Eskimeye yemin etmiş bir defter sayfasının sarıya çalan rengine inat, mürekkebi kurumayan kalem sahibesi, yeni bir dehlizde parmaklarını gezdirmiş ve kimsenin tarihini bilmediği soğuk bir geceye tüm kitap karakterlerini sürüklemiş baş köşeye ise onları yerleştirmişti.
Onlar...
Tüm kalıplara ihanet eden, kuralları çiğneyen ve bazen de el mecbur boyun eğenlerdi.
Onlar...
Birbirlerine düşen gönüllerinden habersiz sürekli sırt sırta verenlerdi.
Ve onlar...
Birbirlerine veda etmeyi beceremeyenlerdi. Ta ki bu geceye kadar.
Genç adam öfkeli gözlerini karşısındaki babasına dikerken, dudaklarına dökülen semi bir an olsun acımadan akıtmış ve büyük konağın içinde kadınların feryatlarının birbirine karışmasını sağlamıştı.
"Gerekirse mezar taşım olmadan ölürüm yine de bu evde durmam."
Masanın üstünde duran ceketini hırsla aldığında bir an olsun düşünmeden arkasını dönmüştü.
Onu duraksatan ise babasının sözleri olmuştu.
"Bu konaktan bir kez çıkarsan bir daha geri gelmene izin vermem Siraç!"
Genç adamın annesi bu sözlere dayanamıyormuş gibi acıyla ağlamaya başladığında, gözü kimseyi görmemeye yemin etmiş olacak ki arkasına dahi bakmadan yürümeye devam etmiş ve yakıp yıkan son sözlerini söyleyip kara bir matem havasının geceye düşmesine izin vermişti.
"Ne ölüne, ne ölüme!"
Bu da son sözlerdi. Soğuk bir kış gecesi tüm zenginliğine rağmen sadece ceketini alıp yalnızlığa yemin etmiş, herkesin aklına hatırlandıkça ağlatacak kötü bir anı bırakmıştı.
Taşlı yolda yürürken adımları sertti. Hiçbir şeyi gözü görmediği gibi düşüncelerine de girmesine izin vermiyordu. Fakat ne yaparsa yapsın aklından çıkaramadığı da vardı.
Zümrüt yeşili gözler nereye giderse gitsin kalbinden sökülüp atılacak gibi değildi.
Adı gibi iyi bildiği yolları son kez onun için adımladığında, ailesini terk edişinde bile sızlamayan yüreği onun yokluğunu düşündükçe cayır cayır yanmıştı.
Adımları avlu kapısının önünde durduğunda, sedirin üstünde oturan kızla beraber derince yutkunmuştu. Az önce çarpıp çıktığı kapıdan ötürü girip girmemekte tereddüt etse de mevzu bahis o, olunca işlevsiz bir makineden farksızdı.
İçeri girdiğinde genç kızın dinlediği kısık sesli müziği duymuş ve usulca yanına doğru adımlamıştı.
Zümrüt yeşilleri onu fark ettiğinde önce şaşırmış ardından ise haylazca sırıtmıştı.
"Siraç ağa, hangi rüzgar attı seni bu saatte buraya?"
Kara gözleri, meftunu olduğu gözlere bir intihar ipiyle asıldığında hafızasından bir an olsun çıkmayacağını bile bile yüzünün her detayını aklına kazırcasına süzmüştü.
Bu bakışlara anlam veremeyen o, sanki hissetmiş gibi oturduğu yerde dikleşmiş ve yüzünden silinen tebessümü ile bir şeyler söylemesi için ısrarcı bakışlarını üzerinden çekmemişti.
"Siraç, bir şey mi oldu?"
Sanki onlara inat yapar gibi gökyüzü zamansız bir an da içler acısı bir feryat bırakmış ve akacak olan gözyaşlarını haber etmişti.
"Mirhan..." dedi. Kimsenin kullanmadığı ve belki de unutmak üzere oldukları o ismi kullanarak.
Zira anlamı kadın hükümdar demekti, genç adam ise ismini layıkıyla taşıyan bu genç kızın, kalbinin en yegane hükümdarı olduğunun bilinciyle ona bu ismi çok yakıştırıyordu. "...Gidiyorum ben."
Tek nefeste söylediği sözlerin genç kızın kaç gece nefesini keseceğini bilmeden ekledi.
"Ne zaman dönerim bilmiyorum... Döner miyim onu da bilmiyorum."
"Ne demek gidiyorum? Nereye gidiyorsun, ne oldu da bir an da memleketini terk ediyorsun?"
Memleket dediğinde genç adamın gözünün önüne ayak bastığı topraklar bir an olsun gelmedi.
