızararak. — “Yani ciddi misin?” — “Evet… hiç beklemiyordum ama oldu işte.” Heyecanla üsteledim: — “Anlat bakalım, kim bu çocuk? Ne iş yapıyor, arkadaşıma layık mı?” Sevgi utangaçça gülümsedi. — “Adı Ümit. Çok tatlı bir çocuk… şeyyy…” Kaşlarımı çattım. — “Ney?” — “Müvekkilim.” Bir an beynim durdu. — “Bu yasal mı?” diye pat diye sordum. — “Yok değil, birazdan gelip beni ters kelepçeyle götürecekler zaten.” — “Yaa ben onu sesli mi düşündüm?” — “Hayır, ben zihin okuyorum.” dedi gözlerini devirmeden önce. Aramızda gülüştük ama merakım dinmemişti: — “Ne iş yapıyor peki?” — “Bak, dalga geçmek yok. Söz mü?” — “Yine mi torbacı? Sonuncusu balici değildi, balinin ta kendisiydi!” — “Offf! Söylemiyorum işte.” — “Tamam tamam sustum. Söyle.” Derin bir nefes aldı. — “Futbolcu.” — “NE?!” Şaşkınlıktan sandalyeden düşecek gibi oldum. — “Sen ciddi misin? FUTBOLCU MU?” — “Evet, futbolcu. Torbacı olsa daha mı iyiydi?” — “Tabii ki evet! Futbolcular… aldatır, egoisttir, saygısızdır… Daha ne olsun?!” Sevgi sabırla gözlerini kıstı. — “Tanısan seversin.” — “Peki tanışmanız nasıl oldu?” — “Aslan vardı ya… beni ona önermiş. Çocuk içeri girer girmez tuhaf hissettim. Önce anlamadım ama sonra fark ettim.” Bir an durdu, gülümsedi. — “Ümit Eraslan.”
Bölüm 2
Önyargı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.