Kar fırtınası her şeyi yutuyordu. Bembeyaz hiçliğin tam ortasında
bir kadın yaklaşıyordu. Etrafında dönen siyah dumanlar, beyaz
hiçliğin içerisinde tek bir leke gibiydi. Yağış hızlandıkça kadının
etrafındaki dumanlar belirginleşmeye başlıyordu.
Kadın aniden durdu, sanki bir şey hissetmişti... Arkasına bakmak
için kafasını çevirdi. Birkaç saniye sonra yerinden sıçradı. Beş metre
geriye çekildi. Korkmuştu. Tıpkı kurt görmüş yavru bir tavşan gibi
korkmuştu. Korktuğu kişi tam karşısında duruyordu. Sarı tonlarda
kıyafetlerle, güneşe benzer enerjisiyle oradaydı. Etrafındaki kar
eriyor, hatta buharlaşıyordu.
"Burada ne işin var? Jutsu..." dedi kadın. Korktuğunu belli
etmemeye çalışıyordu fakat gözlerinin bile titrediği belliydi.
"Şuna bak, korkundan titremen durmuyor. Kaybettin bunu ne
zaman anlayacaksın?" Jutsu yavaş adımlarla kadının üstüne
yürüyordu.
"Uzak dur!" diye bağırdı kadın. Jutsu bir saniye duraksadı.
"Merak ettim de şu hoşlandığın çocuğun adı neydi? Adila mıydı?
Hayır hayır, Atilla’ydı değil mi?" Jutsu gülümsüyordu.
"Kes sesini!" Kadın yerden çıkarttığı simsiyah sert bir kazık
çıkardı. Çok hızlıydı, saniyeler içinde aradaki mesafeyi kat etmişti.
Jutsu’nun yüzünün tam ortasına geliyordu. Yüzüne varmasına otuz santimden az kaldığında Jutsu kazığa iki parmağıyla vurdu.
Parçalanan kazık parçaları karların içinde kayboldu.
"Bu kadar mı?" Jutsu küstah bir gülümseme takınmıştı.
Kadın tek kelime dahi etmeden yerden onlarca kazığı daha fırlattı.
Jutsu gelen her kazığı tek hamlede yok ederken kadın etrafından
dolanan karanlığı Jutsu’nun üstüne doğru fırlattı. Karanlık
büyüyordu, daha fazla büyüdü ve daha fazla... Tıpkı küçük başlayan
bir dalganın tsunamiye dönüşmesi gibi Jutsu’yu yuttu.
Kadın terlemişti, soluk soluğa kalmıştı. Sıcak teri yağan karla
karışınca üstünden dumanlar çıkıyordu. "Pekâlâ, şimdi benim sıram."
Jutsu dev karanlığın içinden çıktı, doğrudan kadının üstüne doğru
geliyordu. Kadın sözleri duyup başını kaldırdığında çok geçti. Jutsu
çoktan üstüne gelmiş ve karnının boşluğuna çok sert bir yumruk
vurmuştu. O kadar kuvvetliydi ki öndeki ve arkadaki karlar havaya
kalkmış, bembeyaz kar tabakası yerini otlara bırakmıştı.
Darbe kadını afallatmıştı. Tekrar kendine gelmeye çalışırken
Jutsu’nun sol omzuna attığı tekme ile yerde yuvarlanmaya başlamıştı.
Gözünü zor açıyordu, çırpınıyor, kalkmaya çalışıyordu.
"Bitirelim şu işi." Jutsu avucunu açtı. Avucunun içinde küçük bir
küre şeklinde parlaklık belirdi. Saniyeler içinde parlaklık mermi gibi
kadının omzuna çarpıp onu yaraladı.
Jutsu kadının yanına geldiğinde sağ ayağını onun üstüne attı. "Kehaneti mi gerçekleştirecektin? Bana ihanet ettin. Bir de üstüne
bana zarar vermeye kalktın. Bu kabul edilemez!"
Sinirlenen Jutsu defalarca tekme savuruyordu.
"Bana ihanet sebebin olan şu çocuk. Bakalım ne yapıyorlar?"
Jutsu üç parmağını önünde hareket ettirdi. Karşısında sarı bir çember
belirdi. Şeffaf merkezi başka bir yeri gösteriyordu. Karanlıkta
hareket eden bir arabaydı; lüks ve siyah bir araçtı. İçerisinde iki kişi
vardı.
"Şuna bak, sana kazandım. Şu çocuk mu?" Jutsu avucunda
tekrardan bir beyaz küre oluşturdu.
"Cevap versene!" dedi Jutsu ve son bir tekme daha atmıştı.
"S... Seni öldüreceğim Jutsu!" dedi kadın.
Bunu duyan Jutsu diz çöktü. Dizini kadının karnının boşluğuna
bastırdı. Kadının boğazına yapıştı.
"Beni öldürmek için tüm öncü kristalleri, tüm öncü kitapları ve
tüm öncü kılıçları kullanman lazım."
Kadının boğazını sıkan Jutsu ellerini gevşetti ve ayağa kalktı.
Avucundaki parlak küreyi aracın olduğu ekrana fırlattı. Küre geçer
geçmez pencere kapandı. Jutsu tek hareketle gözden kaybolmuştu.
Kadın ise kar fırtınasının içinde gözyaşlarını tutamadan ağlıyordu.
Sadece o, karanlık, kan ve kar vardı.

