"Ben de özür dilerim... Sizi dans ederken gördüğüm için.."
~~~~
Aynadan son kez kendime baktım. İş görüşmesine gideceğim için aşırı derecede heyecan basmıştı. Neden heyecan bastığına anlam veremiyorum.
Sadece garson olacaktım hâlbu ki. Hep gülümseyen, neşe kaynağı olan bir kız olarak aşağı indim.
Annem bana 'ooo' yapıyordu. Annemi görünce şaşırmıştım. Genelde voleybol takımı ile ilgilenir belki eve bile gelmezdi. Babam ise ben küçükken kaçıp gitmiş. Bu yüzden onu hiç görme imkanım olmamıştı.
Açıkcası annem bana yetiyor, yani o adını bile bilmediğim adama gerek yok!
"Bebeğim, çok güzel olmuşsun," diyen annemin yanağına içli bir öpücük bıraktım. Garson olmak için iş görüşmesine gideceğimi dün öğrenmişti.
Buna ne kadar karşı gelse de ben sadece voleybol ile ilgilenmek değil çalışmakta istiyordum. Yani anneciğim kendini boşuna hırpalama.
"Anne, ben diyorum ki..."
Bir anda gözlerini kısması ile sözümü devam ettirmedim. Sonra dudaklarımı büzerek devam ettim. "Şu Lee hoca varya. Onun bir oğlu var Minho diye hattâ kardeşi de var Felix diye."
Annem bu girdiğim hallere gülmemek için kendini zor tutuyordu. "Eee.. Kızım sonra?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Nasıl söyleyebilirdim ki “Anneciğim bana arkadaşın olan Lee hocanın oğlu olan Minhoyu ayarlasana” mı diyecektim?
Derin bir nefes verip, olayı es geçtim. Annemin pürüzsüz yanağına tekrar bir öpücük bırakıp, "Ben gidiyorum!" diye geçiştirip hemen evden çıktım.
。・:*:・゚★,。・:*:・゚☆
Restoranta girer girmez, gözüm karşıdaki takım elbise giyinmiş, yaşı 40-50 olan adama takıldı. Patronun o olduğunu emin olarak adamın yanına gidip tatlı tatlı
gülümsedim. Bay Choi bana gülümsedi.
"Hoş geldin Yurim."
"Hemen konuya geçeceğim çünkü bir iş görüşmem var," dedi beni süzerken. Kafamı olumlu sallayarak bay Choi'yi yanıtlayıp konuşmasını bekledim.
Boğazını temizleyerek bir kağıt ve kalem uzattı "Bunları imzala ve işine başla." Gözlerimin irileşmesini engelleyerek kağıdı Bay Choi'nin elinden alıp, imza attım.
Bay Choi, imzaladığım kağıdı almış dosyasının içine sıkıştırdı. Bana hemen restorantın önlüğünü verdi. Ben de zaman kaybetmeden hemen gidip sadece çalışanlar girebilir yazan oda da üstümü değiştirip işime başladım.
Heyacan basmıştı resmen. Sarışın tatlı mı tatlı benim gibi oda buranın çalışanı olan kız gelip bana elini uzattı. "Merhaba, tanışalım mı?" sorusuna gülümsedim.
Ne mutlu bana, hemen benimle tanışmak isteyen insanların olması. Kafamı olumlu yönde sallayıp, elini nazikçe sıktım.
"Yurim... Hwang Yurim."
Gülümsedi ve elini çekip, tatlı gülümseme ile bana kendini tanıttı. "Sana... Minayozaki Sana." İsmi ve soy ismi birbirine uyuyordu. Yani ortaya güzel bir isim örneği çıkmıştı.
Merak ettiğim soruyu tam soracakken bir müşteri bize seslendi. Bizde mecburen konuşmayı bölüp müşteriler ile ilgilenmeye başladık.
Müşteriler kalkınca, bir anda gözüm dışarıda hüzünle yemekleri inceleyen çocuğa takıldı.
Üstünde ki kıyafet yırtıktı, gözleri gerçekten o kadar güzel olmasına rağmen duygusuzluk ile yemekleri inceliyordu. Yaşı ise ortalama 11-12 olduğuna emindim.
Yavaşça ona doğru ilerledim. Çocuk anlam veremediğim derecede hemen benden uzaklaşmış, direkt olarak bir ara sokağa girmişti. Şaşkınca gözlerimi kırpıştırarak tekrar restoranta girdim. Neydi o öyle?
。・:*:・゚★,。・:*:・゚☆
Restoranda sadece ben kalmıştım. Görevim buraları temizlemekti. Bulaşıkçı bile görevini bitirmişken, ben hâla yerleri siliyorum.