Zira onun memleketi karşısında duran genç kadındı.
Kafasını iki yana salladı bu yüzden ve Mirhan'ın anlamayacağını bile bile mırıldandı.
"Memleketimi terk etmiyorum."
"Ediyorsun Siraç! İki kuru veda sözcüğü sıralayıp gidecek misin gerçekten?"
Usul usul yağmaya başlayan yağmur araya girecek olan onca sene için geceye ah bıraktı.
Ve hala birbirlerine hiçbir şey itiraf edemeyen bu iki gencin sevdasına karşılık tüm Kars sokaklarında gezintiye çıktı.
"Veda ettiğim sen değilsin..." Derince bir iç çekip eklemişti.
"Ben gittikten sonra, ne olursa olsun kadere boyun eğme olur mu?" Büyüdükleri topraklar, keskin kurallar ve onlar için yazılan alın yazıları... Hiçbir şeye boyun eğsin istemiyordu Siraç.
Mirhan dayanamıyormuş gibi oturduğu yerden kalktığında acımasızca karşısındaki adamı süzmüş ve büyüdüğü evin ona armağan ettiği kibirle karşılık vermekten bir an olsun çekinmemişti. Çünkü o, öfkelendiğinde tıpkı onun gibi yakıp yıkmaktan geri durmazdı.
"Kader dediğin şeyi bu evde ben belirlerim. Ve inan hiçbir zaman senin yaptığın gibi kaçıp gitmem..." Omuzları soyadının vermiş olduğu büyük yükle ağırlaştığında, günün birinde hanımağa olarak anılacak olmanın getirdiği özgüvenle eklemişti.
"Neden biliyor musun çünkü ben savaşmayı biliyorum, arkamda gözyaşı dökecek olanları bile bile gitmeyi seçmiyorum.
"Mecburum lan mecburum!" Sesi, sertti. Taviz vermez yüz ifadesi ve gözlerinde daha önce hiç görülmeyen ateş Mihran'ı kırıp geçsede geri durmadı.
"Seni asla affetmeyeceğim."
Siraç, bilir gibi dudağının kenarını kıvırdı ve birbirlerine hala itiraf edemedikleri sevdasını oraya gömdü.
"İkna etmesini bilirim."
Kafasını iki yana olumsuz manada salladı genç kız, gözleri her an dolacak gibi olsa da gururundan yine de ödün vermiyordu.
"İki cihan bir araya da gelse..." diye başladı asıl hikaye. "Yer ile gök birbirine de girse..." diye devam etti ve darmaduman bir kalp bıraktı ardında. Aslında bugün tek giden o değildi.
"Ben seni affetmem!"
Omzunda asılı duran bir ceketle, başı önünde eğik ikinci bir konak kapısından çıkarken genç adam aldığı aha rağmen dönüp bakmadı ardında kalan genç kıza.
Bakmaya kıyamadı çünkü dönüp bir kez bakarsa gidemezdi, biliyordu.
Ve gökyüzü bugün ikisi için ağıtlar bıraktı, o gece ise onlara eşlik eden kısık sesli, eski bir şarkı oldu.
Yara bere içindeyim.
Bir uçurum dibindeyim.
Elim uzar, ölüm çeker.
Yaram kanar, kanar kanar...
•~•~••~•~•~~•~•~•~•~•~
Uzun süre sonra ilk kez çok eminim.
Çok içime sindi.
Feris Mirhan Şanlı...
Siraç Alkorzade...
Yanılmıyorsam eğer wattpadde ilk FÜRUZAN adlı hikaye.
Uzun süredir aklımdaydı, uyumadan önce sürekli kafamda kurup kurup siliyordum ve sonra dedim ki niye içimde tutuyorum ki bunu sizinle de paylaşmam gerektiğine karar verdim.
Ve işte sizinleyiz.
Ayayayyayaya, dolu dolu bölüme boğmak istiyorum sizi ama malum şartlar :((
Düşüncelerinizi o kadar merak ediyorum kiiiiii bisssssürü yorum istiyorum.
Nasıl buldunuz?
Siraç, sizce nasıl bir karakter?
Feris Mirhan?
İsimler konusunda bugün o kadar çok düşündüm ki azıcık da aceleye gelmiş olabilir. O da nazar boncuğumuz olsun ayol hahahahaha
Şimdi de hepinizi giriş bölümümüzle baş başa bırakıyorum. Şarkıda direkt bizimkileri anlatıyor... Bizimkiler mi? Şimdiden çok sahiplendim ehehehhehe
Sizi seviyorum ❤️
Okur kalın 🥀