Canım sıkılmaya başladığında Twice'ın “The Feels” şarkısını açtım. Oynaya, zıplaya dans ediyordum. Hiç bir şey umrumda değildi sanki. Vilada artık yerleri silmek için bir malzeme değil mikrofon olmuştu.
Şarkıya eşlik ederken hem yerleri siliyor hemde dans ediyordum. Eğlenceliydi. En azından zaman geçiyor, yerleri yorgunlukla değil eğlence ile siliyordum.
Şarkı bitimi geldiğin de dizlerimin üstüne çöküp, 'A' kelimesini uzatarak sonlandırdım. Fakat bir an da arkamdan gelen ses ile birlikte gözlerim irileşti. Ayağa kalkıp, arkamı döndüm.
İrileşen gözlerim bu sefer gördüklerimin karşısında daha da açılarak çıkıcak hale geldi. Resmen karşım da sadece Seul'un değil Güney Kore'nin en ünlü şirketinin sahibi Hwang Hyunjin duruyordu.
Şaşkınca bana bakarken, tahminen menajeri olan adam eli ile ağzını kapatmış gülmemek için çaba sarf ediyordu. Yutkundum.
Tanrı'm lütfen bana bir şans daha ver, senin yanına gelmek içim çok gencim..
Elimde duran viladayı duvara yaslayıp hala bana şaşkınca bakan Bay Hwang Hyunjin'e ve menajeri sandığım adama döndüm. Alt dudağımı dişleyerek önlerinde eğildim.
"Özür dilerim efendim," dedim aptal gibi. bay Hyunjin bir şey mırıldanmıştı fakat duymamıştım.
"Ben de özür dilerim... Sizi dans ederken gördüğüm için.."
Menajeri biraz daha dayanamamış kıkırdamıştı. İkimiz de aynı anda ona döndüğümüz de hızlı adımlar ile dışarı çıkmıştı.
Anlam veremediğimiz şeylere ne denir? Tekrar bana bakıp süzmeye başladı. Ne bakıyorsun adam konuşsana! Tanrı'm ne diyeceğimi bilmiyorum. Kahretsin.
"Tekrar özür dilerim... Benim gibi sala- Yani benim gibi bir kız görmemişsinizdir. Ama bunu unutun lütfen, bu günlük yemeğinizi ben ısmarlayacağım," dedim tatlı tatlı gülümseme sergilemeye çalışırken.
İlk yanaklarıma bakıp arkasını döndü. Anlam vermemiştim ki- kıkırdaması kulaklarımı kapladı. Neden gülüyordu? Bir dakika! Tanrı'm bir kere yüzüme gülsen şaşarım, bak ne haldeyim!
Yanaklarımın ateş için de olduğunu fark ettiğim an yüzümü buruşturup, cebimden maskemi çıkardım ve hızla taktım. Bay Hyunjin tekrar bana döndü.
"İlk öncelikle, tekrar seni dans ederken gördüğüm için özür dilerim. Ayrıca senin gibi bir kız ilk defa görüyorum," demesi ile dudaklarını birbirine bastırdı.
"Ama burada ki suçlu benim. Restorant kapanmış olmalı ve ben bunu bile bile girip sizin dansı- yani işinizi böldüm."
Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapatıp derin bir nefes aldım. "Sorun değil efendim. Sizi burada görmek arzumuzdur."
Yalana bak ne arzusu be! Bay Hyunjin gülümsedi.
"Teşekkürler. Ama ben sizi daha fazla oyalamadan gitsem iyi olur." Aynen canım ikile lütfen..
Kafamı sallayarak onayladığım da bir şey demeden hemen gitti. Ne yaşamıştım ben? Çok üstünü çizmeden yerleri sildiğimi fark edince maskemi çıkarıp tekrar cebime koydum.
Oflaya puflaya gidip üstümü değiştirdim. Çıkmadan önce lambaların hepsini kapatıp kilitleri çektim.
Eve yürümeye devam ederken hala aklıma bir saat önce ki olay gelip duruyordu. Tekrar yanaklarım âl âl olmuştu.
Tabi utanırsın kızım! Birde utanma istersen... Koskoca şirket sahibine rezil oldun.
Eve düşünceler ile varmış saatin kaç olduğuna bakmadan soğuk bir duş alıp, yatağıma uzandım. Ben şimdi bu adamın üstümde bıraktığı utangaçlık ve rezillik ile nasıl yaşayacaktım?
Bölüm sonu...
Yurim

Hyunjin

Seungmin

Yeji

Watty geri dönene kadar buradayız!


